Büyükşehir Belediye Kanunu'nda değişiklik yürürlükte...

25 Aralık 2012 Dergi: Kasım-Aralık 2012
Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte, belirtilen iller resmen büyükşehir olacak ancak fiilen büyükşehir olmaları ve belediyelerle ilgili tüm değişiklikler 2014 Yerel Seçimleri ile birlikte olacak. Kanuna göre; Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van, büyükşehir belediyesi oluyor... Diğer taraftan Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Sakarya ve Samsun büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırları haline geliyor... Bu illere bağlı ilçelerin mülki sınırları içindeki köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği sona erecek, köyler mahalle olacak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılacak. Bu illerin, bucak teşkilatları da kaldırılacak. Bu illerdeki il özel idarelerinin tüzel kişiliği ile İstanbul ve Kocaeli'ndeki orman köyleri de dahil köylerin tüzel kişiliği sona erecek.

“Daha Müreffeh bir hayat…”
TBMM’de milletvekillerinin 16 günlük mesaisiyle ve zaman zaman gergin geçen oturumlar sonrasında kabul edilen Kanun ile ilgili olarak İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Genel Kurul’da yaptığı teşekkür konuşmasında, yapılan düzenlemenin ülkenin yerel yönetim yasalarında ve yapısında önemli değişiklikler getirdiğini, yeni yönetsel ve mali imkanlara kavuşacak olan büyükşehir belediyelerinin etkin, ekonomik hizmet ve yatırım imkanı elde edeceğini, bütüncül ve metropol planlama yapabileceğini, çevre ve doğa şartlarının daha dikkatli, daha insani ve daha çağdaş kullanılacağını söyledi. Kanun ile yapılan düzenlemenin Türkiye kamuoyu için yeni bir husus olmayıp daha önce partisinin programında zaten belirtilmiş olan bir konu olduğunu vurgulayan Şahin, “Bu yasanın amacı kendi içerisinde açıkça yazılıdır ve bellidir. Bu yasayla oluşacak yeni ve bütüncül yapı ve mali imkânlarla şehirlerimiz, bundan sonra daha kalkınmış ve insanlarımız daha müreffeh bir hayata kavuşacaklardır. Yasanın amacı hizmet ve yatırımların daha iyi, daha düzenli, daha planlı, daha etkin ve daha ekonomik gerçekleştirilmesinden ibarettir” diye konuştu. TBMM’deki görüşmeler sırasında muhalefet tarafından dile getirilen endişelerin yersiz olduğunu kaydeden İçişleri Bakanı, “Yasayla ülkenin üniter yapısının zedeleneceğine, anayasal yapımızda öngörülmeyen federal yapının adımlarının atılacağına, zemininin oluşacağına ilişkin endişeler ve maalesef, ihanete varan suçlamalar dile getirildi. Büyükşehir sınırlarına alınan ve mahalleye dönüşen köylerin ve köylünün yeterli hizmet alamayacağı, hatta yeni külfetlerin geleceği iddiaları ısrarla vurgulandı. Ortaya konan siyasi ve idari endişelerin gerçeklerle bağdaşır yanı yoktur. Üniter yapı ve federal yapı üzerinde geliştirilen söylemlerin bu yasadaki düzenlemelerle uzaktan yakından ilgisi bulunmamaktadır” dedi. 

Muhalefetin eleştirileri…
TBMM İçişleri Komisyonu ve Genel Kurul’da uzun süren görüşmeler sırasında muhalefet milletvekillerince dile getirilen eleştiriler de kayıtlara özetle şu şekilde geçti: 

Tanju Özcan (Bolu milletvekili)- Bu yasanın yerel anlamda benzer bir uygulaması daha önce – 2005 yılında - benim seçim bölgem olan Bolu’da yapıldı. 5393 sayılı Yasa’nın 11’inci maddesi şunu söyler: “Genel imar planının ve temel altyapı hizmetlerinin zorunlu kılması halinde Valiliğin, İçişleri Bakanı’nın ve Danıştay’ın üçlü görüş ve onayı doğrultusunda bir köyün tüzel kişiliği kaldırılıp mahalle yapılması....” Evet, 2005 yılında bu imkan doğdu ve Bolu Belediyesi 2009 seçimleri öncesinde, salt siyasal kaygıyla bunu uygulayan belediyelerden bir tanesi oldu. Neden biliyor musunuz? 2007 seçimlerinde - belediyeye sorgusuz sualsiz dâhil edilen, tıpkı bu yasa gibi - 17 köyde AKP’nin oy oranı yaklaşık yüzde 70’ti. Sırf “Seçimi kaybedebilirim” endişesiyle 17 köyden yaklaşık 17 bin seçmeni merkeze ilave etti ve bunun sonucunda da seçimi kazandı. Ancak daha sonra insanlara kayıpları anlatılınca gerçekten çok farklı tepkiler verdiklerini gördük. 2007’de AKP’ye yaklaşık yüzde 70 oy veren insanların neler kaybettiklerini gördükleri anda oy oranını yüzde 30’lara nasıl çektiğini de gördük. Bu noktada atalarımızın güzel bir sözü var: “Ava giden avlanır!” derler. Bu yasayı siz cansiperane bir şekilde gece gündüz çalışarak çıkartıyorsunuz ama önümüzdeki seçimlerde size çok büyük bir ters etki yapacak kanaatindeyim. Yaklaşık 16 bin köy ve 1500’ü aşkın beldedeki milyonlarca insan bunun hesabını soracaktır diye düşünüyorum. 

