Hava Kirliliği, COVID-19 Yayılımı ve Etkilerini Artırıyor

25 Şubat 2021 Dergi: Ocak-Şubat 2021

Enerji ve Temiz Hava Araştırmaları Merkezi (Centre for Research on Energy and Clean Air-CREA), hava kirliliğinin azaltılmasını, hava kalitesinin iyileştirilmesini ve enerjinin temiz şekilde üretimini teşvik etmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda merkez, hava kalitesinin artırılması eğilimlerini, nedenlerini ve bunların insan sağlığı üzerindeki etkilerini inceliyor. Merkez bünyesinde gerçekleştirilen hava kirliliği araştırmaları, modellemeleri ve veri analizleri, küresel ölçekte şirketlerin ve kuruluşların temiz havaya yönelik çabalarını destekliyor.

CREA, hava kirliliğinin COVID-19 üzerindeki olumsuz etkilerini gösteren ve güncel bilimsel gelişmeleri özetleyen bir bilgi notu hazırladı. Bilgi notuna göre; dünya genelinde, geçmişte ve günümüzde hava kirliliğine maruz kalan bölgelerde, COVID-19 salgınının yayılımı ve etkileri artıyor. Hava kirliliği, COVID-19’un daha ciddi seyretmesi ve ölümcül olmasına sebep olan diyabet, akciğer hastalıkları, astım, kalp hastalıkları ve kanser gibi önceden var olan sağlık sorunlarını artırıyor. Bu sağlık sorunları, COVID-19 virüsünden enfekte olmuş hastaların hastaneye yatış oranlarını ve ölüm riskini önemli ölçüde yükseltiyor. Milyonlarca insan, geçmişte hava kirliliğine maruz kalmaları nedeniyle kronik hastalıklar ve sakatlıklar yaşıyor ya da kemoterapi gibi tedaviler görüyor. Bu durum, onları COVID-19’a karşı daha savunmasız hale getiriyor. Enfeksiyon riski, hava kirliliğinin bağışıklık sistemi üzerindeki etkisiyle artabilir. Bunun yanı sıra enfekte kişilerde solunum semptomları hava kirliliği nedeniyle kötüleşebilir.

CREA Baş Analisti Lauri Myllvirta, “Virüsle mücadele kapsamında alınan önlemler, dünyanın birçok yerinde kirlilik seviyelerinin düşmesine neden oluyor. Ancak mevcut hava kirliliği seviyeleri, insan sağlığına zarar vermeye ve sağlık sistemleri üzerinde yük oluşturmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra, ekonomik toparlanma sağlandıktan sonra, kirlilik seviyelerinde keskin bir artış öngörülüyor. Hükümetlerin, yaşanan krize çözüm yolları geliştirme kapsamında oluşturduğu plan ve politikalarda, temiz hava ve temiz enerjiye öncelik vermeleri önem taşıyor” diyor.

Dünya Sağlık Örgütü, Halk Sağlığı, Sağlığın Çevresel ve Sosyal Belirleyicileri Bölümü Direktörü Dr. Maria Neira ise şunları söylüyor: “Kısa süreli yaşadığımız temiz hava dönemi, insanların uzun soluklu değişimler talep etmeleri için bir mesaj veriyor. Hava kirliliği seviyelerinin uzun vadede düşürülmesi, nüfusun mevcut pandemiye ve gelecekte yaşanabilecek sağlık tehditlerine karşı daha dirençli olmasına yardımcı olabilir. Toplumlarımızın, ülkelerimizin ve doğal kaynaklarımızın sağlığına gerçekten önem veriyorsak, gezegenin gücünü fosil yakıtların dışındaki kaynaklardan almasının yollarını bulmalıyız. Yüzümüze taktığımız maskelerimizi çıkardığımızda, temiz hava solumak istiyoruz.”

Koronavirüs kirli, partiküller ve patojenlerin bulunduğu havada daha kolay, daha uzun mesafe yol kat edebiliyor ve sonuçta bulaş riski artıyor. Bu bilgiden yola çıkarak, kömürlü termik santrallerin yer aldığı bölgelerde de COVID-19’un yayılımının arttığını söylemek mümkün. 

Sağlık ve Çevre Birliği HEAL’in ‘Türkiye’de Kronik Kömür Kirliliği’ raporuna göre kömürlü termik santrallerin neden olduğu hava kirliliğinin yarattığı sağlık sorunları, Türkiye’ye yılda 53 milyar TL’ye mal oluyor. 2019’da Türkiye’de işletmede olan linyit, taş kömürü veya asfaltit kullanan 28 adet büyük elektrik santralini (100 MW ve üzeri kurulu güce sahip) inceleyen raporun başyazarı, HEAL Türkiye Sağlık ve Enerji Politikaları Kıdemli Danışmanı Funda Gacal, “2019’da Türkiye’nin sağlık harcamaları 201 milyar TL olarak açıklandı. Bu meblağın yüzde 27’si ise kömür kaynaklı sağlık sorunlarına harcandı” diyor.

Ben de, “Fosil yakıtlara yatırım yapıldığı, ormanlar kül olduğu, çevreci ulaşım teşvik edilmediği müddetçe hiçbir zaman temiz hava soluyamayacağız. Ne yazık ki hava gelecekte de yüzümüze taktığımız maskelerle temiz olacak” diyorum.

Nihan Kolçak
nihankolcak@dogayayin.com