İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Daire Başkanı Hakkı Tok: 'Şehirleri akıllı hale getiren teknolojileri hem üretiyoruz hem de dünyaya ihraç ediyoruz'

29 Kasım 2013 Dergi: Eylül-Ekim 2013

Interpro Medya tarafından bu yıl 13.’sü yapılan “ICT Summit Now Bilişim Zirvesi”, 24-26 Eylül tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlendi. Ana teması; “Daha Hiçbir Şey Görmediniz” olarak belirlenen zirvede çeşitli oturumların yanı sıra, İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle belediyelere yönelik bir program da gerçekleştirildi.

Akıllı şehirlerin çeşitli yönleriyle ele alındığı etkinliğin açılış konuşmasını yapan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Daire Başkanı Hakkı Tok, akıllı şehirleri, insan yaşamını kolaylaştıran teknolojiler olarak tanımlarken, “Biz Büyükşehir Belediyesi olarak bu teknolojileri hem çok yoğun kullanıyoruz hem de üretiyoruz. Belediyenin bağlı kurumları ve teknoloji şirketlerimiz kanalıyla bu teknolojileri geliştiriyoruz ve ar - ge’sini yapıyoruz” dedi. Teknoloji üreten iki şirket olarak BELBİM ve İSBAK’ı örnek gösteren Tok, “İSBAK, geliştirdiği teknolojilerle sadece şehrimize değil, bu şehirde geliştirdiği, bu şehre özel çözümleri baz alarak diğer birçok dünya şehrine de teknoloji ihraç eder noktaya geldi. Bu da bizim gurur kaynağımız” açıklamasında bulundu.

“Yazılımlarımız dünyanın 16 ülkesinde satılıyor”

‘Geleceğin Şehirleri İçin Akıllı Çözümler’ konulu panelde söz alan İSBAK A.Ş. Genel Müdürü Kasım Kutlu, geleceğe sahip olmanın yolunun geleceği planlamaktan geçtiğine dikkat çekerek başladığı konuşmasına, İSBAK hakkında verdiği bilgilerle devam etti. İSBAK’ın akıllı ulaşım sistemi ayağında lastik tekerlekli tüm araçların teknolojik altyapısını tasarladığını, ürettiğini ve işlettiğini belirten Kutlu, İstanbul’da görülen bütün bu teknolojilerin tamamının Türk mühendislerinin ürünü olduğunu vurguladı. Geniş bir ar-ge kadrosuyla çalışmalarını yürüttüklerini söyleyen Kutlu, “Türkiye’de 10 tane üniversitemizle çalışmalarımızı yürütüyoruz. İşin görünmeyen kahramanları perdenin arkasında. Bu kahramanlarımız sayesinde Türkiye’nin 46 ilinde ve dünyanın 16 ülkesinde bu yazılımlarımız satılıyor” dedi. Ürettikleri ‘Tam Adaptif Sinyalizasyon Teknolojisi’ ile ilgili de bilgi veren Kutlu, Denizli Üniversitesi işbirliğinde gerçekleştirdikleri bu sistemin İstanbul’da 55 kavşakta kullanılabilir durumda olduğunu söyledi. Kutlu, sistemin özelliklerine ilişkin şunları söyledi:
“Bu sistem, kavşaktaki sinyal sürelerinin sinyalitörlerden aldığınız bilgilerle otomatik olarak atağa geldiği bir sistem. Bunu arter, ilçe ve bölge bazında yapabiliyoruz. Geniş bant aralığında haberleşme desteğimiz, trafik simülasyon uygulamamız var. Trafik mühendisliği ara yüz yazılımlarımız, adaptif sistemde en önemli alıcı saha donanımı olan manyetik sensörlerimiz var. Akıllı şehirlere giden yolda en büyük veriyi saha donanımlarından alacaksınız. Eğer bu teknolojide kendinizi geliştiremezseniz ya yüksek bedeller ödersiniz veya onların verdiği yemeği yemek zorunda kalırsınız. Ürettiğimiz teknolojilerle ilgili sadece yerel paydaşlarımızla değil uluslararası birçok kuruluşla da AB bazında yaptığımız bazı projeler var. Örneğin Koç Grubu ve Otokar’la yaptığımız konuşan yollar, konuşan araçlar projemiz var. Projemizin süresi 24 ay ve bittiği zaman İstanbul’da ve Türkiye’nin değişik yerlerinde bütün bu araçlar saha donanımlarıyla kullanılır hale gelecek. Biz bunun hem saha donanımları hem de ara yüz yazılımı kısmındayız. Yaklaşık 2.5 milyon Euro’luk bir proje. Bunu yaptığımız zaman yollardaki bütün bilgileri siz araçlarla almış olacaksınız. Herhangi bir sinyalize kavşağa yanaştığınız zaman o kavşağa gelmeden önce kırmızı yeşil süresinin ne zaman yanacağını ve yollarda buzlanma vb. bilgilerinin hemen araçlarınıza geleceği bir sistem. Bunu önümüzdeki yıl İstanbul’da hayata geçireceğiz.”

