'Atıklar ulusal servetimiz. Onları sürdürülebilir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor!'

27 Ekim 2011 Dergi: Eylül-Ekim 2011

Global Enerji Derneği'nce düzenlenen Zirve'nin yenilenebilir enerji kaynaklarına ayrılan üçüncü gününde, Yalova Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu yönetiminde, sektör temsilcileri ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri tarafından enine boyuna değerlendirildi.

"Çok sayıda atığı heterojen olarak gazlaştırmak zordur ama biz bunu başardık"

 

Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu'nun "Atıklar ulusal servetimiz. Onları sürdürülebilir şekilde değerlendirmemiz gerekir!" veciz sözüyle açılan oturumun konuşmacılarından Ekolojik Enerji A.Ş. Yönetim Kurul Başkanı Ömer Salman, şirket olarak Kemerburgaz'da hayata geçirdikleri, katı ve sıvı 400'e yakın atığı "gazlaştırarak" enerji üretimi yapan bertaraf tesisi hakkında bilgi aktardı. Tek tip atığı veya "tek başına" kömür ya da biyokütleyi gazlaştırıp enerjiye çevirmenin dünyada bilinen ve uygulanan bir yol olduğunu, aynı teknolojiyi "heterojen" atıklara uygulamanın ise zor olduğunu belirten Salman, uzun uğraşlar sonucunda kendilerinin bunu başardığını söyledi ve şöyle konuştu: "Kemerburgaz'daki katı atık bertaraf tesisinde uyguladığımız 'gazlaştırma', tamamen özgün teknolojimizin ürünü olan bir uygulamadır. Gerçekleştirene kadar az emek sarfetmedik. 20 milyon ton endüstriyel atığı bulunan, bunun 2.5 milyon tonu 'tehlikeli atık' sınıfında yer alan ülkemizde atık yönetimi konusunda var olan boşluğu dolduracak bir teknoloji arayışıyla 2001 yılında yola çıkmıştık. Araştırmalarımızı ülkenin ihtiyacı olan doğru teknolojilerin seçimine yoğunlaştırdık. Üzerinde durduğumuz kriterlerin başında çevre ve toplum sağlığı geliyordu. Sonunda düşük emisyon salımıyla çevreyi koruyacak, yüksek verimli, yatırım ve işletme maliyetleri düşük 'gazlaştırma' teknolojisinde karar kıldık. Bu süreçte ziyaret ettiğimiz ülkelerde laboratuvar ölçekli ağaç yongası gazlaştırma ünitelerine rastlamış, ama model alıp ülkemize getirebileceğimiz ticari ölçekli bir atık gazlaştırma tesisi görememiştik. Bunun üzerine üniversitelerle işbirliğine yöneldik. TÜBİTAK, İTÜ, Boğaziçi Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, ABD'den üniversite öğretim üyeleri ve mühendis arkadaşlarımızla uzun çalışmalarımız oldu. En nihayet teknik ekibimizi kurup, projemizi hazırladıktan sonra 2003 yılında TÜBİTAK'a müracaat ettik. 2004 sonunda projemiz başarıyla sonuçlandı ve onun neticesinde özgün teknolojisi bize ait patent müracaatlarımızı gerçekleştirdik. Böylece Türkiye atıktan enerji geri kazanımı üzerine kendi teknolojisini icat etmiş oldu. Aslında 'gazlaştırma', dünyada tek tip atıkta uygulanan bir yöntem... Kok veya kömür gazlaştırması yapan dünya genelinde 380'in üzerinde tesis var. Biyokütleye dayalı tesisler de var. Ancak bunların hepsi tek tip atığa dayalıdırlar. Tek tip atığı gazlaştırabilirsiniz, ama çok sayıda atığı heterojen olarak gazlaştırmak zor. On sene kadar önce tanınmış bir Alman