“Türkiye’nin örnek temiz enerji kenti olmayı hedefliyoruz”

05 Mayıs 2021 Dergi: Mart-Nisan 2021

Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı

Yaşadığımız çağın en büyük küresel sorunu olan İklim Krizi, her geçen gün etkilerini yakıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Gezegenimizi kurtarmak için her birey, her yerel yönetim, her ülke sorumlu. Belediyecilik anlayışına ekolojik bir vizyon katan Çaycuma Belediye Başkanı Sayın Bülent Kantarcı, bu sayımızın konuğu. Gerçekleştirdikleri çok sayıda çevre dostu projeyi kendisinden dinledik… 

İklim kriziyle mücacaycuma-belediyesi-1delede yerel yönetimlere de büyük görevler düşüyor

Bilindiği üzere iklim krizi çağımızın en büyük sorunlarından biri. Küresel ısınma, bugün geldiğimiz noktada kritik seviyeye dayandı, buzullar eriyor, deniz seviyesi yükseliyor, aşırı hava hareketlerine şahit oluyoruz, biyoçeşitlilik azalıyor ve toprak verimi her geçen gün azalıyor. Artık hepimiz biliyoruz ki, iklim değişikliği, yerkürenin bu zamana değin karşı karşıya kaldığı en büyük tehlike. Tümüyle insanoğlunun faaliyetleri sonucu oluşan bu krizle mücadelede, herkes ve her kurum gibi yerel yönetimlere de büyük görevler düşüyor. Bugün dünya nüfusunun %55’i kentlerde yaşıyor. 2050’de bu rakamın %70’e ulaşacağı öngörülüyor. Şu haliyle bile kentler, sera gazı salımının yaklaşık %70’ini gerçekleştiriyor. Betonlaşma, yeşil alanların yok olmasına sebebiyet vermekle kalmıyor aynı zamanda betonlaşma sonucu oluşan ısı adaları sıcak hava dalgalarına da neden oluyor. Sık sık yaşamaya başladığımız aşırı hava olaylarında bu durumun ciddi payı bulunuyor. Aşırı tüketim nedeniyle su varlığımız azalıyor, doğal su kaynaklarımız, denizlerimiz kirleniyor. Toprağın verimliliğinin düşmesi, insanları gıda krizi ile karşı karşıya bırakıyor. Üretilen enerjinin %60 ile 70’ini tüketen kentlerin sera gazlarının salınımında da büyük payı bulunuyor. Bu nedenle kentlerin, dolayısıyla yerel yönetimlerin iklim krizi ile mücadelede belki de herkesten çok daha fazla sorumluluğu bulunduğunu düşünüyorum.

Ekolojik Belediyecilik… 

2014’te yapılan yerel seçimlerle göreve geldiğimiz andan itibaren bu sorumluluğun bilinciyle hareket ettik, etmeye de devam ediyoruz. İklim dostu belediyecilik uygulamaların ilk adımını, kendisi de bir fosil yakıt olmasına karşın en azından partikül madde yaymadığı gibi çok daha düşük emisyon değerlerine sahip olan doğalgazı yaygınlaştırarak attık. Bir yandan ilçenin doğalgaz dönüşümünü gerçekleştirirken diğer yandan sıkı denetimle niteliksiz kömür kullanımını engelleyerek olabilecek en kısa sürede, havası tertemiz bir Çaycuma yarattık. Küresel karbondioksit salınımının %23’üne neden olan taşıtların kentin yaşam kalitesini de düşürmeden daha az kullanımını sağlamak için projeler geliştirdik. Bu kapsamda Çaycuma ölçeğine göre oldukça geniş yayalaştırılmış alanlar oluşturduk, toplu taşımayı ve bisiklet kullanımını özendirmek için birçok çalışma yaptık. İlçede her türlü teknik standarda sahip 20 kilometreyi aşkın bisiklet yolu yaparken, yaya yollarını genişleterek herkesçe tercih edilebilir standarda eriştirdik. ÇOMBÜS adıyla bir sistem kurarak toplu taşımayı özendirdik. Kentin birçok yerinde, özellikle kısa süreli kullanımlarda çok düşük ücretli otoparklar oluşturarak vatandaşlarımızın mümkün mertebe daha az araç kullanmasını teşvik ettik. Her türlü standarda sahip akıllı kavşaklarla trafik ışıklarını kaldırıp gereksiz bekleyen araçların bir de bu nedenle emisyon yaymasını önledik. Tasarımı tümüyle bize özgü bir tür füniküler sistem olan ‘Varagel’ ile ilçenin en önemli sağlık sunucusu konumunda olan Çaycuma Devlet Hastanesi’ne yaya erişimi sağlayarak insanların araç kullanımını azaltacak önlemler aldık. Sonuçta, Çaycuma’yı, nüfusuna göre, ülkenin en uzun bisiklet yoluna sahip kenti haline getirirken, ulaşımın çeşitlendirildiği, fosil yakıt tüketiminin azaldığı çağdaş bir kent hüviyetine de kavuşturduk.

