Marmara Denizi’nin Katili: Müsilaj

01 Temmuz 2021 Dergi: Mayıs-Haziran 2021

“Marmara Denizi’nde müsilaj sorunu” son zamanlarda gündemin ilk sırasına yerleşti. Bu sorun birçok soruyu da beraberinde getirdi. Biz de e-Belediye dergisi olarak müsilajın ne olduğu, neden oluştuğuna değinmek istedik, konuyla ilgili yapılan çalışmaları ve uzman görüşlerini derledik…

Organik maddece zengin bir doğal oluşum olan müsilaj, açık denizlerde ve okyanuslarda yaygın şekilde görünmekte iken, su yüzeyinin ısınması ve su kolonundaki tabakalaşma gibi unsurların etkisiyle küçük boyutlu topakların bir araya gelmesi ile; boyutları ve yayılım alanları yüzlerce kilometreye ulaşabilen, kıyı şeridinde deniz yüzeyini kaplayan tabakalar, üst su kolonu içerisinde yayılan uzun ipliksi ve ağ yapılar, yumaklar ve zamanla yaşlanarak dibe çöken ve deniz dibi ile burada yaşayan canlıların üzerini kaplayabilen kalın tabakalar oluşturan oluşumlar deniz müsilajı (deniz salyası) olarak tanımlanıyor.

Çeşitli deniz canlıları tarafından üretilen, salgılanan veya bunlardan sızan polimerik maddelerden, hücredışı polisakkaritlerden oluşan, çözünmüş ve polimerik organik maddece zengin, hidrojel özellikler taşıyan, yoğun ve viskozitesi yüksek olan müsilaj; jelimsi ve yapışkan özellikleri nedeniyle virüsler, bakteriler, fitoplanktonlar ve hatta zooplanktonlar gibi pek çok farklı tür ve boyuttaki deniz canlılarını da bünyesinde barındırabiliyor. Ağırlıklı olarak karbonhidratlardan oluşan müsilaj içerisinde monosakkaritler gibi basit şekerlerden karmaşık yapılı polisakkaritlere kadar farklı karbonhidratların yanı sıra humik, fulvin, humin maddeler gibi diğer organikler, proteinler, azot ve fosfor bileşenleri, alüminyum, silikon gibi inorganikler ve kalsiyum demir gibi topaklanma ve jelleşme mekanizmalarında da rolü olduğu düşünülen iyonlar tespit edilmiş.

Yüksek organik madde içeriği nedeniyle müsilaj, organik madde üzerinde çoğalan heterotrofik mikroorganizmalar ve canlılar için de zengin bir besin kaynağı özelliği taşıyor ve bu organizmaları çeken bir yaşam ve beslenme alanı oluşturuyor. Müsilajın içerdiği/tuttuğu canlılar üzerine yapılan çalışmalarda, müsilajın içinde bulunduğu deniz suyu kolonuna kıyasla 103-104 daha fazla prokaryotik canlı barındırdığı kaydedilmiş. Müsilajdaki gerek prokaryot gerekse virüs zenginliğinin, bakteriyel biyobozunma ve viral şant mekanizmaları sonucunda ilk oluşum sonrası müsilajın artması ve olgunlaşması safhalarına katkı sağladığı değerlendiriliyor.

Müsilaj oluşumunun nedenleri

Müsilaj oluşum süreçleri bağlamında olası farklı mekanizmalar arasında şunları sıralayabiliriz: 

  • Stres koşullarında fitoplanktonlar tarafından yüksek birincil üretim (fotosentez) fazlası olarak üretilen karbonhidratların deniz ortamına salınması, sızması (P-kısıtlı koşullarda diatomlar tarafından yüksek miktarda üretilen polisakkaritler),
  • Ölüm ve hücre parçalanması ile hücre duvarı artıklarından kaynaklanan yapısal polisakkaritlerin deniz ortamına karışması,
  • Ölüm ve hücre parçalanması/lizi sonucu yüksek miktarda çözünmüş organik madde (DOM) ve polisakkarit içeren hücre içeriğinin deniz ortamına karışması,
  • Bakteriyel hidroliz ve biyobozunumun kısıtlı olması nedeniyle yüksek molekül ağırlıklı organik bileşiklerin/polimerlerin zamanla birikmesi,
  • Virüslerin varlığında prokaryotların ve fitoplanktonların viral enfeksiyonu ve hücre lizi sonucu hücre içeriğindeki organiklerin deniz suyuna karışması ve birikmesi.


