Sel ve Taşkınla Mücadelede Yapılması Gerekenler

18 Haziran 2022 Dergi:

Sezgin ERÖZBAĞ
Ankara Büyükşehir Belediyesi
ASKİ Genel Müdürlüğü
İç Denetim Birimi Başkanı



Türkiye’de depremlerin ardından en fazla ekonomik kayba neden olan afet, su baskınlarıdır. Su baskınları genel olarak “Sel” ve “Taşkın” olarak iki farklı kavramla ifade edilir.

Sel; ani ve şiddetli yağışların ardından oluşan, kontrolsüz bir akışa sahip ve tahrip gücü yüksek su akışı iken, taşkın; akarsuyun taşıdığı su miktarının çok arttığı dönemlerde, suyun akarsu yatağından taşıp çevre arazilerde göllenme durumu meydana getirmesi olayıdır.

Sel ve taşkınlarının nedenleri arasında genel olarak; sağanak yağışlar, yüzey şekillerinin eğimli olması, akarsu drenaj sisteminin bozuk olması, orman tahripleri, yeşil alanların yok olması, toprak yapısının bozulması, yamaç ve nehir havzalarında yanlış yerleşim yerlerinin seçilmesi, betonlaşma, toprağın yağışı zemine yeterince sızdırmaması ve nüfus yoğunluğunun fazla olduğu yerlerde alt yapı yetersizliği gibi faktörleri sayabiliriz.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre Türkiye’de sel olayının mevsimsel dağılımı değerlendirildiğinde, en fazla yaz mevsiminde gerçekleştiğini görmekteyiz. Özellikle şehir ve yerleşim merkezlerinde sel felaketi yaşanması durumunda eleştiriler öncelikle belediyelere yöneltilmekte, alt yapı yetersizliği en önemli sebep olarak gösterilmektedir.

Bu eleştiriye katılmakla birlikte temel sorunun alt yapı yetersizliğinden kaynaklanmadığının, tek sorumlunun da belediyeler olamayacağının bilinmesinde fayda var.

Sel ve taşkının nedenlerine ilişkin devletin ilgili kurumlarının hazırladığı raporlar incelendiğinde bu husus daha iyi anlaşılacaktır.

Öncelikle sel ve taşkınların en önemli nedeni toprak, su ve bitki dengesinin bozulmasıdır.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2013-2017 yılları arası hazırlanan Yukarı Havza Sel Kontrolü Eylem Planın’da sel oluşumuna etkili olan faktörler aşağıda yer aldığı şekilde açıklanmaktadır.

İklim

Sıcaklıkta meydana gelen ani yükselmeler, özellikle ilkbahar döneminde bir yandan buharlaşmanın artmasına bir yandan da kar ve buz erimelerine sebep olur. Böylece kısa zamanda ortaya çıkan büyük su kütleleri, ani sellerin meydana gelmesinde önemli bir etkendir. Bu bakımdan yağış ve sıcaklık değerlerindeki ani ve olağan dışı artışlar sel oluşumuna yol açan hadiselerin başında gelmektedir.

Bitki Örtüsü

Bitki örtüsü yönünden zengin olan yerlerde, özellikle ormanlarla kaplı alanlarda toprak, daha gözeneklidir. Bu topraklar organik madde yönünden zengindir. Organik madde, ağaç dalları ve yapraklar yağışın toprağa ani inişini engeller. Bitki gövdeleri ise, yüzeysel akışın hızını azaltır. Dolayısıyla sızma oranı artmakta ve sel riski azalmaktadır. Buna karşılık bitki örtüsü yönünden fakir olan yerlerde özellikle sağanak yağışların hemen ardından sellere daha sık rastlanmaktadır.

İnsan Tesirleri

İnsanların teknolojik, sosyo-ekonomik ve kültürel etkinliklerinin selin afete dönüşmesinde ve kendisine zarar verebilecek hale gelmesinde çok önemli rolü vardır. İnsanların çeşitli faaliyetler için sele hassas alanları tercih etmeleri, selin afete dönüşmesine sebep olmaktadır. Üst havzalarda yapılan yerleşmeler, yanlış arazi kullanımları, mera alanlarının plansız ve yoğun kullanılması, havzada yüzeysel akışa geçen su miktarını artırarak sel ve taşkınların oluşmasına sebep olmaktadır. Yanlış yerleşim merkezleri, dere yataklarına yapılan binalar, tesisler can ve mal kaybını artıran sebeplerdendir.

