Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Erdik: 'Depremle ilgili atılacak adımları hızlandırmak gerekiyor'

01 Eylül 2014 Dergi: Temmuz-Ağustos 2014

Coğrafi olarak dünyanın en önemli ve hareketli kuşaklarından birinde yer alan Türkiye’de geçmişten günümüze ağır can ve mal kayıplarının yaşandığı pek çok deprem meydana geldi. Bu yıl 15. yılını yaşadığımız, 17 Ağustos 1999’da meydana gelen 7,5 şiddetindeki Marmara Depremi ve 12 Kasım 1999 tarihinde meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki Düzce Depreminden sonra 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen Van Depremi sırasında ve sonrasında yaşadıklarımız ve kaybettiklerimiz ülkemizin deprem gerçeğini acı bir şekilde karşımıza çıkardı.

17 Ağustos 1999 tarihinde gerçekleşen 7,5 şiddetindeki Marmara Depremi’nde resmi raporlara göre; 17 bin 480 kişi hayatını kaybederken, 23 bin 781 kişi yaralandı, 505 kişi de sakat kaldı. 285 bin 211 konut ve 42 bin 902 işyeri de hasar gördü. Marmara ve 2011 yılında yaşanan Van depremleri ne ilk ne de son. Yetkililer, bizi her an yeni bir depremin beklediğine dair hatırlatmalar yaparken, devletin, sivil toplum kuruluşlarının, inşaat firmalarının depremi en az hasarla atlatmaya yönelik çalışmaları devam ediyor…

“İstanbul’da yıllık deprem yaşanma oranı % 2-3 civarında”

Kandilli Rasathanesi’nde faaliyete geçen Bölgesel Deprem ve Tsunami İzleme Değerlendirme Merkezi’nin açılış töreninde İstanbul’da yaşanabilecek olası bir depreme ilişkin basına açıklamalar yapan Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Erdik, İstanbul’da yıllık deprem yaşanma oranının % 2-3 civarında olacağını söyledi. Erdik, böyle bir depremde 30 bin civarında binanın yıkılacağını ve can kaybının da 17 Ağustos depremiyle benzer ölçüde olacağına dikkat çekerken, deprem için herhangi bir zaman vermenin söz konusu olmadığını dile getirdi. Deprem mühendisliği ve sismoloji konusunda Türkiye’nin çok ileri adımlar attığını ifade eden Erdik, açılışı yapılan merkezin de esas görevlerinden birinin Doğu Akdeniz Bölgesi’nde meydana gelecek olan tsunami olayları hakkında bölge ülkelerine erken ve doğru bilgi sağlama ve erken uyarı sinyali vermek olduğunu belirtti. Erdik, “Ama ayı zamanda deprem algılama sistemimizle tüm bölgeye yaydık. Bu açıdan gerek komşu ülkelerde gerekse ülkemizde olan depremler hakkında en doğru ve hızlı bilgiyi anında vermeye çalışıyoruz. Merkez çok önemli bir merkez. Bina her şeyden önce teknolojik bir bina. Yaklaşık bin adet istasyondan canlı olarak bilgi toplayabilecek, değerlendirebilecek kapasitede” dedi.

İstanbul’la ilgili ortaya atılan deprem senaryolarına ilişkin de açıklamalarda bulunan Erdik, İstanbul’da depremin olma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtti. İstanbul’da kentsel dönüşüm, şartnameler, deprem denetimi konusunda yapılan çalışmalar ve var olan bina stokunu sağlamlaştırmak yönünde çalışmalar olduğuna dikkat çekti. Deprem konusunda kamu kurum ve kuruluşlarında da güçlendirmeler olduğunu söyleyen Erdik, daha yapacak çok şey olduğunu ifade ederek adımları hızlandırmak gerektiğini belirtti. 

 

“Yer hareketi ve zemine uygun yapı üretimi depremi tehlike olmaktan çıkarabilir”

17 Ağustos 1999’da yaşanan depremin 15. yıldönümü sebebiyle İnşaat Mühendisleri Odası, Jeofizik Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisleri Odası ve Makina Mühendisleri Odası da birer basın açıklaması yaptı.