musilaj-1Müsilaj, deniz suyuyla atmosferin bağlantısını keserek su altındaki oksijenin azalmasına neden oluyor. Bu durum da deniz canlılarının hayatını tehdit ediyor. Balıklar gibi hareket halindeki deniz canlıları müsilaj tabakasından sıyrılmayı başarsa da, deniz altında hareketsiz olan sünger, deniz patlıcanı, midye gibi canlılar müsilaj yapısından olumsuz etkileniyor. Müsilaj tabakası tarafından çevrelenen bu canlılar ölüyor.

Müsilaj tabakası deniz sıcaklığında yaşanan artış, deniz şartlarının durağanlaşması ve denizdeki fosfor ve azot yükünün artması sonucunda meydana geliyor. Son 40 yıllık ortalamaya bakıldığında Marmara Denizi’nin sıcaklığı 2,5 derece yükseldi. Ege ve Karadeniz arasında sıkışan ve durağan bir yapısı olmasından ötürü zaten müsilaj oluşumuna elverişli olan Marmara Denizi, kentsel atıkların yarattığı kirlilik nedeniyle deniz yüzeyini kaplıyor.

Özellikle balıkçılık, denizcilik, turizm sektörleri müsilajdan olumsuz etkileniyor.
Diğer yandan organik bir madde olan müsilajın varlığı, Marmara Denizi’nden çıkan deniz ürünlerinin tüketilmesini olumsuz etkilemiyor. Yine de uzmanlar vatandaşları müsilaj ile temas ederken dikkatli olmaları konusunda uyarıyor.

Müsilaj sorununun ortadan kalkması için atıkların tamamen arıtılarak denize verilmesi, denizdeki azot ve fosfor miktarının azaltılması gerekiyor.


Müsilaj ve deniz kirliliğinin oluşumuna neden olan kirlilik türleri 

  • Evsel atıklar kaynaklı kirlilik
  • Sanayi atıkları kaynaklı kirlilik
  • Tarımsal atıklar
  • Gemi ve deniz araçları kaynaklı atıklar
  • Diğer denizlerden taşınan atık ve kirlilikler

Marmara Denizi’ndeki çevresel yıkım beklenmedik yeni salgınlara sebep olabilir

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM)’nin başlattığı “Salgın ve Toplum” webinar serisi kapsamında düzenlenen “Marmara Denizi'nde Neler Oluyor? Kirlilik, Isınma ve Müsilaj Sorunu” başlıklı toplantıda, Marmara Denizi’nde yaşanan gelişmeler ele alındı. Toplantıya katılan uzmanlar, Marmara Denizi’ndeki yıkımın bir iç denizin ölümü olduğu ve bu tür çevresel felaketlerin beklenmedik yeni salgınlara sebep olabileceği uyarısında bulundu. 

Müsilaj sorununa üniversitelerden çözüm önerileri

Bazı üniversiteler bu sorunun çözümü için kolları sıvadı. Örneklerine bakalım: İstanbul Üniversitesi (İ.Ü.) Su Bilimleri Fakültesi’nden müsilaj sorununu incelemek üzere Marmara Denizi’ne açılan uzman ekip, ilk incelemelerinde denizde çözünmüş oksijenin bitmek üzere olduğunu tespit etti ve atıksuların Marmara’ya derin deşarjının hemen sona erdirilmesi çağrısı yaptı. Yine İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi tarafından, müsilajı doğal ortamında deniz bakteri izolatları ile temizlemek için çalışma başlatıldı. İ.Ü. Su Bilimleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülşen Altuğ ve ekibi tarafından başlatılan pilot proje Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı’nın onayına sunuldu. Onay sürecinin ardından Yenikapı’da müsilajın olduğu yerde bariyerli bir alan oluşturuldu ve bu alana üniversitedeki bilim insanlarının daha önce denizlerdeki çalışmalarında elde edilen yararlı bakteri karışımları verildi. Sonuçları göreceğiz… Bir başka çalışma da Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Çorlu Mühendislik Fakültesi’nden geldi. Fakültenin Dekanı Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer, müsilajı laboratuvar ortamında reaktif oksijen türleriyle difüze ederek, müsilajın içindeki organik maddeleri parçalayıp, etkisiz hale getirdiklerini söyledi. Ancak laboratuvar ortamında alınan küçük bir örnek ile yapılan bu başarılı çalışmanın devasa Marmara Denizi’ne nasıl uygulanabileceği hâlâ muamma… 

