Sürdürülebilir Belediyeler, Yeşil İş 2014'te masaya yatırıldı

04 Kasım 2014 Dergi: Eylül-Ekim 2014

Yeşil İş 2014: Sürdürülebilir İş Buluşması, 23-24 Eylül 2014 tarihlerinde Raffles İstanbul’da gerçekleştirildi. Bu yıl “Değişimi Yönetmek” temasıyla gerçekleşen konferansta kamu ve özel sektör temsilcileri ve akademisyenler gıda sektöründen sürdürülebilir finansmana, enerji verimliliğinden akıllı şehirlere, sürdürülebilir belediyelerden kentsel dönüşüme, karbon emisyonlarına pek çok konu ele alınırken, bu yıldan itibaren her yıl sürdürülebilirlik konusunda çalışmalar yürüten bir şehrin konuk olarak ağırlanacağı belirtildi.

Konferansın ilk konuk şehri Gaziantep olurken, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, konferansta yaptığı konuşmada, kalkınma ve demokrasi kadar enerji verimliliğinin de yerelden başladığını söyledi. Sürdürülebilirliğin önemli bir ayağı olan enerji verimliliği konusunda çok önemli çalışmalar yaptıklarını ve bunun için şehrin bütün insan gücü ve kaynaklarını kullandıklarını söyleyen Şahin, “Bu hayati konuyu bütünüyle ele alarak, öncelikle halkımıza ekolojik kentin ne olduğunu anlatmaya başladık. 32 milyon m2’lik bir alanı ekolojik merkez ilan ettik. TÜBİTAK’la birlikte yeşil ev yaptık. Yeşil ev yapım kurallarına uyanların da kazanacağı imar planı üzerinde çalışıyoruz. Katı atık, atık suların çamurundan enerji üretiyoruz.  Türkiye’nin ilk solar otoparkını yapmayı başardık ve bu sayede yıllık 100 evin yakıt ihtiyacı karşılanıyor” diye konuştu. Şahin, yaş Antep fıstığının üzerindeki kabuğun yüksek oranda metan gazı ürettiğini tespit ettiklerini vurgulayarak, TÜBİTAK’la birlikte buradan nasıl enerji üretileceğine dair çalışmalara başladıklarını anlattı.

 

Konferansta gerçekleşen “Sürdürülebilir Belediyeler” oturumunda konuşan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bakanlığın odaklandığı 7 ana proje hakkında katılımcılara bilgi verdi. Öztürk; Kentsel Dönüşüm Projesi, Enerji Yoğun Sanayiyi Enerji Az Yoğun Sanayiye Çevirmek, Büyükbaş ve Kümes Hayvancılığından Ortaya Çıkan Atıkların Ekonomiye Geri Döndürülmesi, Şirketlere Sera Gazı Salınımını Bildirme Zorunluluğu Getirme, Rüzgar ve Güneş Enerjisi Kullanımı, Araçlarda Sera Gazı Salınımlarının Azaltılması gibi projelerle enerjiyi daha verimli kullanabilmenin ve sera gazı emisyonlarını azaltmanın yollarını aradıklarını vurguladı. Bugüne kadar 207 bin konutun kentsel dönüşüm kapsamına alındığını ve böylelikle yıllık 8 milyon metreküp ton CO2 azalımı sağlandığını belirten Öztürk, çimento, demir ve çelik sanayi atıkları ile tarımsal ve hayvansal atıkların, çevreye zarar vermeden toplanarak bio reaktör düzeneğinde biyogaz üretimine geçildiğini vurguladı.

 

Prof. Dr. Barbaros Gönençgil ise, belediyelerin İklim değişikliğiyle mücadele konusunda doğal süreçlere uyum ve insan hatalarıyla etkin mücadele etmeleri gerektiği konularına dikkat çekti. Bu konuda yapılması gerekenleri anlatan Gönençgil, öncelikle yerel yönetimlerde olan siyasi değişikliklerde eski projelerin rafa kalkmaması gerektiğini ifade etti. Yerel yönetimde hizmetin temelleri çerçevesinde çevre ve iklim faktörlerinin çok önemli olduğuna değinen Gönençgil, konuşmasına şöyle devam etti: “Yerel halkın bu noktada farkındalığının artırılması konusunda yapılan çalışmalara destek verilmesi gerekiyor. Çevresel değişimlerin içerisinde iklim değişikliğine baktığımızda bir taraftan buna adapte olurken diğer taraftan bizim hatalarımızın neler olduğunun ortaya konması gerekiyor. İlgili belediyenin sınırları içerisinde nelerin var olduğunu bilmemiz gerekiyor. Şehirleşme daha doğrusu yeşil alan azlığı ile ilgili olarak ortaya çıkan süreçlerin değerlendirilmesi gerekiyor. Yapılacak planlar üzerinde yeşil alanların ve mümkünse rüzgar koridorlarının açık bırakılması, ilerleyen dönemlerde karşılaşacağımız 5-6 derecelik sıcaklık artışından bizi koruyacaktır. Doğal iklime uygun yapılaşmanın bir vizyon olması ve bu vizyonun altını dolduracak uygulamaların edinilmesi gerekiyor. İklim değişikliğinin etkilerini azaltan kentler, aynı zamanda doğal iklim değişikliğine uyum sağlayan kentlerdir.”

Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey de oturumda yaptığı konuşmada Nilüfer Belediyesi’nin çevreyle ilgili faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Üretim yaparken mutlaka biraz kirliliğin olacağına dikkat çeken Başkan Bozbey, bunu en az ölçüde yaparak Nilüfer Belediyesi’nin bu gerçeğin ışığında hareket eden bir kuruluş olduğuna dikkat çekti. Bozbey, konuşmasına şöyle devam etti: “Yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji verimliliği konusunda uzun süredir çalışmalar yapıyoruz. Tüm bu bakış açımız çerçevesinde yaklaşık 3 yıl önce Eurocities’e geçen ay da Energycities’e üye olmuş bulunuyoruz. Ama asıl önemlisi Türkiye’de örneğine çok az rastlanan bir oluşuma imza attık ve Enerji Yönetim Kurulu’nu oluşturduk v e bununla birlikte enerji hedefleri oluşturduk. En önemli hedefimiz 2020 yılında binalarımızın tamamını yenilenebilir enerji kullanacağımız özendirici ve katılımcı projeler yapmak. Avrupa’nın en büyük projelerinden biri olan Başkanlar Sözleşmesi’ne taraf olduk. Bu kapsamda ilçemizin karbon ayak izini çıkarıp sürdürülebilir enerji eylem planını da oluşturmaya başladık. Bina ve araçlarımızın enerji performansını yöneterek, maliyetlerimizi ve sera gazını azaltarak enerji yönetim sistemini devam ettirmeye çalışıyoruz. Bu işi 60’dan fazla ülkenin enerji uzmanını bir araya getirerek oluşturduğu çerçeve olan ISO 50001 yönetim sistemiyle başaracağız. Bunun yanında “Karbonsuz Köy Evi” önem verdiğimiz projelerden bir tanesi. Hem sosyal hem ekolojik açıdan etkileri yüksek olacak bir proje olacak. Bununla birlikte pozitif enerjili planetoryum projelerimiz var. Kooperatifleştirerek enerji yönetim sistemi kapsamında 10 bin yeşil ev projesini kooperatif adıyla yürütmek istiyoruz. Bir başka projemiz de belediyemizin şu anda tüm enerji ihtiyacını karşılayacak olan rüzgar türbininin de yerini belirlemiş durumdayız. Bu rüzgar türbinini oluşturarak tüm enerjimizi buradan karşılamayı hedefliyoruz. Nilüfer Belediyesi gerçekten yıllardır yürütmüş olduğu çevre projeleri ile sürdürülebilir çevre kavramını benimsemiş bir kurumdur. Havamızı, suyumuzu, elektromanyetik ortamımızı, gürültüyü sürekli ölçüyoruz ve bunlarla ilgili projeleri hazırlıyoruz. Biz diyoruz ki; gelecek ya yeşil olacak ya da üzgünüm ama hiç olmayacak.”

