Yerel Yönetimler Bakanlığı’nın İlk-Son-Tek Müsteşarı Prof. Dr. Erhan Karaesmen’e Sorduk; Neden Yerel Yönetimler Bakanlığı?

13 Temmuz 2008 Dergi: Ocak-Şubat 2007
"1 Mart 1979 tarihli gazeteler:

Yerel Yönetimler Bakanı Mahmut Özdemir Belediye Gelirleri Yasası ile belediyelere yılda 19 milyar liralık bir kaynak yaratılmış olduğunu açıkladı"

Bu haberin gazetelerde yer almasından "28" yıl sonra; dergimizin geçen sayısında "Editör"den başlığı altında şöyle diyorduk:

"Kısa bir süre önce kaybettiğimiz büyük devlet ve siyaset insanı; daha doğrusu ’Büyük-İyi İnsan’ Ecevit’in ’50’ yılı aşan siyaset yaşamındaki büyük başarılarının yanında, pek fazla bilinmeyen; ama ’30’ yıl öncesinden bugünün çağdaş yerel yönetimlerine ışık tutan, yol gösteren özgün bir çalışması ve uygulaması var: Yerel Yönetimler Bakanlığı.

Türkiye’nin ilk ve son yerel Yönetimler Bakanı rahmetli Mahmut Özdemir

olacaktı. Böylece Türkiye’de Yerel Yönetimler çağdaş bir yaklaşımla ’İçişleri Bakanlığı’nın velayet ve vesayetinden kurtuluyor; kendi öz bakanlıklarına kavuşuyorlardı.

Bu yeni bakanlığın yapılanması ve kurulmasında, yine Türkiye’nin ilk ve son Yerel Yönetimler Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Erhan Karaesmen’in çok büyük katkıları olmuştu. Bu bağlamda dergimizin gelecek sayısında ’Yerel Yönetimler Bakanlığı’nı bir ’nostaljik yaklaşım’la değil; günümüz çağdaş yerel yönetimlerinin ’Olmazsa Olmazı’ olarak, ’Dosya’ şeklinde değerlendireceğiz."

İşte bu açıklamalar çerçevesinde, burada "Yerel Yönetimler Bakanlığı" konusunu, Prof. Dr. Erhan Karaesmen’le yapılan görüşmelerin ışığında okuyucularımızın değerlendirmesine sunuyoruz. Bugün özellikle güçlü yerel yönetim geleneklerine sahip bulunan B. Britanya, İrlanda, Avustralya, Yeni Zelanda ve hatta Pakistan gibi ülke ve toplumlarda "Yerel Yönetimler Bakanlığı", en önemli bakanlıkların başında yer alıyor.

Acaba; hem bu gibi ülkelerden hem de kendi "Özgün Deneyimimiz"den öğrenmemizin zamanı gelmedi mi? İşte bu konuda "Erhan Hoca"nın bizimle paylaştıkları.


e-Belediye: Sayın Hocam; öğrencileriniz, dostlarınız, sizi tanıyanlar ve arkadaşınız olmakla gurur duyan / övünen Genel Yayın Yönetmenimiz Dr. Sedat Özkol sizin için "ODTÜ’nün Efsanevi Hocası" tanımını yapıyorlar.

Öte yandan, gerçekten de uzun yılları kapsayan akademik ve bilimsel çalışmaların, yayınların, makalelerin, söyleşilerin, konferansların, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarının ötesinde, siz, ayrıca resim, müzik gibi sanat alanlarında da yorumlarınızla, değerlendirmelerinizle, özendirmelerinizle de Türkiye Kültür Yaşamı’nda etkin bir yere sahip bulunuyorsunuz. İlgi alanlarınız, etkinlik spektrumunuz çok geniş ve çok renkli.

Yine de, e-Belediye dergisi çerçevesinde kalacak olursak, "Mühendis Erhan Karaesmen", "Çağdaş Belediye Uzmanı Erhan Karaesmen, "Yerel Yönetimler Bakanlığı’nın İlk Müsteşarı Erhan Karaesmen" kimdir? Ne yapmıştır? Neler yapmaktadır? Neler yapacaktır?