“15 milyon kullanıcıya içilebilir kalitede su sağlıyoruz”

İSKİ Bilgi İşlem Daire Başkanı Çetin Çibuk da panelde söz alarak, İSKİ’nin İstanbul genelinde 15 milyon kullanıcıya içilebilir su sağladığının altını çizdi. Suyun kalitesinin günde 400 farklı noktadan numune alınarak kontrol edildiğini belirten Çibuk, “Kalitede bozulma varsa su bozulma noktalarından tahliye edilir. Eğer bozulmanın sebebi dışarıdan bir etkiyse de o da ileri olarak bertaraf ediliyor. Kullanılan su çevreye zarar vermeden bertaraf ediliyor” dedi. Son 10-15 yıl içinde kullanılmış suyun arıtılarak deşarj edilmesinde büyük bir aşama kaydedildiğinin altını çizen Çibuk, şu anda neredeyse arıtılmayan su bulunmadığını söyledi. Çibuk, “Arıtılan suyun bir kısmı ileri biyolojik arıtma yöntemiyle arıtılıyor. Arıtıldıktan sonra bahçe sulama dahil kullanılabilir hale geliyor. Bununla ilgili Anadolu yakasında bir bölgede abonelik kabul edilebilir duruma gelindi. İsteyen bahçe sulama gibi işlemlerde kullanmak üzere su temin edebilecek” açıklamasında bulundu. Çibuk, İstanbul’un akarsu kaynağının bulunmamasının bir şanssızlık olduğunu ancak İstanbul’da su sıkıntısı yaşanmaması için su dağıtım şebekesinin % 95 oranında yenilendiğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti: “Önemli olan suyun etkin kullanılması. O nedenle de sahadan azami veriyi toplayarak, şu an konvansiyonel olarak kullandığımız su sayaçlarının elektronik olarak ölçülmesi, uzaktan müdahale edilerek açılıp kapanması, basıncın ölçülerek basınç oluşturduğumuz pompaların güçlerinin ayarlanması, enerji sayaçlarının bu şekilde optimize edilmesi gibi bir zorunluluğumuz var.”

“Şehirlerin akıllı olması için yazılımların da akıllı olması gerekir”


Netcad Kurumsal Temsilcisi Dr. Emin Bank ise akıllı şehirlerin akıllı planlamayla başlaması gerektiğine dikkat çektiği konuşmasında verinin en iyi şekilde yönetilmesi için daha sonraki uygulamaların, yazılımların da akıllı olması gerektiğini ifade etti. Ülkemizde coğrafi olarak çok farklı planların bulunduğunu belirten Bank, bu planların birbiriyle uyumlu ve kontrollü olması gerektiğini söyledi. Bu konuda İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile bir çalışma gerçekleştirdiklerini açıklayan Bank, “İBB’de 60 kişilik bir ekip Netcad’in coğrafi destekli planlama çözümlerini kullandı. Bununla yaptıkları çalışmada farklı nitelikteki 850 adet plan kağıt ortamından sayısallaştırılarak çizim ortamına, daha sonra da akıllı coğrafi bilgi sistemi dediğimiz veri tabanlarına aktarıldı. Şu anda çok iyi analiz edilebiliyor, sorgulanabiliyor bundan sonra da planlama ve tasarım projelerinde maketlere gerek kalmadan 3 boyutlu tasarımlar yapılabiliyor” dedi. Bank, Netcad’ın belediyelere yönelik sunduğu diğer çözümleri ise şöyle açıkladı: “Açıkladığımız çözümler aslında belediyelerin çözümü, biz onlara yazılımlarımızı kullanmaları konusunda destek sağlıyoruz. ‘e-imar’ dediğimiz belediyelerin internet üzerinden hizmete sunduğu uygulama sayesinde vatandaşlar hem mobil telefonlardan hem de internet üzerinden taşınmazlarına ilişkin imar durumlarını görebiliyorlar. Belediyede yapılan iş ve işlemleri otomasyona kavuşturan kent bilgi sistem çözümlerimiz var. Adres, numarataj, imar işleri gibi mekânsal ve bilgi sistemiyle entegre olan tüm uygulamaları içeren çözümleri üretmiş durumdayız ve Türkiye’deki 800 belediyemiz bu uygulamaları kullanıyor. Bu uygulamalar içerisinde bina dayanıklılığına yönelik bina ölçümlerine göre binanın ne kadar desteklenmesi gerektiği analiz edilebiliyor. Diğer bir uygulamada da afet anında uydu görüntülerinden yıkılmış bir binanın doğrudan adresini alabiliyorsunuz.”