Jeolojik Yapı ve Toprak Özellikleri

Bir havzadaki kayaçların cinsleri, geçirgenlik ve aşınmaya karşı gösterdikleri dirençler ile havzanın şekli, yüksekliği ve eğim özellikleri, dağların uzanışı ve bakı özellikleri, drenaj şartları gibi daha birçok özellik, sele karşı hassasiyetin artmasına veya azalmasına sebep olur. Gözenekleri dolayısıyla geçirgenliği fazla olan kayaçların bulunduğu yerlerde sızmanın fazlaca meydana gelmesi, yüzeysel akışın azalmasına, dolayısıyla sel şiddetinin ve riskinin de azalmasına vesile olur. Geçirimsiz kayaçların olduğu yerlerde ise, yağışlardan ve kar erimelerinden kaynaklanan suların çok büyük bir kısmı yüzeysel akışa geçeceği için sel vakası daha sık ve şiddetli görülür. Toprağın bünyesi ve yapısına bağlı olan sızdırma kapasitesi de sel hadisesi bakımından büyük önem taşır. Gözenekliliği fazla, organik madde bakımından zengin toprakların sızdırma kapasitesi yüksektir. Sızma, toprak doygun hale gelene kadar devam eder. Bundan sonra yağışlardan kaynaklanan sular yüzeysel akışa geçer ve sel hadisesi meydana gelir. Sızma kapasitesinden az olan yağışlar, yüzeysel akışa geçemez. Ayrıca, yağıştan önceki toprak neminin yüksek olması toprağın emme kabiliyetini azaltarak yüzeysel akışı hızlandırmaktadır. Buna mukabil toprak neminin azaldığı yerlerde, sızma artar, sel riski daha azalır. Dolayısıyla sızma oranı artmakta ve sel riski azalmaktadır. Buna karşılık bitki örtüsü yönünden fakir olan yerlerde özellikle sağanak yağışların hemen ardından sellere daha sık rastlanmaktadır.

Afet ve Acil Durum Eğitim Merkezi tarafından sellere karşı alınması gereken genel önlemler arasında;

  • Her tip meteorolojik afet için, günümüzde yağış alanları ve yağış yoğunluklarının belirlenmesinde oldukça etkili bir biçimde kullanılan radar sistemleri ve uydu verileri ile çalışan erken uyarı birimleri teşkil edilmelidir.
  • Bu uyarı birimi ile koordineli olarak çalışacak il ve ilçelerde kurtarma birimleri oluşturulmalıdır.
  • Bölgesel radyolar herhangi bir tehlike anında halkı bilgilendirerek uygulayacakları yöntemler konusunda uyarıda bulunmalıdırlar.
  • Yerel yönetimler dere yataklarına yerleşim yapılmaması konusunda titizlik göstermeli, buralarda yerleşimin önlemelidir.
  • Yerleşim yerleri içinden geçen dere yatakları ve drenaj kanallarında, ayrıca dere ve nehirlerin denizle birleştiği noktalardaki kanallarda zamanla oluşabilecek tıkanmalara düzenli olarak temizlenmeli, sürekli açık olmaları sağlanmalıdır.
  • Yerleşim yerleri içinden geçen dere yataklarına ıslah edilmelidir.
  • Çevredeki yeşil alanlar korunarak ve artırılarak erezyon ve sel önlenmelidir.
  • Sel tehlikesi bulunan eğimli yamaçlarda teraslama ve ağaçlandırma yapılmalıdır.
  • Çukur alanlarda, binaların bodrum katlarına su basma tehlikesi yüksek olduğundan, bu türlü yerlerde bodrum yapılmamalı, su basman kotu yüksek tutulmalıdır.
  • Şehir içlerinde yeterince yağmur suyu kanalı olmalı ve bunların sürekli bakımları yapılmalıdır.
  • Bulunduğumuz yerleşim yerlerinde sel uyarı işaretleri ve uyarı sistemleri öğrenilmelidir.
  • Konutlar diğer afetlerde olduğu gibi sele karşı da sigortalatılmalıdır.

sayılabilir.

Taşkın riskini azaltmak ve zararlarını en aza indirmek için yapılması gerekenleri ise;

  • 4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Koruma Kanunu kapsamında olan veya olmayan akarsu yatakları içerisinde suyun kabarmasına sebebiyet veren akım rejimini değiştiren bent ve kabartıcı tesis yapılmasının önlenmesi, 
  • Taşkın riski taşıyan alanların önceden belirlenmesi ve afet planlarının hazırlanması,
  • Dere yataklarından yatak stabilizelerinin temelini bozacak ve kıyı oyulmalarına meydan verecek şekilde kum ve çakıl ocaklarının açılmasının ve kontrolsüz aşırı malzeme alımlarının önlenmesi,
  • Taşkın önleyici tesislerin DSİ tarafından projelendirilmesi veya görüşünün alınması, yerel yönetimlerce düzenlenen imar planlarının taşkın alanlarını göz önüne alarak hazırlanması olarak sıralayabiliriz.

Sonuç itibariyle; söz konusu bu afetlerden korunmaya uygun yaşamsal ve mekânsal alanların tercih edilmesi, mevcut olan riskli alanların tahliye edilmesi, şayet kısa vadede bu mümkün değilse riski azaltıcı önlemlerin alınması, kıyı, tarım, orman ve yerleşim alanlarındaki mevzuat düzenlemeleri ve uygulamalarının bu afetleri önlemeye ve riski yönetmeye yönelik olması, ayrıca bu afetlere adeta davetiye çıkaracak doğa ve çevreye zarar verici davranışlardan kaçınılması gerekmektedir.



Slider Altına