Prof. Dr. Erhan Karaesmen: Bir söyleşiye başlarken sizin buradaki uzun soru ifadesinde dile getirilenler türünden dostane ve sıcak düşünceli olduğundan şüphe edilemeyecek övgüler almak insana çok keyif veriyor, hem de rahatlatıyor. Naçiz şahsım hakkında içten olduğunu bilsem de epeyce abartmalı betimlemeler için çok teşekkür ederim; her şeyden önce.

İstanbul Teknik Üniversitesi’ni 1959 yılında yüksek mühendis unvanıyla bitirdim. Daha önceden batı ülkelerinde yaz stajları yapma ve dünyayı çok küçük bir ucundan da olsa biraz tanıma şansına sahip olmuştum. Bu tanışmanın kafamda bırakmış olduğu olumlu ve özendirici izlenimler, benim için kuvvetli bir dürtü yaratıyordu. O yıllarda Avrupa ülkelerine gidip gelmenin nispeten kolaylığından da yararlanarak mezuniyetimden hemen sonra geçici bir iş bularak İsviçre’de çalışmaya başladım. Daha sonra epeyce uzun yıllar Paris’te çeşitli kuruluşlarda araştırma ve proje mühendisi olarak vazife aldım. O zaman dilimi içinde Paris-Sorborne Üniversitesi Fen Fakültesi’nde tatbiki bilim alanında "Dr. Mühendis Bilimsel Unvanı"na götüren bir doktora çalışması yaptım. Daha sonraki dönemlerde Birleşik Amerika’da bir yıl dolaylarında mesleki tecrübemi arttırma şansı ve orada bir üniversitede kısmi zamanlı ders verme olanağı buldum. Çeşitli Latin Amerika ülkelerinde de bazı duraklamalar yaptıktan sonra yeniden Avrupa’ya dönüp Paris’te uluslararası bir mühendislik projelendirme firmasında çalıştım. O aralarda temasa geçmiş bulunduğumuz Ankara’daki Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin daveti üzerine 1966Ğ67 ders yılında bu kuruma katıldım ve Ankara’ya yerleştim. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde bir keresinde kurumsal bir anlaşmazlıktan, bir diğerinde ise benim devlet görevi yapma dönemime rastladığı için çeşitli küçük kesintilerle 40. yılımı doldurdum. Mühendislik- mimarlık öğretim-eğitim çerçevesi içinde yapı mekaniği ağırlıklı deprem mühendisliği konularına da bir miktar uzanan ve mimarlık tasarımı ile mühendislik projelendirmesi arasındaki organik bağları incelemeye yönelik dersler verdim ve bu alanlardaki çeşitli araştırma konularıyla uğraştım. Çeşitli dillerde on beşi kitap boyunda olmak kaydıyla iki yüzü aşkın yayın yapma fırsatını buldum. Halen hukuki statü olarak emekliyim. Ancak, aktif bir kısmi zamanlı akademisyenlik ilişkisi sürdürüyorum. İnşaat Mühendisliği ve Mimarlık bölümlerinde lisans ve yüksek lisans derslerine giriyorum. Artık çok derinlemesine olamamakla birlikte bazı araştırma konularının ucundan hala tutmaya çalışıyorum. Bazen büyük boyutlu uygulama projelerinde sektör içinden yol göstericilik ve teknik yardımcılık katkısı istendiği de oluyor. Bilgi ve deneyim birikiminin ürünü sayılabilecek kitaplar yazma dönemindeyim. Galiba pek fena da gitmiyor. Bu arada son yıllarda İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde de kısmi zamanlı ders verme katkısında bulunuyorum.

Yakın geçmişte ikinci ve hatta belki üçüncü halkası üzerinde kalmakla birlikte bir miktar politikayla da ilgilendim. Beni Yerel Yönetim Bakanlığı’nda üst yöneticilik statüsüne yönlendiren unsurların arasında o tarihlerdeki politik çevre ilişkilerinin de payı olduğu açıktır.