“İETT, 1705 araçlık filo dönüşümünü tamamladı”


‘Sürdürülebilir Toplu Ulaşım’ konulu panelde konuşan İETT Bilgi İşlem Daire Başkanı İhsan Eroğlu, İstanbul’u, “Günlük 23 milyon yolculuk, 400 trafiğe yeni çıkan araç, kıtalararası geçişin 1 milyonun üzerine çıktığı, 3 milyon kayıtlı olmak üzere günlük trafikteki araç sayısı 1.8 milyon, 30 milyonluk toplam yol uzunluğu ve ortalama seyahat süresinin 49 dakika olduğu bir metropol” olarak tanımladı. Böyle bir metropolde ulaşım hizmeti vermenin bir takım zorluklar getirdiğine dikkat çeken Eroğlu, sürdürülebilir toplu ulaşımın bu zorluklara bir miktar yarar sağlayacağını belirtti. İETT’nin toplu ulaşımda sürdürülebilirlik kavramını 4E sistemiyle karşılamaya çalıştığını söyleyen Eroğlu, “İETT, ‘enerji, ekoloji, ekonomi ve etkinlik’ kavramlarını birleştiren modelle bu ihtiyacı karşılamaya çalışıyor” dedi. Bu kapsamda İETT’nin yaptığı çalışmalara değinen Eroğlu, 2013 yılında çevreye etkileri çok fazla olan araçlarla sağlanan toplu ulaşım hizmetinin 1705 adet araç filo dönüşümüyle tamamlamasının kurumun en önemli projelerinden olduğunu ifade etti. Eroğlu şöyle devam etti: “1465 tane Euro 5 standartlarında yeni araç alındı. Ayrıca 240 adet de % 100 CNG’li çevreye etkileri minimum düzeyde olan araçlarla filo dönüşümü tamamlandı. Bu araçların dolumu için de Türkiye’deki en büyük dolum istasyonlarından biri kuruldu ve hizmetlerini bu istasyon üzerinden gerçekleştiriyor. 2012 yılında topluma bilinçlendirme kazandırmak için kurumsal karbon ayak izi hesaplandı. Yolcuların da kendi ayak izlerini hesaplayabilmeleri için internet sitesine bir hesaplayıcı konuldu. Buradan da karbon envanterinin çıkarılması çalışmaları devam ediyor. 2012’de filodaki araçlardan alınan yolculuk bilgilerinin kontrol merkezine aktarıldığı, hem filo yönetimi hem de yolculuk planlama gibi sistemlerin geliştirildiği bir proje yapıldı. Bu sistemle hem otobüs hem de metrobüs hatları uzaktan merkezi olarak kriz senaryolarıyla yönetiliyor. Bunların yanı sıra Akyolbil projesi kapsamında akıllı duraklar yapıldı. Araç içi bilgilendirme başlığında GPS ve GPRS verilerinden oluşan araç bilgisayarları var. Bunlar sayesinde LCD ekranlardan ses ve anons sistemleriyle yolcu bilgilendirme yapıyoruz. Kişiselleştirilmiş olan İstanbulKart sayısı 6 milyonu geçmiş durumda. Toplu ulaşımda erişilebilirlik kavramı kapsamında da engelli vatandaşlarımız otobüs durağa yaklaştığında bilgileri almasıyla ilgili çalışmalarımız var. Akıllı duraklara koyduğumuz radyo yayınlarıyla bu bilgileri vermeye çalışıyoruz. İnternet sitemizden görme engelli vatandaşlarımıza yolculuk bilgilerini aktarıyoruz.”