İstanbul Teknik Üniversitesi’nden (İTÜ) bir grup bilim insanı, Marmara Denizi’ni tehdit eden müsilaj sorununa ilişkin tespitleri ve olası çözümleri içeren teknik bir değerlendirme raporu açıkladı. İTÜ öğretim üyelerinden Prof. Dr. İsmail Koyuncu, Prof. Dr. İzzet Öztürk, Prof. Dr. Mustafa Yanalak, Prof. Dr. Özcan Arslan, Doç. Dr. Ebru Dülekgürgen, Doç. Dr. Mustafa Evren Erşahin ve Dr. Öğr. Üyesi Türker Türken’in müsilaj sorununa ilişkin görüş ve öneriler yer alıyor. Müsilaj oluşumu ve sebep olduğu zararlarla ilgili analiz modellerinin de yer aldığı raporda, İTÜ Uydu Haberleşme ve Uzaktan Algılama Merkezi (UHUZAM) tarafından sağlanan uydu görüntülerine de yer veriliyor. İTÜ’nün müsilaj sorununa yönelik 10 çözüm önerisi şöyle:

  • Marmara Denizi’ni, Boğazları ve deniz bağlantılarını içine alan Marmara Havzası bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmelidir.
  • Marmara Denizi’nde müsilaj oluşum süreçlerini arttıran kirletici yüklerinin azaltılması için disiplinlerarası bilimsel temelli bir yaklaşım uygulanmalı ve üniversite-kamu-sanayi-özel sektör-STK işbirlikleri geliştirilmelidir. 
  • İleri Biyolojik AAT çıkış sularının azami oranda kentsel yeşil alanların (varsa tarım alanlarının) sulamasında ve/veya endüstride kullanılarak, Marmara’ya verilen atıksu miktarının azaltılması sağlanmalıdır.
  • Atıksu arıtma tesislerinde geri kazanıma öncelik verilmelidir. Bu kapsamda yenilikçi, az yer kaplayan ve enerji verimliliği yüksek atıksu arıtma proseslerinin uygulanmasına geçilmelidir. 
  • OSB ve tekil sanayi tesislerinin etkin izleme ve denetimlerle öncelikli ve tehlikeli maddeleri belediye kanal şebekesine deşarj etmeleri önlenmelidir. 
  • Marmara Denizi üst tabakasında ekolojik şartların oluşumu desteklenmelidir. Karadeniz, Marmara ve Ege Denizi arasındaki balık göçüyle balık sığınma/yumurtlama alanları korunarak bu bölgelerin sürdürülebilirliği sağlanmalıdır. 
  • Su kalitesi sürekli takip edilmeli, evsel ve endüstriyel AAT deşarjlarının izleme, denetim ve yaptırım kapasitelerinin geliştirilerek, standartlara uygun olarak işletilmeyen tesislere caydırıcı yaptırımların uygulanması ile izleme verilerinin paylaşımı sağlanmalıdır.
  • İleri biyolojik atıksu arıtma tesislerinin işletiminin, uzman özel sektör firmalarınca, asgari 8-10 yıllık sözleşmelere dayalı olarak işletilmeleri yaygınlaştırılmalıdır.
  • Özellikle müsilaj ve kirlenmenin izlenmesi için farklı mekânsal ve zamansal çözünürlüklerde uydu görüntüleri temin edilmelidir. Aktif uydu sistemleri incelenerek çalışmalara entegre edilmelidir. 
  • Marmara Denizi ve Havzası için karar destek sistemi olarak da hizmet edecek dinamik bir Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) kurulmalıdır. Marmara Denizi ve etkileşimde olduğu alanlar hakkında sürekli olarak güncel bilgi üretilmeli, bu alanlardaki yapılaşma ve meydana gelen değişim belirlenmeli ve Marmara Denizi ekosistemine olan etkiler ortaya konulmalıdır.