Ciddi bir sağlık sorunuyla karşı karşıya kalmamak kaydıyla önümüzdeki bir kaç yıl boyunca sanırım kısmi zamanlı eğiticilik ve kitap yazmacılığı işini sürdürebilmeyi umuyorum. Son yıllarda ayrıca sanat-kültür alanlarına yönelik kitap boyu yayınlarım da olmaya başladı. Öteden beri gündelik, aylık yayın organlarında ve hatta bazen televizyon ekranlarında sanat-kültür yayınları ve sunuşları yaptığım olurdu. Şimdi artık kitap boyunda bir şeyler yazma arayışı içindeyim.

e-Belediye: Sayın Hocam; şimdi doğrudan "Yerel Yönetimler Bakanlığı" olgusuna gelecek olursak, şu soruları sorabilir miyiz?

Yerel Yönetimler Bakanlığı hangi tarihsel- toplumsal-siyasal koşulların ürünüdür? Kuruluşunda kimler görev almıştır? Neden, ne zaman ve nasıl kurulmuştur? Yerel Yönetimler Bakanlığı’nın kuruluş amaçları nelerdir? Kısa ömürlü olmasına karşın Yerel Yönetimler Bakanlığı Türkiye’ye neler getirmiştir? Ya da getirmeye çalışmıştır?

Erhan Karaesmen: Hızlı ve düzensiz kentleşme olgusunun toplumsal ciddi kemirmelere yol açışı bilindiği gibi 1950’li yılların sosyo-politik oluşumlarından kaynaklanmıştır. Gecekondulaşma, disiplinsiz ve savruk arazi kullanımı, kent merkezlerinin çevrelerinde taşradan çok yenilerde göçmüş insan kümelerinin oluşmasına yol açıyordu. Bu sevimsiz ve giderek gayriinsani akıl dışılıklar sergilemeye başlayan güya gelişme oluşumuna devlet eliyle bir müdahale gerekiyordu. İmar ve İskan Bakanlığı bu müdahalenin ilk aşamasını temsil eder. 60’lı yılların daha farklı toplumsal dengeler ve rasyoneller arayışının da etkisiyle bu bakanlığın kuruluşundan ve etkinliklerinde çok şeyler beklenir hale gelinmişti. Ancak 70’li yılların toplumsal karmaşası ve kentlere hücumun kontrol edilemez hale gelişi olgusu toplum ve devlet yönetim sistemini daha farklı yeni arayışlara sevk etmiştir. 1970’lerde o dönemlerin bugünkülerden epeyce farklı ileri ve insancıl toplumsal düzenleme politikalarının temsilcisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye’de bir yerel yönetim rüzgarı estirdiğine tanık olunuyordu. Toplumun çeşitli katmanlarının klasik merkezi devlet ilişkisi yerine yerel yönetim sistemiyle ilişkileri daha sistemli bir demokratik yerel kontrol mekanizması kurulabileceği umuduyla ön plana çıkarmaya başladığı gözleniyordu. Bazı belediyelerin bireysel yerel başarıları da bu yoldaki umutları ve beklentileri takviye ediyordu. Dolayısıyla, disiplinsiz, dağınık ve hem fiziki hem de sosyolojik yönlerden sağlıksız kentleşme olgusuna yerel yönetimleri de aktif biçimde angaje ederek bir ikinci müdahale yapılıp yapılamayacağı tartışılmaya başlanmıştı. Ben kendi hesabıma yerel yönetimlerin temsil ettiği bu yeni dinamizmden kentleşmenin kontrolü alanında da yararlanılabileceğini savunanlardandım. Akademik dünyadan, mimarlık-mühendislik tasarım ve uygulama çevrelerinden o dönemin mevcut başarılı belediye başkanlarından ve genel entelektüel dünyadan bu düşünceyi destekleyici görüşlere sahip başka kişilerden de fikirlerini yazılı ya da sözlü ifadelere dökenler oluyordu. Böylece iktidara hazırlanan CHP’nin bazı çalışma alanlarında benim de yardımcı olduğum üst yönetim kademesinde de bu düşünceye sıcak bakılmaya başlanmıştı. Yaşı elliyi geçmiş olan yurttaşların bire bir hatırlayacağı, daha gençlerden de politika tarihine meraklı olanlar bir yerlerden okuyup ya da sorup öğrenip bilir oldukları gibi CHP beklenilenin aksine tek başına iktidar olamadı. Çeşitli siyaset ilişkilerini kullanarak karmaşık bir çok başlılık içinde iktidar olabilmesi bir aya yakın zaman aldı. Bu ilginç fikir de bu dönem içinde açıkçası biraz uykuya yattı. Ancak, iktidar olma umudunun belirmesi üzerine biraz belki de fazla süratli ve belki de tertipsiz biçimde yeniden gündeme geldi. Amaçları, hedefleri ve etkinlik kapsamı çok fazla belirlenememiş olmak kaydıyla Yerel Yönetim Bakanlığı yeni Ecevit hükümetinin yenilikçi görüntülerinden biri olarak kabinede yerini aldı. Sonraları politikayla bir süre daha ilgilenmiş olan ancak çeşitli sağlık sorunları dolayıyla erken yaşlarda aramızdan ayrılan Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi çıkışlı Sivas Milletvekili Mahmut Özdemir bu bakanlığın bakanı olarak göreve başladı. Benim müsteşar olarak göreve başlamam birkaç hafta zaman aldı.