şirketi, bu uğurda 75 milyon Mark para harcadı. Ancak sürdüremeyip kapatmak zorunda kaldı. Biz şu anda Kemerburgaz'daki tesisimize tüm kimya sanayiinden aşağı yukarı 400 tip atık alıyoruz. Uzun süren çalışmalarımız sonucunda bunlardan ortak bir yakıt üretme becerisine sahip olabildik. Sıvı fazda olanlar da dahil çok çeşitli atığı reaktörlerimize besleyerek önce katı faza çeviriyor, daha sonra bunu ortalama 800-1200 derecede gaza çevirip enerji üretiminde kullanıyoruz".
Benzer içerikte yeni bir katı atık bertaraf tesisini de Çorlu'da, 350 dönüm arazi üzerinde gerçekleştirmek üzere çalıştıklarını kaydeden Salman, kurulacak entegre tesisin bir unsuru olan "Unaerobic digesting" (Havasız ortamda fermantasyon) sistemi üzerinde özellikle durdu. Mikroorganizmalar tarafından çözünebilir nitelikte olan organik atıkların 'havasız fermantasyon' işlemiyle son derece verimli şekilde değerlendirilebildiğine işaret eden Ömer Salman şunları söyledi: "Havasız ortamda fermantasyonun ülkemizde yaygınlaşması birçok açıdan son derece yararlı olacaktır. Lokanta atıklarını, evsel yemek atıklarını eğer ayrı toplayabilirsek, bunlarla birlikte çürümüş meyve atıklarının, hayvansal atıkların, tavuk gübresinin hep birlikte digester'a (fermantasyon tankına) girip fevkalade güzel gazlaşması mümkün olabilecektir. Bunun ülkemizde yaygınlaşması lazım. Eğer büyük çiftlik sahipleri bu konuya eğilir, bu alanda rantabl, entegre bir düzen kurarlarsa, inanıyorum ki ülkemizde 'unaerobic digesting' yoluyla (elde edilecek metan gazı yakılarak) elektrik enerjisi üretiminde ciddi mesafe kaydedilecektir. (Bunun için verilmiş olan) 10 Euro cent'lik teşvik az bir para değil. Bunun için Enerji Bakanlığı'na teşekkür ediyoruz. Ayrıca Tarım Bakanlığı'nın da "unaerobic digesting" konusuna ciddi olarak eğilmesi gerekiyor. Çünkü bu işlem sonucunda ortaya çıkacak sıvılar da birinci sınıf organik gübredir ve bunların da tarlalarda değerlendirilmesi mümkündür. Bu sistemde oluşan metan gazı, enerji elde etmek amacıyla kullandığımızda doğal gazdan % 10 daha güçlü bir gazdır. Metan gazını 1 MW'lık bir motorda yaktığınızda, saatte 2500 metreküp '600 derecede' atık ısı elde etmiş olursunuz. Bunun hemen önüne bir sera kurarsanız, 12 ay boyunca hem elde ettiğiniz gübreyi, hem de atık ısıyı değerlendirerek sürdürülebilir nitelikte tarımsal üretim yapma imkanına kavuşursunuz. O nedenle Tarım Bakanlığı'nın da - tarım sektörümüzün tarım sanayii haline gelebilmesi için - bunun üzerinde durması gerekiyor".
Oturum Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu da aynı kapsamda Ankara Mamak'ta ITC firması tarafından kurulmuş olan entegre atık bertaraf tesisini anımsattı ve orada metan gazının yakılması sonucu oluşan karbondioksitin seraya transfer edilerek - fotosentez yoluyla - soğurulmasının sağlandığını vurguladı. Prof. Dr. Karaosmanoğlu ayrıca, KOBİ üstü birkaç firmanın daha küçük gazlaştırma sistemlerini atık yönetimi içine sokmak üzere ticari girişimleri sürdürdüğünü belirterek, "Umarım bir-iki yıl içinde bunların da semerelerini alırız" diye konuştu.