Diğer yandan hızla geri dönüşüm çalışmalarına başladık. Başta ambalaj atıkları olmak üzere kâğıt, plastik, cam ve metal atıkları kaynağında ayrıştırarak toplamaya başladık. Bunu daha sicaycuma-belediyesi-2stemli hale getirmek için atık stoklama, ayrıştırma ve paketleme tesisi kurduk. Yılda 1 milyon kilograma yakın atık toplayan ve bunları presleyerek geri dönüştüren tesisimiz, aldığı belge ile Çaycuma Belediyesini, bölgenin atık toplama lisansına sahip tek yerel yönetimi haline getirdi. Fiilen kullanılamaz haldeki atık su tesisimizi uzun uğraşılar sonucunda, bölgenin Çevre İzin Belgeli ilk arıtma tesisi olarak çalışır hale getirerek evsel tüm sıvı atıklarımızın, Filyos Çayı’na, arıtılarak deşarjını sağladık. Yeşil alanların sayısının ve kapladıkları fiili alanın artırılmasına büyük önem göstererek kentin oluşturduğu ısı adasının küçülmesi için çalıştık. Yeni planlamasını yaptığımız tüm alanlarda kişi başına düşen aktif yeşil alan oranlarını en üst düzeyde tutarak, çağdaş şehirciliğin tüm gereklerini yerine getirmiş, iklim dostu bir kent planlaması yaptık. Yenilenebilir kaynaklardan temiz enerji elde ederek kendi kendine yeten bir belediye olma yolunda laf değil iş ürettik, bu konudaki vaatlerimizi fiili olarak hayata geçirecek adımlar attık. Yaşanılan kuraklığa bir nebze olsun çare bulabilmek amacıyla, Yağmur Suyu Toplama ve Kullanma Yönetmeliği’miz ile Temmuz 2019’dan itibaren yapılan tüm yapı projelerinde yağmur suyu toplama sistemi kurmayı, tıpkı her konut için kapalı ve açık bisiklet parkı yapılması gibi zorunlu hale getirdik. Tüm bunları birbirinin ne önüne, ne arkasına sokmadan adım adım hayata geçirerek, “Yaşanacak Çaycuma” hedefimize doğru koşumuzu sürdürdük.

Yeni yapılacak tüm yapılarda yağmur suyu toplama sistemini kurmayı zorunlu hale getirdik

Hedefimiz net: Çaycuma Belediyesini kendi kendine yeten, iklim ve doğa dostu bir belediye yapmak, ilçemizin karbon ayak izini olabilecek en düşük noktaya çekmek, Çaycuma’nın eşsiz doğasını koruyup bozulmadan gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak. 7 yıldır bu hedeflerle çalışmalarımızı yürütüyoruz. Kuraklık çok büyük bir sorun ve biz bunu çok önceden gördük. Tüm planlamalarımızı bu öngörüye dayalı olarak yaptık. Göreve gelir gelmez, kentin bizden önce çok ihmal edilmiş temel altyapı eksikliklerini olabilecek en hızla şekilde tamamladıktan sonra da su krizinin çözümü için yerel ölçekte yapabileceklerimizden oluşan eylem planımızı uygulamaya başladık. Krizi önlemenin en önemli yollarından birinin tasarruf olduğu bilgisinden hareketle su şebekesinde var olan kayıp kaçakların önlenmesi için önemli yatırımlar yaptık, vatandaşlarımızı bilgilendirerek her alanda tasarruflu yaşamaya çağırdık. Yaşadığımız Zonguldak Bölgesi, Rize’den sonra ülkenin en yoğun yağış alan bölgesi. Yılın her ayında yağmur alıyor. Bu potansiyeli değerlendirmek için harekete geçtik ve Belediye Meclisimizden bir “Yağmur Suyu Toplama ve Kullanma Yönetmeliği” çıkardık. Bu yönetmelikle yeni yapılacak tüm yapılarda yağmur suyu toplama sistemini kurmayı zorunlu hale getirdik. Kurma zorunluluğu getirmekle kalmadık, sistemi kurup da belli miktarda yağmur suyu kullanan vatandaşlarımızın kullandığı şehir şebeke suyuna %30’a varan oranlarda indirim yaparak, kullanımını da cazip hale getirdik. Bu uygulamanın ilk meyvelerini almaya başladık. Yapımı süren yüzlerce inşaatta kurulum çalışmaları devam ediyor.