İnşaat Mühendisleri Odası yaptığı açıklamada, 17 Ağustos depreminde yaşanan temel sorunun yapı üretim sürecinin ve mesleki uygulamaların niteliksizliği ve denetimsizliğinden kaynaklandığını ileri sürdü. Depremin doğa olayı olduğunu kabul etmek gerektiğini ancak denetimsizliğin neden olduğu olumsuzlukları “ kader” olarak değerlendiren yaklaşımın terk edilmesi gerektiğini belirten İMO yetkilileri, yer hareketine ve zemine uygun yapı üretmenin depremi tehlike olmaktan çıkaracağı gerçeğinin görülmesi gerektiğinin altını çizdi. Ülkemizi, kentlerimizi, yapılarımızı depreme karşı hazırlamanın 2 temel yolu bulunduğuna dikkat çeken İMO yetkilileri, “Bu iki yoldan ilki, mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi, güçlendirilmesidir. İkincisi ise yapı üretim sürecinin denetlenmesidir. İlki, mevcut olumsuzluğu azaltmayı amaçlamaktadır. İkincisi ise geleceği kazanmakla ilgilidir” açıklamasını yaptı. İMO, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Türkiye gibi deprem coğrafyasında bulunan bir ülkede kritik soru, yapı denetiminin eksiksiz ve ihtiyacı karşılayacak bir işleyişe sahip olup olmadığıdır. Ne yazık ki bugün ülkemizdeki mevcut uygulama içimizi rahatlatacak, kaygılardan kurtulmamızı sağlayacak içerikte değildir. Yapı denetim sisteminin sorunlu, sıkıntılı ve zaaflı yönleri bulunmaktadır ki, bütün bunların doğurduğu olumsuz sonuçlar ne yazık ki depremlerle görünür hale geçmektedir. Doğal afet riskinin az düzeyde olduğu ve kaçak yapılaşmanın görülmediği kıta Avrupa’sındaki ülkelerde bile yapı denetimi eksiksiz uygulanırken, ülkemizde yapı üretim sürecinin ve ilgili mevzuatın taşıdığı zafiyet geleceğe dönük kaygıları artırmaktadır. Bilinmelidir ki, yapı denetimi güvenli ve sağlıklı yapı üretimiyle sınırlı bir kavram değildir. Süreç aynı zamanda yer seçimi, zemin etüdü, projelendirme, yapım koşulları, çevre güvenliği, estetik, sağlık koşulları, ekonomi ve garanti sürelerini içermektedir. Yapı denetimin özel şirketler vasıtasıyla yapılıyor olması, onun özünde kamusal bir sorumluluk olduğu gerçeğini değiştirmemesi gerekmektedir. Ne yazık ki mevcut işleyişte, iş sahibi, işi denetleyecek yapı denetim kuruluşunu kendi belirlemekte, yapı denetim kuruluşu da ücret aldığı işvereni denetlemek durumunda kalmaktadır. Yapı denetimi gibi yapı üretim sürecinin olmazsa olmazı kabul edilen temel bir konu ne yazık ki piyasacı ve rekabetçi bir anlayışla düzenlenmek istenmektedir. Bu zemine oturtulmuş sistemin, denetimi istenen düzeyde yerine getirmesi mümkün değildir.”

“Yapı denetim kuruluşlarında tahribatsız inceleme yapacak jeofizik mühendisi bulunmalı”

