Header Reklam
Header Reklam

A.Ü. Fen Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aziz Ekşi: 'Gıda güvenilirliğinin sağlanması için belediyeler de göreve!'

26 Şubat 2013 Dergi: Ocak-Şubat 2013
Prof. Dr. Aziz Ekşi: Düşünsenize; ülkemizde mevcut gıda satış ve tüketim yerleri ile gıda üretim tesislerinin sayısı 500 bine yaklaşıyor. Şu anda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından buralarda yapılan kontroller hem sayısal hem de nitelik olarak yeterli değil. O nedenle Bakanlık üretim yerlerini kontrol etmeye devam etse bile, diğer gıda işyerlerinde belediyeler mutlaka bu işin içinde yer almalıdır. Belediyelerce yapılacak kontroller küçük ilçe ve beldelerde çok etkili olamayabilir, çünkü bu gibi yerlerde herkes birbirini tanıdığı için bazı popülist yaklaşımlar geçerli olabilecektir. Dolayısıyla buralarda Bakanlık elemanlarının kontrol yapması daha doğru olur; ama büyük kentlerde kesinlikle belediyelerin eğitilmiş elemanlarının gıda kontrolünde görev almasının gerekli olduğuna inanıyorum. Gıda kontrolünde belediyelerden beklenen, en başta “tarafgir” olmamalarıdır. Ki, büyük kentlerde bunun olması, az önce söylediğim gibi, mümkün değil… İkincisi, denetim ve kontrol görevlilerinin nitelikli (eğitimli) olmaları ve tanımlanan prosedüre uygun şekilde denetim yapmaları beklenir… Evet, belediyeler eskiden belki bu açıdan yetersiz kalmış, kötü uygulama örnekleri ortaya çıkmış olabilir. Ama bu eğitimle düzeltilebilir bir şeydir. Ayrıca belediyelerin geçmişteki bir başarısızlığını bugüne dair bir gerekçe olarak ileri sürmek de bana doğru görünmüyor. 

e-Belediye: Belediyeler günümüzde bu sürece nasıl katkı yapabilir, biraz açar mısınız?

Prof. Dr. Aziz Ekşi: Belediyeler bu denetimin içinde olsun, fakat belediyelerin kontrol işini yöneten bir organ daha olsun. Bu organ örneğin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olabilir. Bu iş onun vereceği görev kapsamında, onun vereceği doğrultuda ve onun yetiştireceği elemanlarla yürütülmelidir. Çünkü gıdaların denetim ve kontrolü eğitim isteyen bir alan… Eskiden hatırlarsanız, belediyelerce yapılan gıda kontrolleri zabıtaya dayanıyordu. O nedenle de hafızalarımızda pek olumlu izler bırakmadı. Dolayısıyla şimdi zabıtanın pazardaki kontrolü yerine, daha bilinçli, daha uzman, eğitimli insanların kontrole çıkacağı ve cezadan önce “uyarı” aşamasının olacağı bir çalışma elbette ki daha işlevsel olacaktır. 

e-Belediye: Yetiştirmekte olduğunuz öğrenciler gelecekte belki bu boyutta da etkin görev almaya aday kişiler… Şu anda ilgili kamu birimlerinde yeterli oranda istihdam edildiklerini söyleyebiliyor musunuz? 

Prof. Dr. Aziz Ekşi: Bu konuyla ilgili geçtiğimiz günlerde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı nezdinde bir girişimimiz oldu; gıda mühendislerinin istihdamı konusuyla ilgili olarak Müsteşar Yardımcısı Nihat (Pakdil) Bey’i ziyaret ettik. Benim bu konudaki samimi düşüncem şudur: Ülkemizde KOBİ boyutundaki gıda işletmelerinde teknik bilgi düzeyi gerçekten düşük… Bu işletmelerin bir şekilde bilgi ile mutlaka desteklenmesi gerekiyor. Bunun yolu da “gıda danışmanlığı” sisteminin oluşturularak, başta gıda mühendisleri olmak üzere konuyla ilgili meslek mensuplarının KOBİ niteliğindeki gıda işletmelerinde yardım amacıyla görevlendirilmeleridir. Çünkü “merdiven altı” tabir edilen kayıt dışı üretim genellikle bu boyutta işletmelerde yapılıyor. Bunun önüne geçmek için polisiye yaklaşımlar yerine, bunları doğru üretime kazanmayı hedefleyen “gıda danışmanlığı” gibi “bilgi desteği” içeren çalışmalar daha faydalı olacaktır. 

e-Belediye: Gıda danışmanlığı, uygulama alanı bakımından belediyeleri de kapsamına alan bir model olabilir mi?

