Katı Atık Projelerinin Finansmanında PPP Yöntemi

24 Aralık 2009 Dergi: Eylül-Ekim 2009

Yerel Yönetimlerin Atık Yönetimindeki Sorumluluğu

Mevzuata bakıldığında Belediye Kanunu m.14/2 ve Büyükşehir Belediyesi Kanunu m.7/i uyarınca belediye sınırları içinde katı atık hizmetlerinin sunulması belediyenin yetki, görev ve sorumluluğundadır. Bu cümleden olarak, bir iktisadi değeri olan katı atıkların mülkiyeti de belediyeye ait bulunmaktadır. Bu nedenle, katı atıklardan ve bu atıkların işlenmesinden elde edilecek gelir veya mamul de belediyeye aittir. Belediyeler, katı atık tesislerini kendileri kurup işletebilecekleri gibi, bu hizmetleri 'yapar veya yaptırır', 'kurar veya kurdurur', 'işletir veya işlettirir' cümlesinden olarak bu tesisleri hukukun sınırları içinde üçüncü kişi veya kuruluşlara 'yaptırabilir, kurdurabilir, işlettirebilir'.

Katı atık yönetiminin finansmanında yerel yönetimler büyük zorluklarla karşılaşmaktadır. Bilindiği üzere belediyenin gelirleri, vergiler, harçlar, genel bütçeden ayrılan paylar, bağışlar vs'den oluşur (Belediye Kanunu m.59). Yerel hizmetleri karşılamakla yükümlü olan mahalli idareler, bu hizmetlerin tümünü karşılayacak mali kaynaklara her zaman sahip olamaz. Belediyelerin gider kalemleri ise, gelir kalemlerinden hayli fazladır (Belediye Kanunu m.60). İkinci olarak, yerel mal ve hizmetlerin, giderler açısından, idari ve mali yetkilerin çoğunluğunun merkezi yönetime ait olduğu görülmektedir. Bu nedenle belediyeler dar yetki alanında, kanunen kendilerine yüklenen birçok hizmeti sağlamakla yükümlülerdir. Bu da kaçınılmaz olarak mali sorunları beraberinde getirir.

Bütün bu mali sebepler yüzünden belediyeler için PPP yolu tercih edilmelidir. Unutulmamalıdır ki, hizmetin kamusal nitelikte olması, o hizmetin doğrudan belediye tarafından sağlanmasını gerektirmez. Yerel idarelerin yürüttüğü kamu hizmetlerinin üretimi özel sektör tarafından da gerçekleştirilebilir. Önemli olan hizmetin sunulmasındaki sorumluluktur. Hizmet özel sektör tarafından sunuluyor da olsa, belediyeleri hukuken vatandaşa karşı sorumlu olmaya devam etmektedir. Bu husus da PPP uygulamalarının temel ayırıcı unsurlarından birisidir. Yerel yönetimlerin projelerini finanse etmesinin yöntemlerinden birisi de PPP modelidir.

 