"Sadece tavuk ve inek gübresinden 28 milyar kWsaat elektrik!"

Endüstriyel, tarımsal ve hayvansal organik atıkların işlemden geçirilmesiyle elde edilebilen biyogazdan (metan gazından) en yüksek faydanın sağlanabilmesi amacına yönelik çalışmalar yapan Biyogaz-Der'in Yönetim Kurulu üyesi Altan Denizsel ise Türkiye'de her gün 300 bin ton inek gübresi, 33 bin ton kadar da tavuk gübresinin toprağa düştüğünü, bunların hepsinin toplanıp değerlendirilmesi mümkün olabilse; 28 milyar kWsaat elektrik, 3.5 milyar Dolar'lık sıvı gübre, 2 milyar Dolar'lık da pelet gübre üretilebileceğini söyledi... Aynı gübrenin motorine dönüşebilecek bir ürün olan biyoyakıta çevrilmesi halinde ise yaklaşık 4 milyar Dolar'lık bir kazanç sağlanabileceğine işaret eden Denizsel, "Bütün bunları hayata geçirebilsek, sadece bu yolla 10 milyar Dolar'lık büyük bir kazanç sağlar, ülkenin cari açığını aşağı çekerdik" diye konuştu. Verdiği rakamların yalnızca tavuk ve inek gübresinin değerlendirilmesiyle sağlanabilecek kazancı yansıttığını özellikle vurgulayan Denizsel, "Organik gübre veya biyogaza çevirme şansına sahip olduğumuz başka atıklar da var. Örneğin henüz tüm illerinde arıtma tesisi bulunmayan Türkiye'de bunların kurulmasıyla toplanabilecek çamuru, yemek ve süt fabrikalarının atıklarını, sera atıklarını da hesaba ekleyecek olursak karşımıza değerlendirilmeyi bekleyen müthiş bir potansiyel çıkıyor" diye konuştu. Denizsel şöyle sürdürdü: "Yalnızca İzmir'de günde 800 ton çamur çıkıyor. 81 ilde kurulacak arıtma tesislerinde toplanacak çamuru varın siz hesap edin. Bir tek Kumluca bölgesinde 400 bin ton sera atığı var. Dolayısıyla aklınıza gelebilecek her türlü organik atığın değerlendirilmesi mümkün. Ancak bunun yapılabilmesi için ilk önce bunların statüsünün ulusal ölçekte belirlenmesi gerekiyor. Ayrıca bu noktada üniversite-sanayi işbirliğinin daha girift olması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü bizim dernek olarak işimiz, bunun ticari olarak yapılabilirliği konusunda cesaretlendirmek şeklinde özetlenebilir. Ama diğer kısım akademisyenlere kalıyor. Çünkü Türkiye'de çok çeşitli hammadde var, bunların araştırmasının yapılarak Türkiye ekonomisine kazandırılmalarının mutlaka sağlanması gerekiyor. Onun için de ivedilikle biyogaz tesislerini kurabilmemiz gerekiyor ki, o tesislerde oluşturulacak küçük 'digester'lar (fermantasyon üniteleri) bir yandan da akademisyenlere bilimsel bilgiyi geliştirme imkanı sunabilsin".
Türkiye'nin nüfusu arttıkça katı atıklarla birlikte, organik ve tarımsal atık üretiminin de artacağını, bunların tümüyle ve "bütünüyle" ekonomiye geri kazandırılmasının büyük önem taşıdığını söyleyen Denizsel, "O yüzden bizim ülke olarak en kısa süre içinde 'havasız ortamda fermantasyon' yoluyla biyogaz üretimi, 'gazlaştırma' ve plazma teknolojisi gibi alanlarda önümüzü açacak nitelikte, biyokütlenin bir bütün olarak değerlendirilmesi ve organik atıkların ülke ekonomisine katkı sağlamasına yönelik ulusal bir politika saptamamız gerekiyor" diye konuştu. Denizsel, Türkiye'nin biyogaz üretim ve kullanımında geride kalma nedenlerini de şöyle açıkladı: "Avrupa 'havasız fermantasyon' uygulamasına 30 sene önce elektrik üretimi için değil, 'Biz bu organik atıklardan nasıl kurtuluruz?' diye başladı. Elektrik üretimi daha sonra geldi. Ve yeni yeni teknolojiler üreterek de ilerliyorlar. Avrupa'da şu anda biyogaz çok yaygın. Almanya'da 6 bin tane tesis var. Ama