Arşimet burgu türbini ile elektrik üretimi, suya ve sudaki canlılara zarar vermeden enerji üretmemizi sağlıyor

İklim krizinin önlemenin en etkili yolunun fosil yakıtları terk edip, yenilenebilir kaynaklardan temiz enerji elde etmek olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu doğrultuda da önemli projeler geliştirdik. Bunlardan birincisi, kentin tam ortasından geçen Filyos Çayı’nın potansiyel gücünden yararlanmak için geliştirdiğimiz Arşimet burgu türbini ile elektrik üretimi projesi oldu. İhalesini yaptığımız ve yakında kurulum çalışmalarına başlayacağımız bu sistemi tümüyle doğa dostu olduğu için tercih ettik. Helezon şeklindeki bir burgu, suyun akış hızıyla dönerek elektrik üretiyor. Basınç altında çalışan geleneksel HES’lerden farklı olarak su alma yapısından geçerek içine giren hiçbir su canlısına zarar vermeyen sistem, başta balıklar olmak üzere tüm canlılar için tam bir koruma sağlıyor. Bu alandaki ikinci projemiz güneş enerjisinden elektrik elde edilmesi. Bu doğrultuda da oldukça yol almış durumdayız. Belirlediğimiz üç noktada, kendi işgücümüzle güneş tarlası kurabilmek için teknik personelimizin eğitimini tamamladık. Fizibilitesi konusunda da oldukça yol kat ettiğimiz güneş tarlalarının kurulumuna yakın zamanda başlama arzusundayız. Buralardan elde edeceğimiz elektrik belediyemizin ihtiyacını karşılayarak bize büyük bir tasarruf sağlayacak. Aynı zamanda kendi kendine yeten bir belediye olmamız yolunda adım atmamız da sağlayacak bu projeler, ilçenin karbon ayak izinin büyük oranda düşmesini de sağlayacak.

caycuma-belediyesi-3Çalışmalarımıza Çaycuma halkının desteği büyük

Çaycuma son derece güzel bir insani iklime sahiptir. Halkı değişime açık ve hoşgörülüdür. Her yenilikçi projede olduğu gibi, bir bölüm yurttaşımızda, ilk önce belli kuşkular oluşuyordu. Yapılan hizmetin faydaları ortaya çıktıkça, o kuşku ve önyargılar, zaman içinde tümüyle ortadan kalkıyordu. Vatandaşlarımızın bu zamana değin yaptığımız tüm işlerin hep toplumsal faydaya hizmet ettiğini görmesi, başlangıçta var olan bu kuşkuların iyice azalmasını sağladı. Çaycuma halkı, belediyesine büyük destek vermekle kalmadı, hayata geçirdiğimiz son derece radikal uygulamalara büyük uyum sağlayarak daha nitelikli çalışmalar yapmamız konusunda bizi teşvik etti. Bu çalışmalarda sivil toplum örgütlerinin, Kent Konseyi’mizin önemli desteklerini görüyor, onlar aracılığıyla toplumun geniş kesimleriyle fikirlerimizi paylaşma, geliştirme olanağı buluyoruz.