Seyfettin Yılmaz (Adana milletvekili)- Bu yasa bir ihtiyaçtan doğmamıştır, bir ihtiyacın neticesi değildir. Daha büyükşehir belediyelerinin mevcut halleriyle kendilerini yenilemesi ve revize etmesi gerekirken siz il mülki hudutlarını büyükşehir hudutları haline getiriyorsunuz... 

“Bölgesel dengesizlikleri artırır…”
Birgül Ayman Güler (İzmir milletvekili)- Bu tasarıyla yaptığınız şey 1974 yılında İngiltere’nin yaptığı bir şeydi. İngiltere mülki büyükşehri dokuz ilinde kurmuştu ve 80’li yılların sonunda kaldırdı. Çok çeşitli zararlarını gördüğü gerekçesiyle kaldırmıştı. Başka ülkelerin deneyiminden yararlanarak bir hatadan kendimizi korumak mümkündü. Bu tasarıyla beraber 29 ilin genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamından yüzde 6 paylar kesildikten sonra, Ankara’nın kasasındaki paydan pay alacak diğer 52 il, yani Türkiye’nin yoksul 52 ili, zengin 29 ilini finanse edecek. Bu tasarıyla beraber Türkiye’deki bölgesel dengesizliklerin daha da artmasından gerçekten çok endişe ediyoruz. Bu tasarı nasıl bir süreçte hazırlandı, hatırlatmakta fayda var: Bu tasarı kamuoyuna sunulmadı, Bakanlıklara sunulmadı, Bakanlıkların yazılı görüşü alınmadı. Meclise geldiğinde tek komisyona bırakıldı, Plan ve Bütçe Komisyonu kaçak düştü. Anayasa Komisyonu’na gitsin dedik; bizim Komisyon Başkanımız dinlemedi. İçişleri Komisyonu, mali boyutları ve anayasal boyutlarını da tamamlamaya gayret ederek, Genel Kurul’a olgunlaşmış bir çalışmayla gelmeye çaba gösterdi; elbette eksik kaldı. Son tartışmalar bu eksikliği sanıyorum net olarak gösterdi. Komisyon çalışmalarına toplumdan bu konuyla ilgili olanlar davet edilmedi. 6 maddeyi çalıştık, buraya geldik karşımızda 39 madde vardı. Yani elimizdeki bir tasarı değil, gerçekte bir taslaktı. Komisyonlara 27 önerge vererek, burada da yaklaşık 10 önerge vererek, hükümet elindeki taslağı tasarıya çevirmeye çalıştı. Elimizdeki bu tasarı, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri’nde gördüğümüz o muazzam borçluluğu 29 ile yaygınlaştıracak bir tasarı... Kırsal rant ilişkilerini yaygınlaştıracak bir tasarı; o yüzden köylerden büyük nüfus boşalmaları ve mülk el değiştirmelerine yol açacak bir tasarıya imza atıyorsunuz. Ve en önemlisi, bir idari federalizm tasarısına imza atıyorsunuz. Bunların sakıncaları üzerinde çok geniş olarak durduk. Biz görevimizi yaptık. Görebildiğimiz tüm sorunları dostça ve tüm içtenliğimizle huzurunuzda paylaştık. Keşke siz de bizim özen gösterdiğimiz konulara biraz kulak verseydiniz, önümüzdeki dönemde çok daha iyi bir yönetim sistemine doğru adım atardık. Ben bu tasarı hayırlı olsun diyemeyeceğim, çünkü bu tasarı Türkiye’ye yapılmış büyük bir kötülüktür.