onların işi çok kolay, çünkü mısır silajı denen bir avantajları var. 1 ton mısır silajı 220 metreküp gaz verdiği için geri kalan bütün organik maddeleri onun içine atar, çorba yapar ve biyogaz elde ederler. Ancak bizim ülkemizde mısır silajı bulmak çok zor. Çünkü tarımda o kadar üretici yok ve fiyatı yüksek; şu anda 130 TL. Avrupa'daki satış fiyatı ise 20 Euro... İşte size Türkiye'de biyogaz tesisleri kurulamayışının nedenlerinden biri... Ayrıca teşvik fiyatımız yeterli değil; 10 Euro cent düzeyinde bir elektrik alım fiyatıyla Türkiye'de biyogaz yapmak hayli zor. 10 Euro cent ile ancak elinde atığı olanlar bunu değerlendirmek yönüne gidiyor, yatırımcılar ise bu fiyat karşısında ister istemez gübreyi gözardı ediyor. Avrupa'daki 'unaerobic digestion' uygulamalarında ise % 33 devlet hibesi vardır. Örneğin Almanya'da, benim eski çalıştığım biyogaz firmasının ortakları Macaristan'da tesis kurdular. 3.5 milyon Euro'luk tesisin 1.5 milyon Euro'sunu devlet en baştan ceplerine koydu. Danimarka'da da aynı şekilde, bütün tesislerde % 33'tür hibe oranı. Cebinize parayı koyarlar. Çünkü, "Bu adamlar bizim adımıza çevreyi, suyu temizliyor; üzerimizden yükü alıyorlar!" diye düşünür devlet. Kısacası 1.5 vererek 15 kazanmak denebilir buna... Türkiye'deki duruma geri dönecek olursak; bizde çevre mevzuatında organik atıklar için çok fazla önleyici tedbir de yok... Pil için, akü için var, ama organik atıklar - sanırım tarımsal politika uygulamaları nedeniyle - cezai önlemleri de olmadığı için bütünüyle ormanlara, derelere, akla gelebilecek her yere atılıyor. Sadece bir kısmı gübre yapılıyor, ama o da yeterli derecede ve gerektiği ölçüde kimyasal işlemden geçirilemediği için ideal niteliklere sahip gübre elde edilemiyor. Onun içindir ki, örneğin Antalya bölgesinde tavuk gübrelerinin kullanılması yasak; çünkü amonyaktan korkunç bir koku yayılıyor!"
Altan Denizsel, şu anda Türkiye'de faal ya da proje halinde olan biyogaz tesisleri hakkında da şu bilgileri verdi: "Biyogaz tesislerini iki türlü değerlendirmeniz gerekiyor. Bir tanesi 'unaerobic digester' dediğimiz süt fabrikalarından ya da arıtma tesislerinden çıkan bir biyogaz, bir de Avrupa'nın uyguladığı endüstriyel atıklardan elde edilen biyogaz var. Tarımsal ve hayvansal atıkların karışımı ile biyogaz üretimi konusunda bir İZAYDAŞ - TÜBİTAK projesi devam ediyor. Bir de İlci Tarım'ın iki yıldır bitirmeye çalıştığı bir projesi var. SÜTAŞ fabrikasında da Hollanda hibesiyle 330 kW'lık küçük bir tesis çalışmaya başladı. Bir de Antalya'da devam eden bir proje var, Mart'ta tamamlanacaktı, bitirilemedi. Bunların dışında bazı süt fabrikalarında ve belediyelerde 'unaerobic digestion'a dayalı uygulamalar mevcut ve biyogaz üretiliyor. Ayrıca atık şehir sularından da biyogaz üretiliyor. Bu amaçla kurulmuş tesisler örneğin Çukurova'da var. Belediyeler su arıtmalarını şu ara hep unaerobic sisteme doğru götürmeye çalışıyor ki, arıtma tesisinin elektrik ihtiyacını burada oluşan gazlardan karşılayıp elektrik maliyetlerini düşürebilsinler... Ayrıca bir şehrimizde tavuk atıklarından ve başka malzemelerden biyogaz üretecek olan, danışmanlığını bizim yaptığımız 4.2 MW kapasiteli bir tesis projelendirildi. Sanırım önümüzdeki Nisan'da kazma vurulacak. Dolayısıyla çoğu firmanın bu alanda bayağı ciddi projeleri, çalışmaları olduğunu söyleyebiliriz. İki sene içinde bu alanda 10-12 MW'lık bir kapasiteye ulaşılabileceğini sanıyorum".