PPP- Kamu İhale - Özelleştirme İlişkisi

Uygulamada PPP kavramı, kamu ihaleleri ve özelleştirme ile sıkça karıştırılmaktadır. Özelleştirme, kamu mülkiyetindeki şirketler ve malların, özel kişi ya da kurumların mülkiyetine ya da sevk ve idaresine devredilmesidir.(1) Bir diğer özelleştirme tanımı da özelleştirmenin; 'Devletin ekonomik etkinliklerinin azaltılmasına veya tümüyle ortadan kaldırılmasına yönelik uygulamalar bütünü' (2) olduğu şeklindedir. Kamudan özel sektöre yapılan her oranda devir özelleştirmedir.(3)  Özelleştirme dar ve geniş anlamda, iki farklı boyutta tanımlanmıştır. Dar anlamda özelleştirme, kamu iktisadi teşebbüslerinin mülkiyet ve yönetiminin özel sektöre devredilmesi şeklinde tanımlanmaktadır.(4) Geniş anlamda özelleştirme tanımı, özelleştirmenin ekonomik, hukuki, sosyal ve siyasal boyutlarını içerir. Bu geniş tanım, devletin iktisadi faaliyetlerinin mümkün olduğunca sınırlanması ve hatta tamamen ortadan kaldırılması; buna bağlı olarak devletin ulusal ekonomi içindeki kamusal payının asgari orana indirilmesi olarak ifade bulmuştur. Özelleştirme, özünde devletin ekonomik yaşamdaki ekonomik operatör rolünü azaltan siyasi otoritenin iradesinin yansıması niteliğindeki idari kararlar bütünüdür. Hatta kanaatimizce, 'devlet'in bir 'ekonomik operatör' olma rolü bulunmamaktadır, bu nedenle de özelleştirme serbest piyasa ekonomisine geçiş sürecinin unsurlarından biridir, beki de birincisidir.

Özelleştirme görünümündeki PPP konseptine(5) özelleştirmenin sınırlı bir türü olarak bakılması da mümkündür.(6) Ancak, özelleştirme ile PPP arasındaki ilişkiye kamunun piyasalardaki etkisi açısından bakıldığında kademeli bir şema çıkmaktadır. Kamu hizmetlerinin klasik usuller ile 'devletçe yerine getirilmesi' ile tamamen 'özel kesimce yerine getirilmesi' arasında yer alan ve 'kamunun özel sektör ile işbirliği halinde yerine getirmesi' şeklindeki ara kesit PPP uygulamalarını oluşturmaktadır. Ancak, geniş anlamda özelleştirme tanımı açısından bakıldığında bu uygulamanın da bir tür özelleştirme olduğu gerçeği nazardan uzak tutulmamalıdır. Ayrıca dar anlamda özelleştirme ile spesifik olarak bir işin özel sektöre devrinin söz konusu olduğu, PPP uygulamalarında ise yeni bir işin ortaya çıktığı göz ardı edilmemelidir.(7)  PPP uygulamaları projelerin niteliğine, kamu ve özel sektörün projeye katılım dereceleri ve taraflar arasındaki farklı risk dağılımına bağlı olarak çok çeşitli şekillerde ortaya çıkabilirler.(8)

 

 

 

PPP?nin özelleştirmenin uzantısı olarak ikinci kuşak özelleştirme niteliğinde işlemler olacağı, bu konuda standart sözleşmelerin hazırlanması gerektiğini, PPP uygulamalarının birinci aşama olan özelleştirmeden sonra liberalleşmenin ikinci aşaması olduğu kabul edilmektedir. (9)