Müsilaj oluşumuna karşı yerli buluş: Eko-bataklık 

musilaj-2Ankara Üniversitesi Toprak Bilimi bölümünden Prof. Dr. Günay Erpul ve Tarım ve Orman Uzmanı Adem Bilgin’in, müsilaj oluşumuna karşı üretilen döngüsel ekonomik eko-bataklık çözümünü konu alan “Su Arıtmayı Yeniden Tanımlama: Atıksu Arıtma Tesislerinin Bir Dünya Sistemi Sorunu Olarak Belirlenmesi ve Bu Soruna Meydan Okumak için Döngüsel Ekonomik Eko-bataklık Sistemi” başlıklı bilimsel makalesi, Avrupa Çevre ve Dünya Bilimleri dergisinde yayımlandı. Ekolojik bataklık, atıksuların içindeki azot ve fosforu döngüsel ekonomiye geri kazandırıyor ve baca gazlarının atmosfere salımını azaltıyor. Türk uzmanlar, müsilaj oluşumuna ve iklim değişikliğine yönelik buluşu konu eden makalede çözümün, doğadan ilham alan ve eko-bataklık adı verilen bir yöntemden geçtiğine işaret ediyor.

Dünyada her gün milyarlarca metreküp kanalizasyon suyunun arıtıldığını, bunun sonucunda ortaya çamur ve baca gazı çıktığını ifade eden Adem Bilgin, bunun majör bir ekolojik, hatta dünya çapında bir sistem sorunu olduğunu belirterek, “Arıtma mühendisliği sadece analitik değil aynı zamanda holistik olmalı, yani doğal madde döngüleri ve kütlenin korunumu kanunuyla uyumlu olmalı. Döngüsel ekonomik eko-bataklık ismini verdiğim doğadan ilham alan ve sentetik ekolojik teknoloji, atıksu arıtma tesisinin deşarja gidecek son suyunda deşarj öncesi dikey tarım ile pleksi borularda yosun üretmeyi ve böylece fosfat ve azotu son sudan iyice çekmeyi kapsıyor. Elde edilen yosunlar da dipten baca gazı verilen yapay havuzlarda, bataklıklaşma, müsilaj oluşturma ve çökelme ile kuma ve en küçük doğal toprak parçası dediğimiz agregata çevriliyor. Bunlar da arıtma sonrasında ortaya çıkan çamurunun yakılmasıyla elde edilen küllerle karıştırılarak beton haline getiriliyor. Yani doğada zaten büyük karbon rezervleri olan doğal bataklıkları kontrollü olarak kopyalıyor ve karasal kökenli azot, fosfat, karbon beton ve biyokütleye çeviriyor. Kanalizasyondaki ağır metal ve mikroplar yanıp beton oluyor. Sistem, baca gazlarının sülfürünü alıp gübre yaptığı ve kalan gazları biyokütle ve betona çevirdiğinden, hidrojen sülfit dediğimiz doğal bataklıklara kokusunu veren ve hem insanlar için toksik hem de kimyasal aşındırıcı madde de oluşmuyor. Düzenli hasat edilen yosunlar ve bataklık ürünleri gübre, selüloz, kozmetik ve ilaç sanayi başta olmak üzere çeşitli kullanımlar için paketleniyor. Ayrıca kimya sektörü için çimento ve hidrojen üretimi de yapılıyor. Yosun üretimi zaten AB Biyokütle Stratejisi’nin özellikle döngüsel ekonomi ve iklim değişikliği için önerdiği bir husustur, biz bir adım öteye giderek yosundan da toprak yapıyoruz, karbonu yere bağlıyoruz” diyor