"Bir serveti kullanamadığımız gibi, gömülmesi için belediyelere para veriyoruz!"

Endüstriyel ve tarımsal atıkları uygun proseslerden geçirip yakarak enerji elde edilmesini sağlayan sistemler kuran Mimsan Enerji A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanı Enver İlhan da bu alanda yapılabilecekler ve kendilerinin şirket olarak gerçekleştirdikleri hakkında bilgi verdi. Kağıt fabrikalarından çıkan ağaç kabuklarıyla enerji üreten Türkiye'nin ilk ve tek termik santralinin kurucusu olduklarını belirten İlhan, atık yağ, çay çöpü, ağaç talaşı, ayçiçeği kabuğu yakan sistemler kurduklarını, şimdi de tavuk gübresinin yakıt olarak kullanılacağı bir tesis için buhar kazanı üretmekte olduklarını söyledi. Türkiye'de kurulu 20 büyük kağıt fabrikasında oluşan atıkların enerji geri kazanımında kullanılmasıyla sağlanabilecek tasarrufun 240 milyon TL olduğunu belirten İlhan, "Bu atıklar şu anda değerlendirilemediği gibi, bunları belediye çöp sahalarına döken fabrikalar ton başına 20 Lira da para ödüyor" diye konuştu. Enver İlhan, kağıt sanayii atıklarıyla ilgili yapılabilecekleri şöyle özetledi: "Ülkemizde özellikle hurda kağıt kullanan fabrikalar çoğunluktadır. Rafine kağıt üreten bir tanesi hariç hepsi toplanmış hurda kağıt alıp, onu kağıda dönüştürmektedir. Bu hurda kağıdın içerisinde petrol türevi olan çok miktarda PVC, naylon, polietilen gibi atıklar bulunmakta, bunlar tehlikeli atık sınıfında olduğu için endüstriyel olarak değerlendirilememektedir. Bunların ortalama alt ısıl değeri 4 bin kilokalori civarındadır. Ortalama 130 ton/saat buhar ihtiyacı olan bir fabrikada bir saatte 4 ton gibi bir tehlikeli atık (naylon türevi) çıkmaktadır. Bunun enerji karşılığı 16 milyon kilokaloridir. 'Kağıt keki' dediğimiz başka bir atık var. Bunun da alt ısıl değeri 1500 kilokaloridir. Bu da saatte 7.5 milyon kilokalori enerjiye tekabül eder. Arıtma çamuru ile beraber bir saatte bu fabrikanın değerlendiremediği atık miktarı 24 milyon kilokaloridir. Bu da saatte 30 ton buhara tekabül etmektedir ve yıllık parasal karşılığı da 212 milyon TL'dir. Sonuç olarak, biz bu çok büyük enerji kaynağını değerlendirmeyerek şirketlerimiz ve ülkemiz adına tasarruf sağlama imkanını yitirdiğimiz gibi, belediyelere para vererek doğayı da kirletiyoruz. Bir tek kağıt fabrikasının atığının yılda 1000 kamyon olduğunu düşünürsek, çevre adına işlediğimiz cinayetin boyutlarını daha iyi anlarız. Türkiye'de ayrıca kağıt fabrikası katı atıklarıyla birlikte en az onun 20 katı endüstriyel atığın da enerjiye dönüştürülmesi mümkündür. Bu da yaklaşık 5 milyar TL'lik bir bedele tekabül eder. Atıkları enerjiye dönüştürmeyerek ülkenin cari açığını giderek artırıyor, tabir yerindeyse, ekonomik bir cinayet işliyoruz".
Doğada kalıcı kirlilik yaratan, normal yollarla çürümesi yüzlerce yıl süren naylon, PVC gibi "tehlikeli atık" sınıfındaki bu atıkların doğrudan yakılarak bertarafının, yakma sırasında oluşan zararlı gazlar nedeniyle tüm dünyada terkedilmekte olduğunu kaydeden Enver İlhan, onun yerine "gazifikasyon" (gazlaştırma) gibi dolaylı yakma tekniklerinin yaygınlaştığını belirtti. Bu konuda kendilerinin de "atık gazlaştırma-yakma kombine sistemi" adı altında bir proje ortaya koyduklarını belirten İlhan, "kurutucu ve gazlaştırma ünitesi", "dikey yakma kazanı" ve "baca gazı arıtma ünitesi"nden oluşan sisteme giren tehlikeli atıkların öncelikle gazlaştırıldığını, bu gazın işleme tabi tutulması sonucu oluşan enerjiyle kızgın yağ üretildiğini, bu yağın bir türbine gönderilmesi suretiyle - veya onunla buhar üretilip yüksek basınçlı türbine verilerek - elektrik üretildiğini söyledi. Kahramanmaraş'ta yeni kurulmakta olan kağıt fabrikası için bu sistemi öngördüklerini belirten Enver İlhan, kurulacak fabrikanın günlük 130 ton buhar ihtiyacı olduğunu, bunun 30 tonunun söz konusu atıklardan karşılanacağını, bu sayede yıllık 12 milyon TL'lik tasarruf sağlanacağını dile getirdi.