Uygulamada görülen yaygın bir yanılgı özelleştirme ve PPP uygulamalarının da birer kamu ihalesi olduğuna ilişkindir. Her ne kadar, ortada bir tarafı kamu olan bir ihale var ise de sonuçta iktisadi fonksiyonu itibarıyla bakıldığında, dar anlamda, özelleştirmede bir varlığın özel sektöre devrine ilişkin bir ihale yapılmaktadır. Yatırımcı kamuya ait bir varlığı edinmektedir. Geniş anlamda özelleştirme ve PPP ihalelerinde ise kamuya ait bulunan bir unsurun özel sektörce, genellikle, yatırım yapılmak suretiyle inşası, işletilmesi gibi unsurları içeren bir ihale söz konusudur. Kamu ihalelerinde kamu kendi finansman imkanı ile bir mal ve/ya hizmet satın almaktadır. Dolayısıyla burada para ödemesinde bulunan taraf kamu tarafıdır. Bu nedenle de PPP ihaleleri ile kamu ihaleleri arasında iktisadi fonksiyon açısından birbirine taban tabana zıt bir finans akışı bulunmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da her iki alanın hukuki sebepleri de farklılaşmaktadır. AB?de ihaleleri düzenleyen kurallar bulunmaktadır.(10) ?Bu direktifler esas itibariyle sözleşmeci idarelere mal veya hizmet sağlamak isteyen, başka üye devletlerde yerleşik olan, tacirlerin menfaatlerini korumayı ve bu bağlamda bir sözleşmenin sözleşmeci idare tarafından yerli ihale katılımcılarının sözleşmenin ihalesinde tercih edilme riskinin ve kamu hukukuna tabi birimlerin ekonomik amaçlar dışında hareket edilmesi ihtimalinin önlenmesi amaçlamaktadır?.(11) Ancak, AB düzeyinde PPP hukuku ile ilgili düzenleme yapılmamış, bu alan ile ilgili Yeşil Kitap(12) ile yetinilmiştir. Yeşil Kitap, Avrupa Birliği'ne üye ülkelerde artan PPP uygulamaları nedeniyle, gidişatın efektif rekabet ve hukuki açıklık bağlamında gelişebilmesi için, Komisyon'un PPP fenomeninin kamu alım hukuku çerçevesinde çözümlenebilmesi girişimleri üzerine kamu sözleşmeleri ve imtiyazlar hakkında müzakere başlatılmasını hedeflemektedir.(13)  Topluluk düzeyinde yeşil kitap ve buna ilişkin konsültasyon çalışmaları ile sınırlı tutulan çalışmalar 2004/17/EC ve 2004/18/EC sayılı direktiflerdeki gibi bir bağlayıcı metne dökülmemiştir. Bu direktiflerin hedefi ihale ve sözleşme işleyişlerini şeffaflaştırmak ve ülke sınırlarını aşarak Avrupa çapında rekabeti sağlamaktır.(14) AB'nin konuyu kamu alımları ile aynı kurallara tabi tutmuş olması ihale usullerinin ve ihale süreçlerinin AB düzeyinde yeknesaklaştırılması amacına matuftur. Yoksa, bu düzenlemeler bir tarafta kamunun öz kaynaklarından finanse ettiği kamu alımları ile diğer tarafta özel sektörün finanse ettiği PPP projelerin birbirine taban tabana zıt olan fonksiyonlarını değiştirmemektedir. Ayrıca topluluk düzeyinde amaç bir görevin veya işin üçüncü kişiye devredilmesi için verilen kararlara uygulanacak kuralların belirlenmesidir; elden çıkarılacak iş veya görevin belirlenmesi ve üçüncü kişiye devri kararı üye devletlerin kendi yetki alanında olmaya devam etmektedir.(15) Ülkemizde ise, PPP'nin dar anlamda bir kamu ihalesi olmadığı, kamu ihalesinde kamunun kendi finansmanı ile bir mal veya hizmet satın aldığı, oysa PPP?de kamunun özel sektör finansmanı ile bir mal veya hizmetin sunulmasını sağladığı, bu nedenle arada ciddi bir fark bulunduğu, PPP konusunun özünün 'proje finansmanı' olduğu vurgulanmıştır.(16)

PPP tanımının ise 'Kamu ile özel sektör arasında akdedilen bir sözleşme çerçevesinde, kamusal mal ve hizmetlerin kamu tarafından özel sektörün katılımı ile yapıldığı, özel ortağın sözleşme konusu eseri meydana getirme riskini ve hazırda bulundurma veya hizmetin sunulmasını sağlama riskini taşıdığı ve diğer risklerde ise riskin o riski en iyi yönetecek tarafta bulunduğu, kamunun da sunulan hizmetten sorumlu olmaya devam ettiği esnek sözleşme modelleri ile kurulan sözleşmelerin tümü' olarak tanımlanması mümkündür.