Mehmet Şandır (Mersin milletvekili)- Bu yasayla sonumuzu ateşe attığınızın ne zaman farkına varacaksınız, onu bilmiyorum. Biz idari federalizme zemin hazırlayacak böyle bir hukuk düzenlemesinin tehdit ve tehlikelerini, muhtemel tehlikelerini inanınız ki birçok konuşmayla, birçok yönleriyle anlatmaya çalıştık. (...) Bütün itirazımıza rağmen maalesef inat ettiniz, ısrar ettiniz. Sizden biz bir şey istedik, dedik ki: Gelin bunu mülki idare hudutlarına taşımayınız. Diğer teknik hususları birlikte düzenleyelim, zamanınız var, gelin birlikte tartışalım. Eğer, ülkede idari bir restorasyon gerekiyorsa, bunu birlikte yapalım. Ama sorularımıza cevap vermediniz, tedirginliklerimizi ciddiye almadınız ve birtakım yerlerin dayatmasıyla bu kanunu bugün buradan çıkartıyorsunuz. Oylarınızla bu sorumluluğa katılıyorsunuz. Milletimizin geleceği açısından sorumlusunuz. 

M. Akif Hamzaçebi (İstanbul milletvekili)- Bu tasarının bizim Anayasamıza en aykırı düzenlemesi, bütün şehir düzenlemesi yapmak suretiyle Anayasa’nın 127’inci maddesinin 3’üncü fıkrasının son cümlesine aykırı olan düzenlemedir. Anayasamızın bu maddesine göre, sadece yerleşim merkezleri için özel yönetim modelleri kurulabilir, bu çerçevede bütün şehir uygulaması belki düşünülebilir ama köyleri mutlaka muhafaza etmek gerekirdi, beldeleri mutlaka muhafaza etmek gerekirdi. Bu yapılar, bu yönetim modelleri muhafaza edilerek büyükşehir belediyeleri buralara altyapı ve diğer yatırım hizmetlerini götürebilirdi. Bu açıdan Anayasamıza çok açık bir aykırılık vardır. (Ayrıca) örneğin Yenimahalle Belediyesi’ne ilişkin düzenlemenin bu tasarıda ne işi vardır değerli arkadaşlar? İstanbul Sarıyer Belediyesi’nin, Şişli Belediyesi’nin mahallelerinin birinden alınıp öbürüne katılmasının bu tasarıda ne işi var? Yani AKP seçim alacağım düşüncesiyle Yenimahalle’ye göz dikmiş, Sarıyer’e göz dikmiş, diğer bazı beldelere göz dikmiş. Kahramanmaraş Pazarcık’ta, İskenderun’da Alevi vatandaşlarımızın olduğu mahalleleri bir yerden öbür yere taşımak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti tarihinde örneği görülmeyecek şekilde bir mezhep esaslı yaklaşım göstermiştir ve bunlar bu Parlamentoya yakışmamıştır.

Milattan önce Persler kurdu, şimdi kapanıyor!”
Namık Havutça (Balıkesir milletvekili)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; evet, bir yasa sürecini birlikte yaşadık. Gerçekten burada çok şeyler yaşandı ama hoş olmayan şeyler de yaşandı. Dilerdik ki, Türkiye demokrasi tarihine güzel örnekler sergilensin. Keşke bu yasayı biz, üniversitedeki akademisyenler gelseydi, onlarla tartışsaydık. Yani önümüzde birçok süre vardı ama bunların hiçbirisine fırsat vermediniz. Bakın, ne yazık ki burada birbirimize çok ağır şekilde sözler ifade edildi. Ben, bu yasanın bir ihanet yasası olduğunu asla söylemek istemiyorum. Bu Meclis’in çatısı altında bu toprakların yetiştirdiği hiçbir vicdanlı evladın “ihanet” kelimesiyle buralara geleceğine asla ihtimal vermiyorum, ona ihtimal vermiyorum. Ama demokrasi adına büyük eksiklikler yaşandı, onu da kabul etmemiz lazım. Hukuk adına burada büyük şeyler yaşandı. Adamı vuranı idam ettik, bir başka vuranı akladık. Değerli arkadaşlar birbirine “hain” dedi, üzerine kurşun sıktık; bir diğeri de diğerine dedi, onu da akladık. Yani Meclis’te, artık, gerçekten adaletin terazisinin adil ölçtüğü objektif yasaları ve duruşları sergilememiz lazım. (...) Değerli arkadaşlarım, bakın, benim memleketimde “Edincik” diye bir yer var. Milattan önce 4000-2500 yıllarında Persler, Makedonlar, Romalılar… Ve Ulu Cami 1368’de kurulmuş, Kümbet Camisi 1470’de kurulmuş. Bu beldeyi kapatıyoruz. Yine Sarıköy, tarihi milattan önce 4000’lere kadar gidiyor. 1071 Malazgirt Savaşı’nda sonra işgal edilmiş, tarafımızdan alınmış bu belde belediyemiz kapatılıyor. Bakın, 1581 tane beldemizi kapatarak gerçekten yerel yönetimlerin güçlenmesini hedefledik, ama maalesef demokrasinin hücrelerini yok ettiniz. Ve yine 16 bin 082 köyümüzü de… Köylülerimizin haberi bile yok. Dün akşam telefonda soruyorum, “Yarın bir mahalle oluyorsunuz, biliyor musunuz?” diyorum, haberi yok insanların. Hani demokraside milletin iradesine saygı duymak esastı? Bakın, Fransa gibi bir ülkede, demokrasisi bizden çok daha köklü ve eski olan Fransa’da bu yasa süreci tam iki yıl tartışıldı. Fransa 38 bin belediyesi olan bir ülke. Bizim ülkemizde bir anda, baskın yapar gibi, kafalarımıza vurur gibi, bakın sabaha karşı 06.08’de burada bu yasayı konuşuyoruz. Keşke uzun zamanlarda, rahat ortamlarda, milletvekillerinin kendilerini daha uygun şekillerde ifade edebilecekleri sağlık koşullarında, uykusuz ama dinç bir şekilde burada bu yasayı tartışıyor olsaydık, konuşuyor olsaydık. Türkiye herhalde artık bunu hak ediyor. 