Jeofizik Mühendisleri Odası, yapı denetim kuruluşlarında jeofizik mühendislerinin bulunmasına dikkat çektiği açıklamasında, kentsel dönüşüm projelerinin uygulamasında şunları söyledi: “Kentsel Dönüşüm Projelerinin uygulanmasında, bilindiği gibi mevcut binalarda ve yeni yapılacak bina yapım süreçlerinde ve ağır hasarlı kararı veya yıkılması istenilen binalarda tahribatsız incelemelerde tamamen Jeofizik teknikler ve aletleri kullanılmaktadır. Bu kapsamda yeni yapılacak ve mevcut binaların deprem etki ve çekince tehlikesi yönünden testi, betonun deprem parametreleri cinsinden dayanımı, homojenliği ve nem durumu, demir donatıların yerleri, çapları, korozif özellikleri tespiti jeofizik mühendisleri tarafından yapılmaktadır. Ancak yapı denetim kuruluşlarında jeofizik metotlara dayanan tahribatsız incelemeyi yapacak jeofizik mühendisi bulunmamaktadır. Yeni yapılacak yapının tüm aşamalarında tahribatsız beton deneylerinin ve betonda hasarsız mukavemet ölçümlerinin yapılmasında ve yapının depremsellik analizlerinde kullanılacak depremsellik verilerinin ölçümü için üst yapının çeşitli yerlerinde ve zeminde sismolojik ölçümler yapılması 06.03.2007 tarih ve 26454 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik ”, hükümleri gereği binalarda tahribatsız Jeofizik incelemeler yapılması ve yapı statik projesine yönelik olarak hazırlanacak jeoteknik rapor(jeofizik, sondaj, arazi ve laboratuar deneyleri) içindeki çalışmaların arazide denetlenmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesi, üst yapıda tahribatsız incelemeler, yapının depremsellik analizi parametreleri ve yapıya ait jeoteknik rapor hazırlanması Jeofizik mühendisleri tarafından yapılmaktadır. Yapı üretim sürecinden bitimine kadar söz konusu çalışmalar jeofizik mühendisleri tarafından yapılmakta ve önemli bir yer tutmaktadır. Bu kapsamda jeofizik mühendisleri olmazsa olmaz bir şekilde teknik müşavirlik kuruluşları ortağı olarak zemin laboratuar deneyleri, jeoteknik etüt ve yapıda tahribatsız jeofizik testlerle ilgili proje müellifi ve denetçisi olarak görevlendirilmesi zorunluluğu vardır. “Teknik Müşavirlik Kuruluşlarında” laboratuar denetçisi görevinden ayrı olarak yapı denetim kuruluşu ortağı, jeoteknik etüt ve tahribatsız yapı inceleme proje müellifi ve proje denetçisi olma zorunluluğu getirilmesi kamu yararına olacaktır.”

“Riskli alanların 5 ilde yoğunlaşması imar ve konut rantıyla alakalı”

Jeoloji Mühendisleri Odası ise 15 yıl önce yaşanan felaketin ardından sadece bir arpa boyu yol alındığını belirttiği açıklamada bazı tespitlere yer verdi. JMO, 6306 sayılı yasanın çıktığı günden 2014 Temmuz ayına kadar toplam 148 alanın detaylı araştırma ve inceleme yapılmadan Bakanlar Kurulu Kararı ile riskli alan ilan edildiğini ifade etti. Riskli alan ilan edilen iller arasında İstanbul’un başı çektiğini bunu ise sırasıyla Ankara, İzmir Gaziantep ve Adana illeri izlediğini ifade eden JMO yetkilileri, lan edilen riskli alanların % 47`sinin İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep ve Adana gibi 5 büyük ilde yoğunlaşmasının depremden ziyade imar ve konut rantıyla alakalı olduğunu iddia etti. “Son yıllarda yaşanan depremleri, gereken önlemlerin alınması için "bizlere doğanın bir uyarısı" olarak görmek, "geçen her saniyenin çok önemli olduğunun farkında olarak" ivedilikle eksikliklerimizi tamamlamak ve başta deprem olmak üzere ülke jeolojik koşullarının ürünü olan risklere ve teknolojik risklere karşı "etkin ve verimli bir afet yönetim sistemini oluşturmak" bugün daha bir zorunluluk arzetmektedir” diyen JMO yetkilileri, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Unutmamak gerekir ki afet yönetimi idare-i maslahatçılığı kabul etmez. Bu zafiyetin bedelini başta yoksullar olmak üzere hep birlikte çok ağır bir şekilde ödemek durumunda kalabiliriz. Depremler bu coğrafyanın jeolojik yapısının kaçınılmaz sonucudur. Ancak, afetler bu ülke insanının kaderi değildir, olmamalıdır.” 