PPP konusunda ilk ayrım akdi PPP ve kurumsal PPP ayrımıdır. Akdi PPP'lerde, kamu ile özel sektör arasındaki işbirliği (ortaklık) tamamen akdi temellere dayanır, Kurumsal PPP'lerde ise, kamu ve özel sektör arasındaki işbirliğinin ayrı bir tüzel kişilik altında gerçekleşmesi(17) sözkonusudur.(18) Bu ortaklığın varlığının nedeni, kamu yararı amacıyla bir yapının yapılması veya bir hizmetin sağlanmasıdır. AB'ye üye devletlerin de kamu otoriteleri özellikle yerel düzeydeki kamu hizmetlerinin yönetilmesi için (örneğin su sağlama hizmetleri ve atık yönetimi) bu tür yapılara başvurmaktadır.(19) Kurumsal PPP, ya kamu ile özel sektörün birlikte yer alacağı bir birim olabilir veya var olan bir kamu iktisadi kuruluşunun kontrolünün özel sektör tarafından devralınması ile olabilir.

 

Yerel Yönetimlerde PPP Projelerinin Hukuki Rejimi

Anayasamızın 127. maddesine göre mahalli idareler, 'il, belediye ve köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere, kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişilikleri' olarak ifade edilmişlerdir.

PPP Kanunu hazırlık çalışmalarında, ortaya çıkmış bulunan metinlerde ve uygulamada yürürlükte olan kanunlarda yerel yönetimlerde PPP uygulamasının çok farklı değerlendirmelere konu olduğu görülmektedir.(20)

Özelleştirme Kanunu m.26/1'da yerel yönetimlerde PPP ve özelleştirme uygulamalarının şu şekilde yürütülmesi öngörülmüştür; Belediye ve il özel idarelerine ait ticari amaçlı kuruluşlar ile pay oranlarına bakılmaksızın her türlü iştiraklerindeki paylarının özelleştirilmesine ilişkin işlemler Özelleştirme Kanunu'ndaki esaslara göre, yetkili organlarınca belirlenir ve yürütülür.

Özelleştirme Kanunu'nda belirtilen 'yetkili organ' ibaresinin 5393 Sayılı Belediye Kanunu(21) m.18/j hükmünde açıklamasına yer verilmiştir. Dolayısıyla, m.18/j hükmü uyarınca, belediye meclisi tarafından karar verilmek ve özelleştirme kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle belediyelerce de PPP uygulamaları yapılması mümkün bulunmaktadır. Şu kadar ki, kanun belediyelerin uygulayacağı modelleri sınırlamıştır. Bu nedenle, PPP Kanunu'nda bu madde de yürürlükten kaldırılarak amaca uygun bir madde eklenmesi gerekmektedir. Mevcut hukuki sistem içinde de Özelleştirme Kanunu'nun yerel yönetimler ile ilgili maddesi nedeniyle belediyeler ve il özel idareleri özel sektör ile 4046 Sayılı Özelleştirme Kanunu'nun yukarıda açıklanan ilkelerini uygulamak ve 4046 Sayılı Kanun çerçevesinde işbirliği yapmak suretiyle yatırım projelerini gerçekleştirme imkânına sahiptir. Bu noktada kanunun 26/son hükmünden de faydalanmaları sözkonusu olabilecektir.