e-Belediye: Doğrudan sizin; Yerel Yönetimler Bakanlığı’nın kuruluşunda ve gerçekleştirilmesindeki rolünüz, katkılarınız, etkinlikleriniz neler olmuştur? Türkiye’nin ilk ve tek Yerel Yönetimler Bakanlığı’nın Müsteşarı olarak neler yapmayı istemiştiniz? Neler yapacaktınız? Neler yaptınız?

Erhan Karaesmen: Yerel Yönetimler Bakanlığı’nın kuruluş amacı genel felsefesi itibariyle kentlerin daha düzgün yaşanılır yerler olmasını gerçekleştirmede belediye kurumlarının daha özel ve daha hareketli bir angajmana girmelerini sağlamaktı. Slogansal olarak bir önceki soruya cevap verirken ifade ettiğimiz gibi hızlı, kontrolsüz ve düzensiz kentleşme olgusuna müdahale edebilme ana amaç gibi gözüküyordu. Ancak, olay sadece savruk ve yampiri kentleşmenin kültüründen ibaret olamazdı. Kent merkezlerinin eskiden beri mevcut olan alanları zaten süregelmekte olan başka problemlerle doluydu, Anadolu kentleri, hidrolik ve trafik alt yapısının yetersizliği gittikçe hareketlenen bir toplumda yoğunlaşan ulaşım ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için gayretler gösterilmesi mecburiyeti iç içe geçiyordu. Anadolu’nun doğu yarısında henüz içme suyu ve düzenli elektrik temini alanında zorlanılan küçük belde belediyeleri bile mevcuttu. Dolayısıyla birbirinden farklı nitelikli pek çok sorunun birden üstüne gidilmesi gerekiyordu. Öte yandan, sadece büyük ve orta boy kentlerde değil daha küçük kentlerde bile nüfus artışının kaçınılmazlığı ortadayken Doğu Karadeniz’den Güney Doğu Anadolu’ya kadar olan kesimdeki bazı bölgelerde de iç göç dolayısıyla nüfus azalması gözlenebiliyordu.