“Kimyasallardan kaynaklanacak tehlikelere karşı stratejik bir plan yapılmalı”

Kimya Mühendisleri Odası, deprem öncesinde ve depremler sonrasında kimyasallardan kaynaklanacak tehlikelere karşı stratejik bir planın olmayışının düşündürücü olduğuna dikkat çektiği açıklamada, 1999 depremleri sırasında ve hemen akabinde Kocaeli, bölgesinde kimyasalların açığa çıkmasından kaynaklı çok önemli kazaların meydana geldiğini belirtti. 17 Ağustos depreminde kayıtlara geçmeyen ama sonuçları vahim olan onlarca kimyasal kaynaklı olayların bulunduğuna dikkat çeken KMO, “Bu nedenle özellikle uzmanlarca yakın bir gelecekte olması beklenilen İstanbul depreminde gerek yapı sistemlerinde ve gerekse de kimyasallardan kaynaklanabilecek olumsuz durumları en aza indirgeyecek önlemler alınmalıdır” açıklamasını yaptı. KMO, alınabilecek önlemleri ise şöyle sıraladı:

-           “Adına yapı denetim sistemi denilen; gerçekte diplomaların ve belgelerin kiralanması üzerinden yürüyen, gerçekte mühendislik ve denetim hizmetlerinin düşük ücretler karşılığında sorumluluk altındaki işe müdahil olunmadan olunmuş gibi imzaların atıldığı, kağıt üzerinde işleyen bir sistemin acilen gözden geçirilmesi ve değiştirilmesi gereklidir.

-           İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelikte tanımlanan İlgili Meslek Odalarının Temsilcisi` sorumluluğu gereğince yerel yönetimlerce kurulan ruhsatlandırma komisyonlarına her sektör için ilgili mühendis odası ve temsilcileri dahil edilmelidir.

-           Çeşitli yönetmeliklerle belirlenen kimyasal ve büyük endüstriyel kazaların önlenmesi, yönetilmesi, denetlenmesi gibi konularda sorumluluk sadece ilgili mühendislik disiplinlerine verilmelidir. Bir haftayı aşmayan kurslarla, uzmanlık gerektiren meslek alanlarının herkese açılmasından vazgeçilmelidir.

-           Olası depremlerde meydana gelebilecek kaza senaryoları modellemesi yapılarak önceden sorumlular ve sorumluluklar konusunda görev dağılımı yapılmalı ve önlemler alınmalıdır

-           Depremin beklendiği bölgelerde kimyasal maddelerin envanteri çıkarılarak olası bir depremde bu kimyasalların ve bunlardan kaynaklanabilecek sorunların nasıl bertaraf edileceği belirlenmelidir.

-           6269 sayılı "Kimyagerlik ve Kimya Mühendisliği Hakkında Kanun"da belirtildiği üzere kimya hizmetleri ile kimya teknolojisi ve uygulanmasına ilişkin işleri bulunan işyerleri, bu işlerle ilgili olarak bir "Sorumlu Müdür" bulundurmak zorundadır. Belediye ve Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkilileri gerek ruhsat, gerek denetim aşamalarında bu zorunluluğu uygulamalı ve Kimya Mühendisi Sorumlu Müdür bulundurmayan işyerlerine yaptırım uygulamalıdır.”

 

“Yapı denetimi birincil derecede önem arz ediyor”

Makina Mühendisleri Odası ise, Türkiye‘de 20 milyon civarında olan yapı stokunun % 67‘sinin ruhsatsız ve kaçak, % 60‘ının 20 yaş üzeri konutlardan oluştuğuna, % 40‘ının da oturulamaz ve depreme karşı güçlendirilmesi gerekir durumda olduğuna dikkat çekti. Bu noktada yapı denetimi konusunun birincil derecede önem arz ettiğini belirten MMO yetkilileri, “Depremlere karşı bütünlüklü önlemler ve sağlıklı, insanca bir yaşam ve çevre için, mevcut Yapı Denetim Yasası‘nın öngördüğü, ticari yanı ağır basan yapı denetim şirketi modeli yerine uzmanlık ve etik niteliklere sahip yapı denetçilerinin etkinliğine dayalı, meslek odalarının sürece etkin katılımını sağlayacak yeni bir planlama, tasarım, üretim ve denetim süreci modeli benimsenmelidir. Bu noktada uyarıyoruz: Yapı denetimi uygulamasını yönlendiren kararlar ve ilgili tüm mevzuatın TMMOB ve bağlı odalar, üniversiteler ve ilgili kesimlerin katılımıyla düzenlenmemesi durumunda ülkemizi yeni büyük sosyal afetlerin, sosyal yıkımların beklediği bilinmelidir. Depremlere karşı önlemler bütünlüğü, güvenli yapılaşma ve halkın kent ve çevre hakkı için neoliberal piyasacı yaklaşımlar reddedilmelidir” açıklamasında bulundu.