Gökhan Günaydın (Ankara milletvekili)- AKP grubu Kocaeli ve İstanbul örneğinin başarılı örnekler olduğunu ve bunun Türkiye'ye yayılmasının uygun olacağını söylemektedir. Oysa örneğin İstanbul 5300 kilometrekare yüzölçümüne, 19 milyar TL konsolide bütçeye sahip bir kent. Buna karşılık Konya 38 bin kilometrekare yüzölçümüne sahip ve konsolide bütçesi 1 milyar TL. civarında olan bir kentimizdir. Dolayısıyla İstanbul örneğinden yola çıkarak bu uygulamanın Konya’da da, Antalya’da da, Ankara’da da, Muğla’da da başarılı olacağını söylemek akla aykırıdır. Bu yasa ile Türkiye’deki 2950 belediyenin 1582'si kapatılmaktadır. Yani yerel yönetimlere yetki devrettiğini iddia eden hükümet, her iki belediyeden birini kapatarak belediye reformu yaptığını ileri sürmektedir. Bu bir trajikomik durumdur. Türkiye’de tarımın ve köylülüğün içinde bulunduğu durum analiz edildiğinde bu düzenlemenin mevcut durumu daha da kötüleştireceğini söylemek sürpriz olmaz. Mevcut düzenleme sıradan yurttaşın yaşamına ilave vergi yükü olarak dönecektir: Emlak Vergisi Kanunu’nun 8. Maddesi binalarda verginin binde 1 olduğunu, mesken dışı binalarda ise binde 2 olduğunu söylüyor. Ve Büyükşehir Kanunu’nun uygulandığı bölgelerde emlak vergisinin yüzde 100 fazla uygulanacağını hükme bağlıyor. Aynı kanunun 18. maddesi arazi vergilerinin binde 1, arsa vergilerinin binde 3 olduğunu söylüyor ve 5216 sayılı kanunun uygulandığı yerlerde bu vergilerin de yüzde 100 artırımlı olarak uygulanacağını söylüyor. Bugün illerimizde ilçelerimizde basit usulde vergilendirilen kasap, manav, fırın, kırtasiyeci gibi esnaf, yani küçük esnaf bu yasa ile birlikte gerçek usulde vergilendirilmeye başlayacak, defter tutmaya başlanacak ve her üç ayda bir geçici vergi beyannamesi vermek durumunda bırakılacak. Köylerde yaşayan yurttaşlarımız için her ne kadar yasa harçlarda ve katılım paylarında 5 yıllık bir geçiş süresi tanımış ise de su için bu muafiyet getirilmemiştir. İçme suyu ve kullanma suyu en düşük tarifenin yüzde 25'i oranında faturalandırılacaktır. Yani yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren köyleri kapanan ve mahalleye dönüşen, kağıt üzerinde kentleşen yurttaşımız, ineğinin içtiği suyu vergisiyle faturasıyla birlikte ödeyecek. Bu durumda gürül gürül akan köy çeşmeleri iki muamele ile karşı karşıya kalacaktır: Ya bu köy çeşmelerini tıpayla kapatacaklar ya da köy çeşmelerine sayaç takacaklar.


Etiketler