“2020’li yıllarda makinelerin etkileşimi gündeme gelecek”


Akıllı şehirlerde güvenlik konusunun işlendiği panelde söz alan Proline Pazarlama Müdürü Hakan Metin Akgün, bir şehrin akıllı olması için öncelikle insanların güven içinde yaşıyor olmaları gerektiğini belirtti. Şehirlerde farklı güvenlik önlemleri olduğunu, sensörlerden, kameralardan bilgilerin toplanıp analitik işlemlerle değerlendirilerek, şehrin daha güvenli hale gelmesi için çalışmalar yapıldığını ifade eden Akgün, yeni olarak şehirlerin güvenliğini sağlayan merkezi bir sistem olan Fiziksel Güvenlik Bilgi Yönetimi’nden (PSIM) bahsetti. PSIM’ın birden fazla bağımsız alt bilgi toplayan ve tek bir kullanıcı arayüzünün kontrol ettiği kurumsal düzeyde yazılım yönetim platformu olduğunu söyleyen Akgün, “PSIM, birincil işlevi toplama, analiz, doğrulama, çözünürlük, raporlama ve denetim olan bir güvenlik göstergesidir” dedi. İleriye dönük olarak ise siber saldırıları engelleyen sistemlerin geleceğini söyleyen Akgün, bu konuyu şöyle açıkladı: “Yeni teknolojiler oluştuğu için şehirler akıllandığı zaman güvenliklerin de artması gerekiyor. Çünkü artan her data, her akıllı şehir için çok daha fazla data üretiyor. Her üretilen data da aslında bir güvenlik açığı meydana getiriyor.” Trafikte, sağlıkta, eğitimde pek çok unsurla güvenliği sağlayacak işler yapıldığını söyleyen Akgün, 2020’li yıllarda makinelerin etkileşiminin gündeme geleceğini belirterek, “Önümüzdeki 5 sene içerisinde de şu anda konuştuğumuzun ötesinde, olağanüstü ani bir değişim döneminin bizi beklediğini düşünüyorum” dedi.

“Akıllı şehirlerde yaşanacak afetler için zamanında müdahale planları yapılmalı”


IBM Türk Akıllı Şehirler Bölüm Yöneticisi Ahmet Can Sezgin ise, akıllı şehirlerde yaşanacak afet sırasında koordinasyonun önemine dikkat çekti. Büyük bir şehirde çok fazla paydaş bulunduğundan afet sırasında çok fazla veri geleceğini söyleyen Sezgin, bu verileri toplayarak önceliklendirmek ve operasyon prosedürleri hazırlamak gerektiğini vurguladı. Her aşamada, hangi bölgede, ne yapmak lazım olduğunu akıllandırmak gerektiğini dile getiren Sezgin konuşmasına şöyle devam etti: “Afet anında koordinasyon sağlanmasında bence en güzel örnek Madrid. 2004 yılında Madrid’te tren bombalamaları yaşandığı zaman, bununla ilgili bir plan, hedef olmadığından polis ve itfaiye nereye gideceğini bilemiyor ve bir başarısızlık sergiliyorlar. Bu olay sonrasında planlamayı ve hedefi düzenliyorlar ve afet bölgelerine ulaşım için 8 dakika hedefi belirliyorlar. Hangi bölgede daha fazla ambulans ihtiyacı var, hangi bölgede daha fazla hırsızlık var, hangi bölgede daha fazla yangın var gibi istatistikleri belirleyip şehrin planlamasını değiştiriyorlar. Daha fazla ambulans ihtiyacı olan yere sağlık ocağı, daha fazla itfaiye ihtiyacı olan yere itfaiye merkezi kuruyorlar ki 8 dakikada ulaşım sağlanabilsin. Bu oranı şu anda % 55 civarında tutturuyorlar. Bu gibi örneklere baktığımız zaman bizim de bir vizyon çizmemiz gerekiyor.”

 


Etiketler