“İstanbul, Yalova, Kocaeli, Sakarya ve Düzce’de kentsel dönüşüm seferberliği başladı”

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 17 Ağustos depreminin yaşandığı bölge olan İstanbul, Yalova, Kocaeli, Sakarya ve Düzce’de kentsel dönüşüm seferberliğinin başlatıldığını belirtti. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yaptığı açıklamada şunları ifade etti: “Deprem sonrası 75 bin ağır hasarlı binanın bulunduğu bölgede Bakanlık bugüne kadar 155 bin konutun riskli olup olmadığını araştırdı. 22 bin 817 yapının riskli yapı olduğu tespit edildi. Bu yapılarda 93 bin 389 konut, 13 bin 290 işyeri olmak üzere toplam 106 bin 697 bağımsız birim bulunuyor. Söz konusu riskli yapılardan 3 bin 335 adedi dönüşüm kapsamında yıkıldı. Yıkım işlemi gerçekleştirilen yapılarda 33 bin 177 bağımsız birim bulunuyor. Ayrıca; İstanbul, Kocaeli, Sakarya ve Yalova illerinde 6306 sayılı Kanun Kapsamında, 31 adet Bakanlar Kurulu Kararı ile 20 farklı ilçede toplam 47 adet riskli alan ilan edildi. Riskli yapılar ile birlikte, 17 Ağustos depreminin meydana geldiği bölgelerde 120 adet riskli kamu binasının yıkımı bakanlık tarafından gerçekleştirildi. Riskli Alanlardaki plan, proje ve yıkım işlerine ilişkin toplam 426 milyon 433 bin 432 TL kaynak aktarıldı. Riskli Yapılarda bulunan hak sahiplerine toplam 47 milyon 563 bin 744,24 TL kira yardımı yapıldı. Bin 78 hak sahibinin bin 890 adet talebine istinaden 139 milyon 390 bin 211 TL tutarında faiz destekli kredisine onay verildi. İstanbul, Yalova, Kocaeli, Sakarya ve Düzce illerinde 6306 sayılı kanun uyarınca yapılan diğer uygulamalara ilişkin 4 milyon 308 bin 247,83 TL finansal destek sağlandı." Açıklamada, bölgeye toplam 41 Bin 403 konut yapıldığı ve kalıcı konutların yanında ayrıca 11 bin 521’i hibe olmak üzere toplam 43 bin 454 de prefabrik konut yapıldığı bildirildi.
Bakanlığın ayrıca Marmara bölgesinde bulunan belediyelere çöp konteyneri, dere ıslahı, atık su arıtma tesisi, çöp kamyonu, yağmur suyu kanalı, park projeleri kapsamında da 67 milyon 644 bin 500 TL maddi destek sağladığı kaydedildi.

“2014 yılında 45 bin binada 140 bin konut ve işyerinin risk tespiti yapılacak”

Risk tespitine ilişkin de sitesinde açıklama yapan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, geçen yıla oranla risk tespitinin % 673 arttığını ifade etti.  2013 yılının ilk 7 ayında 3 bin 883 bin binanın risk tespitinin yapıldığı belirtilirken, bu yılın ilk 7 ayında risk tespiti yapılan bina sayısının 26 bin 137’e ulaştığını kaydetti. Risk tespitine ilişkin diğer veriler ise şöyle aktarıldı: “2013 yılının ilk 7 ayında risk tespiti yapılan 3 bin 882 binanın 1933 adedinin yıkımı gerçekleştirildi. 2014 yılının ilk 7 ayında ise risk tespiti yapılan 26 bin 137 binanın 3 bin 2011 adedi yıkıldı. 2014 ağustos ayı itibariyle toplamda 42 bin 480 adet riskli yapı tespiti yapıldı ve bunların 9 bin 167 adedinin yıkımı gerçekleştirildi. Bakanlığın 2014 yılı hedefi Türkiye genelinde 45 bin binada 140 bin konut ve işyerinin risk tespitini gerçekleştirmek.”


Etiketler