Eko-bataklıkları ekolojik durak yerleri olarak tanımlayan Prof. Dr. Günay Erpul ise atıksuların doğal su yolu, nehir ve denizlere verilmeden önce, eko-bataklık sistemi ile temizlenerek döngüsel ekonomiye geri kazandırılabileceğini söylüyor. Erpul, “Azot ve fosfor içeren ticari gübreler, gün geçtikçe daha çok kullanılıyor. Büyük ölçekli kimyasal olarak etkin azot ve fosfor akılarına yol açan bu gübreler, insan sağlığı ve çevre üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturuyor. Öte yandan, yenilenemeyen bir kaynak olan ve Türkiye için de çok büyük bir ithalat kalemi durumundaki fosfor, karalarda bitme-tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Dolayısıyla besin maddesi döngüsü açısından azot ve fosfor kazanımları ve yeniden kullanımları arzu edilen bir uygulama. Bu noktada eko-bataklıklar besinlerin biyolojik asimilasyonu açısından oldukça önemli fırsatlar sunuyor. Eko-bataklıklarda besin maddesi döngüsünü ve besin maddesi geri dönüşümlerini sağlamak için çok çeşitli atıksular kullanılıyor. Evsel, mandıra, tekstil üretimi, tabakhaneler vb. atıksuları bunlara en yaygın örnekler. Müsilaj sorunu ile karşılaştığımız bu günlerde, özellikle eko-bataklıklarda biyolojik asimilasyon yoluyla bitki ve alg yetiştirilmesiyle fosforu tekrar besin döngüsüne sokmak uzun vadede oldukça güvenilir bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor” diyor.
Erpul sürdürülebilir tarım için ön koşulun bitki besin maddelerinin verimli devridaimi olduğunu da belirterek şunları söylüyor: “Belirli ölçülerde temizlenmiş atıksuların tahliye edildiği sucul ve deniz bazlı ekosistemler de bu işlemlerden azami fayda görecek. Eko-bataklık sisteminde küçük bir alanda yapılan dikey tarım, suda tahliye öncesi ekstra azot ve fosfat arıtması ve bunların karada geri dönüştürülmesini sağlayacak.”

Müsilaja neden olan atıklar arıları da etkileyecek

Müsilaj oluşumuna ve deniz canlılarının yok olmasına neden olan atıkların, arılara ve diğer canlılara da zarar verebileceği konusunda uyarılarda bulunan Bal ve Arı Ürünleri Uzmanı Ahmet Bağran Aksoy, “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın son yayımladığı verilere göre Türkiye genelinde tehlikeli atık miktarı toplamı 1.513.624 ton olarak belirlendi. Ne yazık ki, bu atıkların doğaya verdiği zararları her gün görmeye başladık. Müsilaj oluşumuna sebep olan tehlikeli atıklar, yarın ekolojik tahribata, biyolojik çeşitliliğin azalmasına ve arıların yok olmasına neden olacak” diyor.

Temas zararlı

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, müsilaj ile temasın zararlı olabileceğini şöyle belirtiyor: “Müsilaja temas edildiği takdirde insana elbette zararı olur. Mantarlara, parazitlere ve bakterilere bağlı olarak cilt lezyonları, temasa bağlı deride kızarıklıklar, döküntü benzeri cilt lezyonları oluşabilir. Alerjik yapılı ve hassas kişilerde kızarıklık ve alerjik döküntü şeklinde daha geniş cilt lezyonları oluşabilir. Şimdiye kadar, müsilaj ile ortaya çıkan bir solunum yolu ya da sindirim yolu hastalığı henüz saptanmadı. Ama incelemelere devam edilmesi ve araştırma sonuçlarının açıklanmasıyla, ilerde daha detaylı bilgilere sahip olabiliriz.”

Denize girilebilir mi? Balık ve midye tüketilebilir mi?

Yine Üsküdar Üniversitesi’nden Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu (SHMYO) Dr. Öğretim Üyesi Sultan Mehtap Büyüker, “Denize girebilecek miyiz, balık ve midye gibi deniz ürünlerini tüketebilecek miyiz gibi soruların cevabını verebilmek için öncelikle müsilaj olan bölgelerden, deniz suyundan ve müsilajdan örnekler alınarak ekolojik analizlerin yapılması gerekiyor. Analiz sonuçları olmadan ‘müsilaj toksik etki yaratır, zehirlenmelere sebep olabilir’ veya ‘balık, midye gibi deniz ürünlerini yemekte sakınca var, zehirlenmeler ortaya çıkabilir’ gibi ifadelerde bulunmak doğru değil. Ancak toksikolojik analizlerden sonra bunu söyleyebiliriz” diyor.