Enerji kooperatifi çalışmaları tüm hızıyla sürüyor

Yenilenebilir kaynaklardan elde edilen temiz enerji, bir yandan doğayı korur, iklim krizi gibi çok önemli bir konuya çare üretirken, ekonomik olarak ciddi bir kaynak da yaratıyor. Böyle bir tesis kurarak kendi enerjisini yenilenebilir kaynaklardan sağlayan insanlar, belli bir yatırım maliyetiyle, uzun yıllar, çok düşük bir bakım masraflarıyla kendi enerjisini elde edebiliyor. Doğaya hiç zarar vermeden sonsuz ve sınırsız üretim yapmanın mümkün olduğu bu alana yapılan yatırım, ayrıca, kısa sürede kendini finanse ederek insanları yüksek enerji masraflarından da kurtarıyor. Öncelikle belediyemizin enerji ihtiyacını karşılayıp, kendi kendine yeten bir belediye olmasını sağlamak için planladığımız projeleri, bir örnek olarak ortaya koyacağız. Mevzuatla ilgili bazı sorunlar var; onlar giderilince de tüm halkımızın katılımına açık olarak kuracağımız enerji kooperatifleriyle, daha büyük tesisler kuracağız. Kazandığımız deneyim ve elde ettiğimiz bilgi birikimiyle çok kısa sürede olumlu sonuçlar alacağımızı düşünüyorum. Böylece Çaycuma’yı büyük ölçüde temiz enerji üreten bir kent haline getirirken yerel kalkınmaya da hizmet edeceğiz. Ayrıca enerji iletiminden kaynaklanan maliyetler ve kayıplar da ortadan kalkacağı için verimi son derece yüksek de olacak bu tesislerle, doğanın bize bahşettiği kaynakları tasarruflu bir şekilde kullanarak insanlığa da hizmet etmiş olacağız.

“Kömür memleketinde kömür yanar” algısını kırmaya çalışıyoruz

Zonguldak bilindiği üzere bir maden bölgesi. Toplumda kömür kültürü çok yaygın. Bu bir veri olarak değerlendirildi. “Kömür memleketinde kömür yanar” denerek, çok sayıda kömürlü termik kuruldu. Ülkemizin en büyük kömürlü santralleri kentimizin sınırları içinde bulunuyor. Şu anda komşu ilçemiz Kilimli’ye bağlı Çatalağzı-Muslu bölgesinde 3.100 MW gibi çok büyük kurulu güce sahip bir termik santral kampusu bulunuyor. Çok büyük oranda ithal kömüre dayalı olarak çalışan bu santraller tükettiği 10 milyon tona yakın kömürle hem doğayı hem de insan sağlığını olumsuz etkiliyor. Bu nedenle, mağduru olduğumuz bu tip kirli yatırımların terk edilip temiz enerjiye geçilmesini çok önemsiyoruz. Bir sanayi ve ticaret kenti olan Çaycuma da, ülkenin her köşesi gibi, enerjisini, mevcut enterkonnekte sistem üzerinden alıyor. “Tüm gereksinim yenilenebilir kaynaklardan karşılanabilir mi” sorusuna şu şekilde yanıt verebilirim: Henüz böyle bir fizibilite çalışması yapmadık. Öncelikle kendi ihtiyacımızı karşılayabilir miyiz sorusuna yanıt aradık ve elde ettiğimiz sonuçlar gayet tatmin edici oldu. Bölgemizde, son yıllarda, özellikle güneş panellerine ilgi artıyor. Kuracağımız güneş tarlası ve Arşimet türbinli santral sonrası, bu farkındalığın daha üst düzeylere çıkacağını, hatta elde edeceğimiz başarılı sonuçların ardından da adeta kampanyaya dönüşeceğini düşünüyorum. Çaycuma, Filyos Çayı’nın yarattığı hidrolik gücünü, güneş ve rüzgâr potansiyelini, biyokütle kaynaklarını doğru kullanırsa Türkiye’ye örnek bir temiz enerji kenti olabilir. Bizim tüm çabamız da bunu sağlamaya yönelik zaten.

“Çaycuma 100 bin nüfusa sahip olsa da, trafik lambası kullanılmayacak” gibi bir iddianız var. Bunu neye dayandırıyorsunuz? 

Göreve gelir gelmez Çaycuma’daki trafik sorununa el attık. Çünkü tam bir trafik karmaşası vardı. Ülke ölçeğine göre avuç içi kadar denebilecek bir kentte trafik sıkışıklığı yaşanıyordu. Sebepleri üzerine kafa yorduk, trafik lambalarında kimi zaman dakikaları aşan bekleme sürelerinin önemli sebeplerden biri olduğunu düşündük. Dünyadaki uygulamalara da bakarak, bize özgü bir “akıllı kavşak” sitemi geliştirdik. Peyzajı, özgün heykelleri, aydınlatması, yol kaplama malzemesiyle bütünlüklü bir proje olarak planladığımız bu kavşaklarla kent estetiğine ciddi katkı sunarken trafik ışıklarını da kaldırdık. Gereksiz beklemelerin ortadan kalkmasıyla hem trafik hızlandı, hem de bu sürede ortaya çıkan ve hesaplandığında küçümsenmeyecek bir rakama ulaşan karbon gazı salımından kurtulmuş olduk.