Belediye Kanunu m.70 hükmü ile de açıkça ?belediyelerin kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre şirket kurabileceği? hükme bağlanmış bulunmaktadır. Dolayısıyla belediyeler şirket kurma yetkisine sahip bulunmaktadır. Ancak, usulü farklı kanunlarda tanımlanmıştır. Bunlar arasında Özelleştirme Kanunu m.26/son hükmü de bulunmaktadır. Belediyelerin iki şekilde şirketleşmesi mümkün bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, Belediyelerin özel sektör ile işbirliği yaparak 'Kurumsal PPP' uygulaması içine girmeleri, ikincisi ise Belediyelerin özel sektör ile ortak olmaksızın, tarihsel yorum yöntemi ile Anayasa m.47 hükmüne de aykırı olarak, bir şirket kurmalarıdır. Kanaatimizce Özelleştirme Kanunu m.26/son hükmünün özelleştirme kanunu ile doğrudan bağlantısı bulunmamaktadır. Ancak, Özelleştirme Kanunu m.26/1 hükmü, özelleştirme işlemlerine belediyelerin karar vermesini, ancak belediyelerin ticari yaşamda özel sektör ile rakip faaliyette bulunmasını ise hükümetin belediyelerin iktisadi faaliyetlerini denetleyebilmelerine imkan sağlamak amacıyla bakanlar kurulu iznine tabi kılmakla, belediyelerin özel sektörden çekilmelerini teşvik etmiştir. Bu bağlamda, bir belediyenin kurduğu şirketin farklı illerde ihalelere katılarak mal ve hizmet satmak ve özel sektör ile rekabet etmek gibi bir misyon üstlenmesi belediyelerin Anayasa'da belirtilen görevleri arasında bulunmadığı için, bu kabil faaliyetlerde bulunan şirketlerin izinlerinin de iptali cihetine gidilmesi gerekmektedir. Zira, belediyelerin sırf kar amaçlı şirketler kurarak kamuya tacir misyonu yüklemeleri hukuka aykırıdır. Belediyelerin, büyük katı atık, çevre temizlik, elektrik, gaz, ulaşım gibi projelerin finansmanı amacıyla şirket kurmalarının, hatta bu konuda özel sektör ile ortak yatırımlar yapmalarının veya PPP sözleşmeleri yapmalarının ise teşvik edilmesi gerekmektedir. Nitekim Sayıştay, belediyelerin sahip olduğu döner sermaye işletmeleriyle ilgili verdiği bir kararında, Özelleştirme Kanunu'nun bu konuda uygulanma kriterini ortaya koymuştur. Buna göre, '4046 sayılı Kanunun amaç ve kapsamını belirleyen 1'inci maddesinin (d) fıkrasında; 'Genel ve katma bütçeli idareler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar...'  ibaresi nedeniyle 1580 sayılı Kanunun 15'inci maddesinin 65 ve 68'inci bentleri ile bu Kanuna 5656 sayılı Kanunla eklenen Ek 2'nci maddeye dayanılarak belediyeler tarafından ticari amaçlı faaliyetlerde bulunmak üzere kurulan döner sermaye işletmelerinin yukarıda açıklanan nedenlerle 4046 sayılı Kanun kapsamında olduğu sonucuna varılmıştır.(22)?

Sayıştay'ın bu yöndeki kararları tutarlılık arz etmektedir. Konuyla ilgili bir diğer karar ise şöyledir:

"Mahalli İdarelerde Özelleştirme Uygulamaları" başlıklı 26'ncı maddesinin son fıkrasının; "Belediyeler ve diğer mahalli idareler ile bunların kurdukları birlikler tarafından ticari amaçlı faaliyette bulunmak üzere ticari kuruluşlar kurulması, mevcut veya kurulacak şirketlere sermaye katılımında bulunulması, Bakanlar Kurulu'nun iznine tabidir" biçimindeki hükmü ile de belediyeler tarafından ticari faaliyette bulunmak amacıyla ticari kuruluş tesisi ve bu konuda mevcut veya kurulacak şirketlere iştirak edilmesi, Bakanlar Kurulu'ndan alınacak izne bağlanmıştır. Bu itibarla taslakla düzenlenen ve ticari amaca yönelik olduğu tespit olunan faaliyetler nedeniyle 4046 sayılı Kanunun 26'ncı maddesinin son fıkrası hükmüne göre Bakanlar Kurulu izni olmadıkça taslağın esası hakkında Sayıştay görüşünün belirlenmesi mümkün olmadığından, söz konusu Bakanlar Kurulu Kararının alınması içi yönetmelik taslağının ........... Belediyesine iadesinin uygun olacağına oybirliğiyle karar verildi.(23)'

Aynı sebeplerle, belediyenin ortağı olduğu şirketlere Bakanlar Kurulu kararı olmaksızın sermaye aktarımı yapılamayacağına da hükmedilmiştir. Sayıştay'ın kararında şu şekilde hüküm kurulmuştur; '4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26'ncı maddesinin son fıkrasında; "Belediyeler ve diğer mahalli idareler ile bunların kurdukları birlikler tarafından ticari amaçla faaliyette bulunmak üzere ticari kuruluşlar kurulması, mevcut veya kurulacak şirketlere sermaye katılımında bulunulması, Bakanlar Kurulu'nun iznine tabidir." hükmü yer almaktadır.