Kentlerin eski geleneksel oturanlarının ve düzensiz biçimde kalabalık kümeler halinde yeni gelenlerinin belli bir sosyal yaşam ortalamasında hamur edilmeleri gerekiyordu. Kente bağlılık yeni gelenler için geldikleri bu kenti benimseme, komşuluk duygusunun canlı tutulması, kent yönetiminin olumlu gayretlerine destekleyicilik ve özendiricilik, buna karşı edilgen ve olumsuz bazı etkinliklerin ve programların çekinilmeden eleştirilebilmesi gibi hususlara dikkat edilmesi zorunluluğu vardı. Bunların tümüne birden kentlilik bilincini ve kentsel varoluş biçimini canlı ve zinde tutma işleri gözüyle bakılabilirdi. Böylece belediyeciliğin fiziksel olarak parklar yapma, yolları genişletme, kaldırımları düzenleme vb. işlerinin yanı sıra sosyo-psikolojik buluşmaları düzenleme gibi yeni bir görevi de ortaya çıkıyordu.

Müsteşarlık görevinin bir bürokratik getirisi olarak Avrupa Konseyi Yerel YönetimlerKonferansı’nda öteden beri yer almakta bulunan Türk Belediyecilik Dünyası Temsil Heyeti’nin Başkanlığını otomatik olarak ben yapmaya başlamıştım. Avrupa ülkelerine olan aşinalığım dolayısıyla Bakanlık danışmanı değerli arkadaşlarla birlikte Avrupa Konseyi çerçevesinde çeşitli diğer ülke kentlerinin belediyelerinin yöneticileriyle ilişki kurmamız nispeten kolay oluyordu. Oralardaki belediyecilik anlayışından ve yerel programlardan bazı kentlere yapılan birebir ziyaretler ve oralarda yapılan çalışmalarla haberdar olma olanağını yaratabilmiştik. Buradaki plan ve program çalışmalarımızda bu örneklerden edindiğimiz izlenimlerin de payı olabiliyordu.

Bu çerçevede kültürel hareket canlılığı yaratmanın anlamlı yerel etkinlikler arasında olduğu açıkça görülüyordu. Bu konuda bizim de işin başından beri bazı görüşlerimiz zaten vardı. Böylece yerel yaşamı keyiflendiren şenlik ve benzeri geleneksel etkinliklere görsel ve işitsel sanat etkinliklerini monte ederek bir çeşit kültürel eğitim yaratma yolunda da yerel yönetimlerimizi hem özendiriyor hem de bazı parasal destekler sağlama yoluna gidiyorduk. Kültürel faaliyetlerde yerel yönetimlerin o zamanlar henüz "sponsorluk" gibi batı dillerinden gelme laflar yoktu; ama, yerel destekçiler bulmaya gayret ettikleri de gözleniyordu. Bunun bir uzantısı olarak bazı kentsel gelişme projeleri için de belediyeleri yerel ve hatta bazen ulusal kaynaklar arama yolunda hem teşvik ediyor hem de bilgilendirmeye çalışıyorduk. Öte yandan hatırlatılmalıdır ki, "kaynak yaratıcılığı" bakanlığın kurulmasından hemen önceki yılların bazı başarılı belediyelerin ortak özelliği olarak bir çeşit entelektüel slogan haline gelmiş bir kavramdı. Bizim yaptığımız aslında bunun daha sistematik bir devamını ve gelişmişliğini sağlamaktı.

"Belediyeler Birliği" oluşturma arayışlarımız ve girişimlerimiz ise bu bakanlığın yenilikçi bir diğer yaklaşımını sergiliyordu. Bazı yerel girişimlerde belediye şirketleri aracılığıyla yol alma ve kent ölçeğinde piyasa düzenlemesine yardımcı olabilme arayışları ise bir diğer değişik gayretin ürünüydü.

e-Belediye: Yerel Yönetimler Bakanlığı, neden ortadan kaldırıldı? Böyle bir sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz, nasıl yorumluyorsunuz?