İmar Planı Revizyonu ile 40-50 yıl sonrasını bile düşünerek adım attık

Göreve başlar başlamaz bir önemli çalışmamız da, yaptığımız İmar Planı Revizyonu ve buna uygun olarak gerçekleştirdiğimiz imar uygulamaları oldu. Çağdaş kentçiliğin tüm gereklerine göre, adeta bir doktora tezi hazırlar gibi yaptığımız planda, yolları mümkün olduğunca geniş tuttuk. Çaycuma’nın etrafını çepeçevre saran çevre yolları oluşturarak araçların kent içine gereksiz girişini önledik. İlçenin tam ortasından akan Filyos Irmağı üzerinde bulunan köprü sayısını birden üçe çıkararak Çaycuma’yı tek girişli, tek çıkışlı bir kent olmaktan kurtardık. Kent içi yolların, çevre yollarıyla bağlantısını güçlendirerek, hızlı ve güvenli ulaşımın plan üzerindeki altyapısını oluşturduk. Çaycuma nüfusunun iki katı kadar insanın yerleşebileceği imar alanları oluşturarak, ilçemizi, Filyos Vadisi Projesi ile olabilecek nüfus hareketlerine karşı da hazırlık hale getirdik. Tüm bu planlamalar kentin 40-50 yıl sonrası düşünülerek yapıldı. Bu nedenlerle şimdi 27 binleri aşan ilçe nüfusu 100 binlere ulaşsa bile Çaycuma’da plansız yerleşim gibi ulaşım sorunu da olmayacak, trafik ışıklarına ihtiyaç duyulmayacaktır.

İlgili tüm kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği içinde çalışıyoruz

Elbette bu alanda pek çok kişi, kurum ve kuruluşla işbirliği yapıyor, görüş alıverişinde bulunuyor, fikir danışıyoruz. Başta mimarlık, şehir plancılığı, peyzaj mimarlığı, inşaat mühendisliği gibi kent tasarımının fikri altyapısını oluşturan alanların meslek örgütleriyle sıkı bir iletişim içindeyiz. Bölgemizdeki üniversitelerde farklı disiplinlerde çalışan hocalarımızla sık sık bir araya geliyor, görüş alışverişinde bulunuyoruz. Kentteki sivil toplum örgütleriyle son derece iyi ilişkilerimiz var. Onların alanlarıyla ilgili görüşlerini önemsiyoruz. Onlar da yapılan çalışmaların kamuoyuna tanıtımında önemli görevler üstleniyor. Belediye olarak özel sektörle zaten doğal bir işbirliğimiz var. Kentte yeni inşaatlar yapan müteahhitlerimiz, görevlerinin yalnızca yapı yapmakla bitmediğini artık çok iyi biliyor. Başta peyzaj, ulaşım, altyapı olmak üzere pek çok alanda görevleri olduğunun bilinciyle hareket ederek sözcüğün tam anlamıyla çözüm ortağımız olarak çalışıyor. Tedarikçilerimizin birikim deneyimlerinden çok istifade ediyor, özellikle yeni teknolojik gelişmeler ve ürünler hakkında karşılıklı olarak deneyim paylaşımında bulunuyoruz. İlerideki dönemlerde temiz enerji alanında yatırım yapacak yeni iş insanlarının ortaya çıkarak Çaycuma’daki bu büyük değişime katkı sunacağını umuyorum. 

Doğal kaynaklarımızı doğru ve sürdürülebilir şekilde kullanmanın yollarını bulmalıyız

Gerçekten çok zor günlerden geçiyoruz. Yaşadığımız pandemi süreci bize doğanın, ekolojik korumanın ne kadar önemli olduğunu anlattı. Yakalandığımız tüketim çılgınlığından bir an önce kurtulup, doğal kaynaklarımızı doğru ve sürdürülebilir şekilde kullanmanın yollarını bulmalı, bu cinnet halinin mutlaka önüne geçmeliyiz. Bunun yolları biliniyor aslında. Önemli olan siyasi iradenin ortaya konup, bu konuda çok daha hızlı ve samimi adımların atılmasıdır. Biz Çaycuma’da bunu başardık ve ortaya yaşanabilir bir kent çıkardık. Çaycuma hem ölçeği, hem de uygulama çeşitliliği ile çağdaş kentçiliğin laboratuvarı oldu. Şu zehirden günler bittiğinde herkesi Çaycuma’ya görmeye davet ediyorum. Bana da bunları anlatma olanağı verdiğiniz için size çok teşekkür ediyor, yayın hayatınızda başarılar diliyorum.