"Atık yakma tesisi 'soba' ile karıştırılmasın!"

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndan Rezzan Katırcıoğlu da "Atıktan enerji geri kazanımı" konu başlığı altında dünyada ve ülkemizde uygulanan politikalar ve bu kapsamda AB çevre müktesebatıyla uyum hedefiyle 6 Ekim 2010 tarihinde yayımlanan "Atıkların Yakılmasına Dair Yönetmelik" içeriği hakkında bilgi verdi. Her türlü atığın yakılarak veya termal parçalanma (gazlaştırma, piroliz veya plazma) yöntemleriyle bertaraf edilmesi sonucunda atıktan enerji veya ticari değeri olan bazı kimyasal maddelerin kazanılmasını mümkün kılan tesislerin "yakma tesisi" olarak adlandırıldığını anımsatan Katırcıoğlu, bu tesislerin yarattığı en önemli çevre sorununun baca gazı emisyonları olduğunu, ama arıtma teknolojilerindeki hızlı gelişim nedeniyle bu problemin minimum düzeye indiğinin söylenebileceğini belirtti. Baca gazı emisyonları arasındaki en tehlikeli kirleticilerden birinin 200'e yakın türevi bulunan "dioksin furan" olduğunu, toprakta, havada ve suda yığıntı oluşturup uzun süre varlığını sürdürebilen "dioksin furan"ın ciddi kanser sebebi olduğunu belirten Katırcıoğlu, "Bu gibi olumsuzlukları dikkate alan gelişmiş ülkeler ve AB ülkeleri emisyonlarla ilgili çeşitli parametreler uyguluyor. Biz de bu çerçevede Atıkların Yakılmasına Dair Yönetmeliği mevzuatımıza dahil ettik" dedi.
Bu alanda mevzuatın oluşumuyla birlikte sanayi sektöründeki neredeyse tüm fabrikaların "Atık yakma tesisi kuracağım!" diyerek Bakanlığa başvurduğunu dile getiren Katırcıoğlu, "Bize düşüncelerini ilettiklerinde sanki bir sobadan bahseder gibi olduklarını görüyoruz! Oysa yakma tesisi kurmak gerçekten pahalı bir iş. Üstelik bunları işletmek kurmaktan çok daha zor ve pahalıya geliyor. O nedenle konunun çok iyi düşünülmesi gerekiyor" diye konuştu. Bir atık yakma tesisinde dikkat edilmesi gereken en önemli hususların başında atığın kalorifik değerinin geldiğini vurgulayan Katırcıoğlu, bu değerin yüksek olmasının az kül çıkması, birim zamanda daha fazla enerji elde edilmesi ve sistemin yüksek verimde çalışması anlamına geldiğini ifade ederek şunları söyledi: "O nedenle işin başında çok ciddi düşünülmesi, kalorifik değerin çok iyi hesaplanması ve yakma tesisinin hangi amaca hizmet edeceğinin (enerji mi kazanmak istiyorsunuz, yoksa tamamen bertarafa yönelik mi yapmak istiyorsunuz?) baştan belirlenmesi gerekiyor. Ancak tamamen bertarafa yönelik bir amaçla Bakanlığa başvurursanız, bu reddedilecektir; onun da bilinmesi gerekir. Çünkü - yönetmeliğe göre - yakma tesislerindeki temel amaç, atığın mutlaka enerjiye de dönüştürülmesidir".


Etiketler