Erhan Karaesmen: Yerel Yönetimler Bakanlığı’nın bir sosyal gelişmenin gereksinmesi olarak ve kamu yönetimindeki yeni açılım arayışlarının bir ürünü olarak ortaya çıktığı hususuna az önce değinmiştik. Toplumun aydın ve aydınlık kesiminin desteğini de almış olan bu ihtiyaç ve ürün araması belirlemesi siyaseten biraz daha muhafazakar olan kesimlerde beklenmedik garip bir tepkinin doğmasına yol açmıştı. O dönemdeki iki büyük siyasal partili sistemde; birinin getirdiği hayra dokunur, yenilikçi bir işi diğerinin benimsemesi bazen zor olabiliyordu. Aslında muhalefetteki o partinin mensubu, çok sayıda belediye başkanı da bulunuyor olsa, bu bakanlığın sağlayabileceği yararlı oluşumları anlaşılmaz biçimde görmemezlikten gelen ve hatta karşı çıkan bir muhalefet anlayışı kendini göstermişti.

Belediye Birlikleri anlayışı aslında birbirine komşu birkaç yerleşim merkezini birden ilgilendiren ortak hizmetlerin görülüşünde bir dayanışma ve bu çerçevede daha güçlü olanların daha fazla muhtaç olanlara teknik bilgi, personel ve ekipman sağlamasının planlanması olayıydı. Merkezde Türkiye çapında böyle bir planlamayı yürütmenin hiç pratik olmayacağı kestirildiğinden, bunu bölgelere yayarak gerçekleştirme yoluna gidilecekti. Ancak, "birliksel dayanışma ve yardımlaşma" sözcüklerinin ve kavramlarının uyandırdığı garip bir hassasiyet bunun nedense bir sol model olduğunu ve doğu Avrupa ülkelerine özgü bir sistem niteliği taşıdığını, söz konusu aşırı hassas muhafazakar kesimlere düşündürtmüş bulunuyordu. Sağ basındaki bazı kışkırtıcı ve konuyu kaşıyıcı yayınların da dürtücülüğüyle belediye birlikleri aslında kısmi biçimde yakın zamanlara kadar varlığını sürdürerek, bazı hayırlı işler yapmaya devam ettilerse de kavram olarak belli bir kesimin dudak bükücülüğünü hep çekmişti.

Belediye Birlikleri olayına daha da kışkırtılmış biçimde karşı çıkanların bir gerekçesi de adına o tarihlerde kısaca Tansaş (Tanzim Satışları) dediğimiz belediye ticari girişimlerinin mesafe almaya başlayışı oldu. Günümüzdeki kadar örgütlenmemiş ve güçlenmemiş olan özel ticaret kesimi, bu girişimlerden endişe duydu. Kendilerine daha yakın gördükleri muhafazakar muhalefet partisini bu yoldaki endişelerine ortak ederek sürekli ses çıkarmaya zorladılar. Böylece "Birlik ve Tansaş" oluşumları Bakanlığın sistematik eleştiri almasına yol açan unsurlar haline geldi. Benim bir bölümünü basına da yansıtmayı becerebildiğimiz, çeşitli yörelerdeki toplantılarım; açıklamalarım, televizyon ekranlarındaki anlatılarım kısmi ve geçici olarak biraz gönüllere su serpilmesine yol açabildi; ama, karşıdaki itirazlar daha sistematikti ve yazılı basında daha sürekli gündem bulabiliyordu. Dolayısıyla, ilk iktidar değişikliğinde dönemin muhafazakar muhalefet partisi hükümete geldiğinde, zaten bu konuda dolu gelmiş bulundu ve kendince gereğini hemen yerine getirdi.