Marmara Denizi’nde balıkçılık müsilaj yüzünden yapılamıyor

Marmara Belediyeler Birliği de düzenlediği çevrimiçi seminerde müsilaj sorununa değindi. Seminerde konuşan Marmara Adası ve Köyleri Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Engin Algan, balıkçılık sektörünün müsilaj nedenli mağduriyetini dile getirdi. Algan, “Her bir teknede yaklaşık 25 sigortalı işçi çalışıyor. Kasım ayından beri çalışamaz duruma geldik ve birçok tekne Marmara Denizi’ni terk etti. Bütün balıkçı teknelerinin yüzde 20’si ağlarını yırtarak tekneye çekti. Bunlar dikildi ertesi gün yine yırtıldı. Marmara Denizindeki balıkçı tekneleri bu işten mağdur oldu. 3 ay sonra balık sezonu başlayacak. Bu sezonun elemanlarını 1 ay öncesinden almak zorundayız. Yine aynı durumla karşılaşmak istemiyoruz. Birçok teknenin ağları müsilajdan dolayı denizin dibinde duruyor. Suyun yüzeyine çıktıktan sonra herkes bu sorunun farkına vardı. Eylül ayı itibarıyla bu sorunun devam edeceğini düşünüyorum. Türkiye’de kontrollü balık avcılığı yok. Bununla ilgili kota getirilmesi lazım. Ağ derinliklerine, balık miktarına kota getirilmeli. Dolayısıyla yetkililerin acil önlem almalarını bekliyoruz” dedi.  

Bakan Kurum, “Marmara Denizi Koruma Eylem Planını” açıkladı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülen Marmara Denizi Koruma Eylem Planı çalışmaları tamamlandı. 22 maddelik eylem planı açıklandı. Marmara Denizi Koruma Eylem Planı şöyle:

  • Marmara bölgesinde kirliliğin azaltılması ve izleme çalışmalarının yürütülmesi amacıyla; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ilgili kurum ve kuruluşlar, üniversiteler, sanayi odaları ve STK’lardan müteşekkil Koordinasyon Kurulu; Marmara Belediyeler Birliği bünyesinde ise Bilim ve Teknik Kurulu oluşturulacak.
  • Marmara Denizi Bütünleşik Stratejik Planı üç ay içerisinde hazırlanarak çalışmalar bu plan çerçevesinde yürütülecek.
  • Marmara Denizi’nin tamamı koruma alanı olarak belirleme çalışmaları başlatılacak, 2021 yılı sonuna kadar tamamlanacak.
  • Acil müdahale kapsamında 8 Haziran 2021 tarihinden itibaren 7/24 esasıyla, Marmara Denizi’ndeki müsilajın bilimsel temelli yöntemlerle tamamen temizlenmesine yönelik çalışmalar başlatılacak.
  • Bölgede bulunan mevcut atıksu artıma tesislerinin tamamı ileri biyolojik artıma tesisine dönüştürülecek. Atıksuların ileri biyolojik artım yapılmaksızın Marmara Denizi’ne deşarjını engelleyici hedefler doğrultusunda çalışmalar yürütülecek.
  • Marmara Denizi’ne deşarj yapan atıksu artıma tesislerinin deşarj standartları 3 ay içerisinde güncellenerek hayata geçirilecek.
  • Arıtılmış atıksuların mümkün olan her yerde yeniden kullanımı artırılacak, desteklenecek. Temiz üretim teknikleri uygulanacak.
  • Atıksu artıma tesislerini gerektiği gibi işletmeyen OSB’lerin rehabilitasyon ve iyileştirme çalışmalarıyla ileri artıma teknolojilerine geçişi hızlandırılacak.
  • Atıksu artıma tesislerinin yapımı ve işetilmesini çok daha kolay hale getirmek için kamu-özel sektör iş birliği modelleri hayata geçirilecek.
  • Marmara Denizi’ne gemilerin atıksularının boşaltılmasının önlenmesine yönelik üç ay içerisinde düzenleme yapılacak.
  • Tersanelerde temiz üretim teknikleri yaygınlaştırılacak.
  • Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız tarafından yapılan çalışmalar çerçevesinde; alıcı ortama deşarj yapan atıksu arıtma tesislerinin tamamı 7/24 online izlenecek. Marmara Denizi’ndeki 91 izleme noktası 150’ye çıkarılacak. Türkiye Çevre Ajansı eliyle, Marmara Denizi ile ilişkili tüm havzalardaki denetimler uzaktan algılama, uydu ve erken uyarı sistemleri, insansız hava araçları ve radar sistemleri kullanılarak artırılacak.
  • Marmara Denizi kıyılarını kıyılarını kapsayacak şekilde Bölgesel Atık Yönetimi Eylem Planı ve Deniz Çöpleri Eylem Planı üç ay içerisinde hazırlanarak uygulamaya konulacak.
  • İyi tarım ve organik tarım uygulamaları ile basınçlı ve damlama sulama sistemleri yaygınlaştırılacaktır.
  • Marmara Denizi’yle ilişkili havzalarda, dere yataklarına yapay sulak alanlar ve tampon bölgeler oluşturularak kirliliğin denize ulaşması önlenecektir.
  • Zeytin karasuyu ve peynir altısuyu kaynaklı kirliliğin önlenmesi için atık su azaltımını gerçekleştirecek teknolojik dönüşümler sağlanacaktır.
  • Fosfor ve yüzey aktif madde içeren temizlik maddelerinin kullanımı aşamalı olarak azaltılacaktır. Organik temizlik ürünleri teşvik edilecektir.
  • Marmara Denizi’ndeki tüm hayalet ağlar 1 yıl içerisinde temizlenecek.
  • Balıkçılık faaliyetlerinin ekosistem temelli yapılması sağlanacak, koruma alanları geliştirilecek.
  • Müsilaj nedeniyle zarar gören balıkçılara ekonomik destek sağlanacaktır.
  • Deniz kirliliğinin önlenmesi ve vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi amacıyla çalışmalar yapılarak, kamuoyunu bilgilendirecek bir platform oluşturulacak.
  • Soğutma suları ve termal tesislerden oluşan sıcak suların Marmara Denizi’ne etkilerinin azaltılmasına yönelik tedbirler alınacak.