Buna göre belediyenin ortağı olduğu şirkete, Bakanlar Kurulu Kararı olmaksızın sermaye aktarılması mümkün değildir.(24)'

Kanunun açık hükmü karşısında Sayıştay'ın anılan kararının yerinde olduğu kanısındayız. Zira, kanun açıkça 'mevcut ve kurulacak şirketlere sermaye katılımında bulunulmasının Bakanlar Kurulu iznine tabi olduğuna hükmetmiştir. Esasen sermaye artırımı olmaksızın para transferi de yapılamamak gerekmektedir. Ticaret Hukuku açısından, sermaye artırımı da ek kuruluş niteliğinde bir işlem olduğu için 4046 Sayılı Kanunun 26/son fıkrası da haklı olarak Bakanlar Kurulu izni alınması şartını aramıştır.

Belediye hizmetlerinin büyük bir kısmı kamu hizmeti niteliği taşır. Bu hizmetlere örnek vermek gerekirse; su, kanalizasyon, itfaiye ve temizlik hizmetleri sayılabilir.(25) Ancak bir hizmetin kamusal nitelikte olması, o hizmetin doğrudan o kuruluş tarafından sağlanmasını gerektirmez. Önemli nokta, hizmetin sunulmasındaki sorumluluktur. Mahalli idarelerin yürüttüğü kamu hizmetlerinin üretimi özel sektör tarafından da gerçekleştirilebilir.(26) Yerel yönetimler tarafından, satış, kiralama, işletme hakkının verilmesi gibi yöntemlerin yanında ihale yöntemi, imtiyaz yöntemi, yap-işlet-devret modeli gibi usullerin de uygulandığı görülmektedir. Bu yöntemler arasından en yaygın kullanılanı; belediyelerin bu hizmetlerin yürütülmesini, karşılığında bir bedel ödeyerek sözleşme ile özel yüklenicilere ihale etmesidir.(27) Ayrıca 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun(28) 7. maddesinde de Büyükşehir belediyelerinin yetkileri dahilindeki hizmetleri, kendileri sunabilecekleri gibi, görülmesini özel kişi veya kurumlara da devredebilecekleri hükme bağlanmıştır.

Diğer bir PPP yöntemi, mahalli idarenin kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi yaparak, belli bir kamu hizmetini özel bir kişiye vermesidir. Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmelerinde özel kişi ya bir kamu hizmetini kurar ve işletir, ya da kurulmuş bir kamu hizmetini devralıp sadece işletir.(29) İmtiyaz sözleşmesi ile bir kamu hizmeti görmeyi üstlenen özel kişi, bu sözleşme çerçevesinde hizmetten yararlanan kişilerden bir ücret veya bedel alır, ayrıca bu işlerden dolayı kar, zarar ve giderleri de üstlenir.(30) İmtiyaz sözleşmeleri PPP/özelleştirme uygulamalarının tamamlayıcısı olarak görülebilir.(31) Belediyelerin yetkileri ve imtiyazları, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun(32) 15. maddesinde sayılmıştır.(33) 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu'nda(34), il özel idaresi adına imtiyaz verilmesi, il özel idaresi yatırımlarının yap-işlet veya yap-işlet-devret modeli ile yapılması ve il özel idaresine ait şirket, işletme ve iştiraklerin, il genel meclisi(35) kararıyla yapılabileceği ifade edilmiştir (m.10).