Ancak, olayın sadece bir siyaset platformuna taşınmış olmasının ötesinde diğer bazı alt unsurları da bulunmaktaydı. Yeni kurulmuş bir bakanlığın, ayrıca yukarıda söylendiği gibi, önceden fazla hazırlığı yapılamamışken yerine oturtulması, işleyiş biçiminin tanımlanması ve yerleşmesi kaçınılmaz olarak vakit alacaktı. Bakanlığın operasyonel gücünü temsil edecek ve işletecek çok önemli yan kuruluşu İller Bankası Genel Müdürlüğü’nün Bakanlık bünyesine katılmasını karara bağlayan protokol bile Bakanlığın kuruşundan altı ay sonra ancak imza altına alınabildi. Dolayısıyla, Bakanlığın idari ve teknik olarak kuruluşunun ilk yılı içinde çok verimli çalıştığını söylemek samimi olarak olanaksızdı. Klasik merkezi kalıplarının dışında yerel yönetimlerde ve belediyelerde hareket serbestliğini öngören ve özendiren düşünsel yapılanmanın bir iskelete oturması da vakit alıyordu. Diğer bakanlıklar ve devlet kurumlarındaki alışkanlıkların ötesinde bir sistem oluşturmaya çalışmanın hükümet ve kamu üst yönetimi düzeylerinde de bazen anlayışsızlık ve heyecansızlıkla karşılandığına tanıklık edilebiliyordu. Dolayısıyla içten artık yerleşmeye başlamış yapısının ve geleceğe dönük planlamalarının olabildiğince gerçekçi bir yapıya, biraz gecikmeli de olsa, oturtulmuş olmasına rağmen, dıştan ilk bakışta bu bakanlığın ne olduğunu kestirmek pek kolay değildi. Dolayısıyla kaldırılması önemli yönetsel ve sosyal tepkiler yaratılmasına yol açmadı.

e-Belediye: Yerel Yönetimler Bakanlığı’nın kurulmasından ve ortadan kaldırılmasından bu yana çeyrek yüzyıl geçti. Türkiye’de kentleşme çok daha ileri boyutlara vardı. Özellikle Avrupa Birliği Uyum Çalışmaları kapsamında yepyeni yasal düzenlemeler gündeme getirildi. Büyükşehir belediyeleri ile ilçe belediyelerinin görev kapsamları genişletildi. Kadroları nicel ve nitel açıdan güçlendirildi. Finansal kaynakları, sınırlı ölçüde de olsa artırıldı. Ve "e-Belediye" olgusu gündeme geldi-getirildi.

Yine de tüm bu gelişmelere rağmen, belediyeler hala İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Oysa dergi olarak görüştüğümüz pek çok belediye başkanı ve belediye yöneticisi "Bizim kendi bakanlığımız yok! Biz sahipsiziz!" diyorlar, "Yerel Yönetimler Bakanlığı’na özlem duyuyorlar.

Sayın Karaesmen; bu olguları nasıl değerlendiriyorsunuz Gerçekten de günümüzde "Yerel Yönetimler Bakanlığı"na ihtiyaç var mı? Varsa neden? Böyle bir bakanlığın görev, yetki ve sorumlulukları neler olmalı?

Erhan Karaesmen: Benim yaşam boyu büyük bir zevkle ve onurla hatırlayacağım ilk fikir oluşturuculuğumdan ve ondan sonra da ilk-son-tek müsteşarı olarak yoğun bireysel gayretlerle hizmet verdiğim dönemlerden bu yana Türkiye’deki kentsel yaşam yoğun değişiklikler yaşadı. Kentsel yaşamın sosyal-idari ve kamusal yöneticiliğinin bir yeni boyutu da yerel güç dengelerinin kurulması ve ayarlanması biçimiyle ortaya çıktı. Bu son betimlenen özellikleriyle belediyelerin yerel toplumsal hizmet görebilme şansları biraz daha arttı. Ancak, verilecek hizmetlerin nitelikli ve boyutları da değişmeye başladığından işin yürütülmesinde yeni rasyonel arayışlara gereksinme görülmeye başlandı. Sadece bütçe olanaklarının biraz rahatlaması, büyük kentlerdeki "anakent" idari yaklaşımlarının getirdiği kısmi kolaylıklar işlerin altından kalkılmasını yine de çok kolaylaştırmıyor. Ayrıca kentleşme olgusunda arazi kullanımı ve şehir içi ulaşım etkinlikleri karmaşık boyutlar kazandığından, bu alanlarda merkezi kamu yönetimiyle yerel yönetimlerin kurması gereken mükemmel ve verimli iş birliği oluşturulamıyor. Merkezi iktidarların politik kararları başta metropol karakterli kentler olmak üzere pek çok büyük ve orta boy kentimizde yalan yanlış teknik-toplumsal düzenlemelere yol açıyor. Bunların, genel işleyişe ayrıntıda müdahale edilmemek kaydıyla ancak ince bir akılcılıkla donatılmış bir planlamacılık içinde yürütülebilmesi için devlet ve hükümet merkezinde yeni kamu birimlerinin görevlendirilmesi kaçınılmaz oluyor. Sizin sorunuzda da ifade edildiği gibi yerel yönetimler dünyasının aklı başında isimleri bu ihtiyacı kuvvetli hissediyor. Yerel potansiyelin, İçişleri Bakanlığı’nın muhkem, disiplinli, ancak yenilikçi esnekliklere yakınlık duyması ve onları kolaylaştırıcı düzenekler yaratması olanağı bulunmayan geleneksel anlayışıyla bağlantılı kılınması zayıflık ve eksiklik yaratıyor.