Müsilajla mücadele edecek “Marmara Denizi Bilim ve Teknik Kurulu” açıklandı

Marmara Denizi’ni tehdit eden müsilajdan temizlemek için oluşturulan 22 maddelik Marmara Denizi Eylem Planı kapsamında Marmara Belediyeler Birliği bünyesinde Bilim ve Teknik Kurulu oluşturuldu. Marmara bölgesinde kirliliğin azaltılması ve izleme çalışmalarının yürütülmesi amacıyla oluşturulan kurulun başkanlığını TÜBİTAK’tan Prof. Dr. Hasan Mandal üstlenirken üyeler arasında İstanbul Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi gibi üniversitelerden akademisyenler bulunuyor.

Son durum: 19 günde 7 bin 430 metreküp müsilaj temizlendi

bakan-kurumÇevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, bugüne kadar Marmara Denizi’nden toplam 7 bin 430 metreküp müsilajın temizlendiğini bildirdi.

Bakan Kurum, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, 19’uncu gününü tamamlayan Marmara Denizi’ndeki müsilaj seferberliğine ilişkin şu bilgileri verdi: “Aralıksız sürdürdüğümüz temizleme çalışmalarımızda 26 Haziran’da 501 metreküp müsilaj ile birlikte 7 bin 430 metreküp müsilajı toplayarak bertaraf ettik. 26 Haziran itibarıyla illerimizde, İstanbul’da 3 bin 404 metreküp, Kocaeli’de 447 metreküp, Bursa’da 153 metreküp, Tekirdağ’da 154 metreküp, Balıkesir’de 776 metreküp, Çanakkale’de 732 metreküp, Yalova’da 1764 metreküp müsilajı 450 bölgedeki çalışmalarımızla temizleyerek düzenli depolama sahalarına gönderdik.”

Denetimlere de hız kesmeden devam ettiklerini vurgulayan Kurum, “Çalışmalarımızın 19’uncu gününde toplam 6 bin 887 denetimi tamamladık, 1881 atık su numunesi inceledik, 7/24 online takibimizi sürdürdük. ‘Marmara Hepimizin’ diyerek denizimizi temizliyoruz” ifadelerini kullandı.

Kaynaklar

  • csb.gov.tr
  • dunya.com 
  • bianet.org 
  • Marmara Denizi’nde Deniz Salyası Sorunu İle İlgili Görüş Ve Öneriler Raporu, İTÜ, Haziran 2021
  • Termodinamik dergisi, Haziran 2021, Sayı 346, Sf. 3