Yerel yönetimler, yukarıdaki esaslar dâhilinde PPP modelini kullanabilecekleri gibi, tek başına Kamu İhale Kanunu veya tek başına Devlet İhale Kanunu ile ve/veya PPP uygulamalarının bir kısmını Kamu ihale Kanunu ve/veya Devlet İhale Kanunu ile yürüterek karma bir rejim ile de hizmet sunabilecektir. Örneğin, katı atıkların toplanarak çöp sahalarına ulaştırılması hizmetini Kamu İhale Kanunu yolu ile temin ederek, işin sair kısımlarını diğer mevzuata tabi kılabilecektir.

 

 

1- AKTAN Coşkun Can, 'Özelleştirme ve Türkiye Deneyimi', Özelleştirme ve İş Hukuku Alanında Ortaya Çıkan Sorunlar Semineri (İzmir 8-9 Nisan 1996) Tebliğ Kitabı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1998, s. 29.

2- ALTINTAŞ M. Berra, KİT'lerin Özelleştirilmesi ve Özelleştirmenin SPK'ya Etkileri, SPK Yayınları, Ankara,1988, s. 21

3- YASİN Melikşah, Uygulama ve Yargı Kararları Işığında Özelleştirmenin Hukuki Rejimi, İstanbul 2007, s.1.

4- ZENGİN Eyüp, Yerel Yönetimlerde Özelleştirme, Konya 1999, s. 28; YASİN, a.g.e., s. 1.

5- Simmons-Simmons & Group Law Office, PPP Hukuku ve Sözleşmeleri / PPP Law and Contracts, İstanbul/London, 2008, s. 20.

6- VINTER Graham D., Project Finance, London 2006, s. 422.

7- HARRIS Stephen, Public Private Partnerships: Delivering Better Infrastructure Services, http://www.iadb.org/sds/conferences/infrastructure/PPP.pdf, Erişim:06.01.2008, s. 6; EKER, a.g.m., s. 63.

8- TEKİN Ali Güner, Kamu-Özel Sektör İşbirlikleri - Kamu-Özel Ortaklıkları (Public Private Partnerships Veya PPP Modelleri), İdarecinin Sesi Dergisi, Mayıs-Haziran 2007 (Cilt 21 Sayı 122); BUTTON Maurice, A Practical Guide to PPP in Europe, UK 2006, s. 3.

9- PPP Kanunu Komisyonu Toplantıları, http://www.ppp.org.tr/content/view/110/123/1/1/, Erişim 21.06.2008.

10- Kamu hizmet sözleşmelerinin, kamu eser sözleşmelerinin, kamu arz sözleşmelerinin ve su, ulaştırma, enerji ve telekomünikasyon sözleşmelerinin ihale koordinasyonlarına ilişkin Direktifler 92/50/EEC, 93/36/EEC, 93/37/EEC, 93/38/EEC.

11- Green Paper on Public-Private Partnerships and Community Law on Public Contracts and Concessions, COM (2004) 327, 30.04.2004, Paragraf 8.

12- Kamu Özel Sektör İşbirliği ile Kamu Sözleşmeleri ve İmtiyazları Hakkındaki Topluluk Hukuku Hakkında Yeşil Kitap, COM (2004) 327 final, 30.04.2007.

13- Green Paper on Public-Private Partnerships and Community Law on Public Contracts and Concessions, COM (2004) 327, 30.04.2004, Paragraf 13, 16, 17.

14- Simmons-Simmons & Group Law Office, a.g.e., s. 26.

15- Green Paper on Public-Private Partnerships and Community Law on Public Contracts and Concessions, COM (2004) 327, 30.04.2004, Paragraf 17; Commission of the European Communities ? Commission Staff Working Document: FAQ concerning the application of public procurement rules to social services of general interest, SEC(2007) 1514, Brussels 20.11.2006, soru 1.1.