Bizim dönemlerimizin yerel yönetimcilik anlayışından çıkartılabilecek derslerle ve şimdilerde unutulmuş ve artık geride kalmış olmakla birlikte bizim bakanlığın burada betimlenenden çok daha ayrıntılı bir anatomisinin çıkartılmasıyla günümüzde ihtiyaç duyulan yeni düzenlemelere yardımcı ışık tutabilecek bazı belirlemelere varılabileceği düşüncesindeyim. Derginizin açtığı bu soruşturma ve benimle yürüttüğü bu bilgi alış verişi sınırlı ve küçük bir giriş seansı oluşturmakla birlikte doğru ve önemli çağdaş arayışlara girilmesini belki biraz özendirebilir. Umarım ve beklerim.

e-Belediye: Hocam; sizin eklemek istediğiniz hususları alabilir miyiz?

Erhan Karaesmen: Sorularınız akılcı ve gerçekçi bir biçimde düzenlenmiş bulunuyordu. Onlara verilen cevaplar belki aynı rasyonel düzen içinde olamadı. Söylediklerimin alt unsurları belki birbirinin arkasından en uygun biçimde dizilemedi. Biraz düzensizce serpiştirilmiş de olsa epey bir şey söylemiş olduğumu sanıyorum. Ancak, yine de genel nitelikli bir küçük ekleme yapılabilir. Tüketim çılgınlığının ve bununla bağlantılı yapay bir fiziksel hareketliliğin neredeyse hummaya dönüştüğü bir Türkiye’nin kentsel yaşamında yerel yönetsel sorunlar gittikçe daha karmaşık ve çapraşık nitelikler sergilemektedir. Özel kesimin salim düşünebilen bazı kurumları ve uzman aydın kişileriyle çeşitli üniversitelerimizin entelektüel potansiyelleri ülkemizin kentsel sorunlarıyla ilgili ortaklaşa kafa yormak fikir ve çözüm önerileri üretmek zorundadır. Merkezi kamu yönetimi bünyesinde yeniden oluşturulabilecek bir kamu biriminin de olaya tüm bu karmaşıklığı ve çözüm yolunda yardımcı olabilecek bütün tarafların organizasyon potansiyelini göz önünde tutarak yaklaşması gerekecektir.

e-Belediye: Sayın Karaesmen; verdiğiniz değerli bilgiler ve yaptığınız aydınlatıcı öneriler için çok teşekkür ediyor; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün "Yaşamda En Gerçek Yol Gösterici Bilimdir" değerlendirmesine bağlı kalarak gerçekleştirdiğiniz bilimsel - eğitsel - kültürel çalışmalarınızın daha uzun yıllar devam edeceği inancıyla, sadece ODTÜ’nün değil, Türk mühendislerinin ve Türkiye’nin "Efsanevi Hocası"na saygılarımızı sunuyoruz.

Etiketler