Prof. Dr. Aziz Ekşi: Kesinlikle olabilir. Tarım Bakanlığı’nın vereceği eğitimden sonra gıda danışmanlarını belediyeler istihdam edip yetkilendirebilirler. Gıda danışmanlarının belediyeler kanalıyla gıda kontrolüne katılmaları veya gıda KOBİ’lerine destek vermeleri çok daha etkili olacaktır. Ayrıca sanıyorum Tarım Bakanlığı, “gıda danışmanlığı” konusuyla ilgili kaynak bulmakta problem yaşıyor. Bu kadar elemanı istihdam edecek, ama bunun bütçede karşılığı yok! Belediyelerin bu imkâna sahip olabileceklerini sanıyorum. Ama onların da doğru elemanı istihdam etme veya yetki konusunda problemi olabilir, ki o problem de bu yolla çözülmüş olur. Yani birinde yetki, ötekinde para varsa, ikisi bu şekilde birleştirilerek topluma yararlı olunabilir… Yalnız şunun altını çizmek isterim: Dikkat ederseniz, Bakanlığın yetkisini “devretmesinden” değil, bu konuda bir “yetkilendirme”den söz ediyorum. Çünkü denetimin tek merkezden (Bakanlık merkezli) yürütülmesinde büyük yarar var. Bakanlık bu çerçevede, bu işte görev alacak elemanları kendisi yetiştirmek kaydıyla gıda işyerlerinin ve gıda satış yerlerinin denetimi konusunda belediyeleri yetkilendirebilir. Çünkü önemli olan, işin doğru yapılmasıdır. O bakımdan belediyelerin, kendi yörelerindeki her noktaya ulaşabilecek durumda olmaları nedeniyle bu konuda yetkilendirilmeleri daha doğru bir yöntem olacaktır. Bu durumda Tarım Bakanlığı kontrol programını hazırlar ve belediyelere der ki: “Siz bu kontrol programı kapsamında şuraları kontrol edeceksiniz! Elemanlarınız şu nitelikte olacak ve onları ben yetiştireceğim!” Bu şekilde bir yetkilendirmeyle, “kendi denetiminde” denetim yaptırabilir… 

e-Belediye: Yerel yönetimlerin gıdada güvenilirliğinin sağlanması için eğitim boyutunda yapabileceği işler de olduğunu ısrarla dile getiriyorsunuz. Bu anlamda belediyelerden beklentileriniz nelerdir?

Prof. Dr. Aziz Ekşi: Belediyelerin tüketicileri bilinçlendirme görevi de var. Ve bana göre, gıda kontrolünde en etkili araç bilinçli tüketicidir. Neyin bozuk olduğunu, neyin eksik olduğunu bilen, hangi ürünün kusurlu, hangi ürünün kusursuz olduğunu ayırt edebilen tüketici gıda kontrolünün en etkili aracıdır. Aynı zamanda da gıdaya ilişkin bazı temel bilgileri biliyor olması, bununla ilgili belli bir eğitimi almış (veya alıyor) olması lazım. Bunun iki yararı vardır: Hem kendisi bilinçli alışveriş yapmış olur, hem de yanlış mal bulduğunda tepki gösterdiği için gıda üreticisi firmaları kusursuz, kaliteli üretime yönlendirir… Tüketici bilinçlenmesinin başka ve önemli bir faydası da, gıdalara ilişkin ortalıkta dolaşan gerçek dışı söylentilerin etkisiz kılınmasıdır… Bu söylentiler genellikle sağlık açısından korkutucu şeyler olduğu için, gıdalarla ilgili temel bilgisi yetersiz tüketici grupları bunlara çabucak inanıyor. Eh, inanmaları da doğal… Ve paniğe kapılıyorlar.  Bu durumdan da bütün gıda sektörü zarar görüyor. O nedenle eğer tüketiciler gıdalar hakkında temel bilgileri alırlarsa, bu tür spekülatif sözlere de kolay inanmayacak, daha doğrusu sözlerin “alıcısı” olmaktan çıkacaklardır. Belediyeler işte bu noktada sorumluluk üstlenip, yörelerinde tüketici eğitim kursları açabilirler. Bizler de üniversiteler olarak “topluma hizmet” görevimiz kapsamında, bu tür eğitim çalışmalarında herhangi bir karşılık beklemeden görev üstlenmeye her zaman hazırız. Yeter ki yerel yönetimler, seminer veya eğitim çalışmalarını organize etsin ve bizden ders vermemizi istesinler… Onlar bu konuda gerekli platformları oluşturdukları an, biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Ders programlarını hazırlayacağımız gibi, tüketici hangi konuları ders olarak almalı, kaç kişilik gruplara eğitim verilmeli, ders içerikleri ne olmalı, kimler ders vermeli gibi konularda mutlaka yardımcı oluruz.


Etiketler


Slider Altına