“Akıllı Su Şebeke Yönetimi ve Su Kayıplarının Azalması” konulu bir sunum gerçekleştiren Schneider Electric’ten Tolga Büyükbaş, teknolojinin su kayıplarını ölçemeye ve kontrol etmeye olanak sağladığını belirterek, Schneider bu konuya ilişkin çözümlerini katılımcılarla paylaştı. Büyükbaş şöyle konuştu: “Artık akıllı su şebekeleri tanımını oluşturarak, burada fiziksel olan şebekelerimizi artık kontrol etmeye, ölçmeye, birbirleriyle haberleşmeye ve veri toplamaya başladık. Bu toplanan verileri analiz ederek bir su şebekesinin çerçevesini çizdik. Biz Schneider Electric olarak akıllı su şebekesinin omurgasını oluşturan bir konu üzerinde yoğunlaşmayı tercih ettik: Hidrolik modelleme. Çünkü bugün birçok belediyede kaynak kullanım programları, scada sistemleri, izleme sistemleri, coğrafi bilgi sistemleri gibi birçok araç var. Yalnız bu araçlar birbirilerinden biraz daha bağımsız olarak kullanıldıklarından operasyonel olarak eskisine göre çok verimli ancak şu anda hepsini birbirine daha fazla entegre çalıştırabileceğimiz şansa sahibiz. Hidrolik modellemenin de yine entegre bir şekilde kullanılmasıyla tasarım ve planlamadan, yeni şebekelerin veya genişlemelerin tasarlanmasında kolaylık sağlayabiliriz. Şebekelerimizde % 100 hakimiyet gerçekleştirebiliriz. Scada ve abonelik araçlarımızı bir araya getirerek kolay planlamalar gerçekleştirebilir hatta doğru analizler çıkartabiliriz. Çıkartacağımız bu analizler sayesinde belki de kontrolümüzü mevcut metodumuzu değiştirme yoluna gidebileceğiz, planlarımızı, senaryolarımızı değiştireceğiz. Günlük operasyonları planlamak ve aynı zamanda kontrolümüzü optimize etmeyi sağlayacağız. Su kayıplarının azaltılmasıyla ilgili bu hidrolik modellemenin ve bu çözümün kullandığı yöntemler çoğunluklu olarak basınç yöntemi. Örneğin sızıntılar ve kaçaklar nedeniyle tespit edemediğimiz veya doğru set edemediğimiz durumlarda kullanıcılarımızı vatandaşları yeterli suya ulaştıklarından emin olmak için aşırı derecede basınçlı suyu pompalıyor olabiliriz. Bu aslında bir kısır döngü. Daha fazla yüksek basınç kullandıkça daha fazla su kaybını tetiklemeye başlıyoruz. Ancak entegre edilmiş ve birbirine çalıştırılmış bu omurga sayesinde hangi saatlerde hangi noktalarda minimum basınçla çalışabileceğimizi tespit edip, sadece su kayıplarını önlemekle kalmıyoruz aynı zamanda suyu bir yerden bir yere taşımak için harcadığımız enerjiden de tasarruf etmeye başlıyoruz. Mekanik ve elektrik olarak varlıklarımızı aslında daha verimli yönetmiş oluyor ve planlamaları daha kolay gerçekleştirebiliyoruz. Akıllı su şebekesiyle ilgili Schneider Electric sadece yazılım konusunda değil aslında suyun bütün döngüsü boyunca çözüm sunmakta.”

ITC firmasından Tuğba Kırker, Mamak Çöplüğü Projesi’ni katılımcılara anlatırken aynı zaman da ITC firmasının faaliyetleri hakkında bilgi verdi. ITC olarak çalışmalarının sürdürülebilir atık yönetiminden sürdürülebilir tarıma kadar geniş bir alana uzandığını kaydeden Kırker, farklı şehirlerdeki çöp bölgelerinde uzun soluklu projeler yaptıklarını ifade ederek, “Bunlar zaman zaman entegre atık yönetimi projeleri oluyor zaman zaman da depolama ve atıkların bertarafı, enerji yönetimi şeklinde oluyor. Toplamda bütün şehirlerimizin bertaraf edilme sayısına baktığımız zaman günlük 11 bin ton atığın bertarafını sağlayabiliyoruz. Entegre atık yönetimi dediğimiz noktada da belediyelerin ihtiyaçları neyse ona uygun çözümler üretmeye çalışıyoruz. Bir tesis kurduktan sonra bu tesisle işimiz artık bitti başka bir geliştirmeye ihtiyacımız yoktur demiyoruz, tesisin ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar geliştirebiliyoruz” açıklamasında bulundu. Kırker Mamak Çöplüğü Projesi’ne ilişkin ise şu bilgileri verdi: “Mamak’ta vahşi depolama yapılıyordu ve biz bunun düzelmesi için çalışmalara başladık. Mamak’ta hem çöp suyunun toplanması hem de çöpün üzerinin örtülmesi için toprak setlerini oluşturduk. Hepsini kendi geliştirdiğimiz ar-ge projelerimizle yapıyoruz. Çöp bizim ülkemize has atıklardan oluştuğu için başka ülkelere gittiğinizde aynı çöple karşılaşmayabiliyorsunuz o nedenle yurtdışından getirdiğimiz teknolojinin bizim ihtiyaçlarımızı karşılayamayacağını anladık ve bütün ihtiyaçlarımızı kendimiz geliştirerek uygulamaya koyduk. Mamak’ta fermantasyon ve kompost tesisi, ayrıştırma, gaz depolama ve enerji üretim tesisi bulunuyor. Mamak çöplüğünde sadece gazın toplanması için hem yata hem de dikey olmak üzere 150 km’den fazla boru yerleştirdik. Bu borular sayesinde şuan başarılı bir şekilde gazın bertarafını sağlayabiliyoruz. Kullandığımız fermantasyon tankları, karışık atık için uygulanabilecek dünyanın en büyük fermantasyon tankları. Bu tanklar, 50 metre uzunluğunda, 10 metre yüksekliğinde ve 10 metre genişliğinde. Bunların hepsini kendimiz üretebiliyoruz ve kapasiteyi de kendimiz ayarlayabiliyoruz.”

 


Etiketler