16- PPP Kanunu Komisyonu Toplantıları, http://www.ppp.org.tr/content/view/110/123/1/2/, erişim: 04.07.2008.

17- Üye Devletler bu bağlamda farklı terminolojiler ve sınıflandırmalar kullanmaktadır (örneğin, Kooperationsmodell, joint PPPs, Joint Ventures), Green Paper on Public-Private Partnerships and Community Law on Public Contracts and Concessions, COM (2004) 327, 30.04.2004, Paragraf 53; Public procurement: Commission issues guidance on setting up Institutionalised Public-Private Partnerships ? Frequently Asked Questions, MEMO/08/95, Brussels 18.02.2008.

18- Green Paper on Public-Private Partnerships and Community Law on Public Contracts and Concessions, COM (2004) 327, 30.04.2004, Paragraf 20.

19- Green Paper on Public-Private Partnerships and Community Law on Public Contracts and Concessions, COM (2004) 327, 30.04.2004, Paragraf 53.

20- Ayrıca Londra'da yerel yönetim ve PPP projeleri hakkında tartışma ve bilgi için bkz.; GORDON Ian, Capital Needs, Capital Growth and Global City Rhetoric in Mayor Livingstone's London Plan, The Production of Capital Cities, Association of American Geographers Annual Meeting, New Orleans 2003.

21- Resmi Gazete, 13..07.2005, S: 25874.

22- Sayıştay, Genel Kurul Kararı, K:4843/1, T:17.04.1995.

23- Sayıştay, Daireler Kurulu, K:969/6 T:22.04.1998

24- Sayıştay, 3. Daire, K. 85, T. 15.6.1999.

25- Dünya genelinde özellikle 80'li yıllarda başlayan 90?lı yıllarda hızlanan bir şekilde su ve kanalizasyon hizmetlerinin PPP yöntemi ile görülmesi yaygınlaşmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde su proplemine bir çözüm olarak görülmektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz.: OTA Midori, Delivering Water for the Urban Poor in Developing Countries, MPA Working Paper Series Policy Challenges, Volume 1 Issue 2, Nisan 2007, s. 3 vd.

26- Almanya uygulamasında, kamu kurumunun görev ve yetkileri dahilindeki hizmetlerin özel kişi ve kuruluşlara gördürülmesi 'fonksiyonel özelleştirme' olarak tanımlanmaktadır. Ancak, bu tür uygulamalar tam anlamıyla bir PPP uygulamasıdır.

27- ZENGİN Eyüp, Yerel Yönetimlerde Özelleştirme, Konya 1999, s. 38.

28- Resmi Gazete, 10.07.2004, S: 25531.

29- GİRİTLİ İsmet/BİLGEN Pertev/AKGÜNER Tayfun, İdare Hukuku, İstanbul 2001, s. 848.

30- GİRİTLİ/BİLGEN/AKGÜNER, a.g.e., s. 848.

31- KAY John/MAYER Colin/Thompson David, İmtiyaz Sözleşmeleri Yoluyla Ekonomik Düzenleme, http://www.canaktan.org/ekonomi/ozellestirme/kamu-ekonomisi-genisleme/guran-kay-imtiyaz.htm , 22.01.2008

32- Resmi Gazete, 13.07.2005, S.25874.

33- Katı atıkların toplanması, taşınması, ayrıştırılması, geri kazanılması, ortadan kaldırılması ve depolanması ile ilgili bütün hizmetleri yapmak veya yaptırmak belediyelerin yetkisindedir. Bu hizmetin sağlanmasında PPP modeli de kullanılabilir. Bu hizmetlerin hepsi tek bir özel kişiye yaptırılabileceği gibi, ayrı ayrı da özel kişilere gördürülmesi mümkündür.

34- Resmi Gazete, 04.03.2005, S: 25745.

35- Resmi Gazete, 04.03.2005, S: 25745.

36- İl genel meclisi, il özel idaresinin karar organıdır(m.9).


Etiketler


Slider Altına