Header

Akıl şüphesiz ki önemli ama bir başına mı?

02 Mart 2020 Dergi: Ocak-Şubat 2020

Artık herkes biliyor, 2050’ye kadar dünya nüfusunun üçte ikisi, kentlerde yaşıyor olacak, hatta bazı tahminlere göre bu oran %80’e ulaşacak. Bu gerçek, yerel yönetimlerin hizmet alanını değişime, “akıllı” olmaya doğru sürüklüyor. Akıllı şehir, veri toplamak için farklı türde Nesnelerin İnterneti (IoT) sensörlerini, cihazlarını kullanan ve bu bilgilerle varlıkları, kaynakları, hizmetleri verimli bir şekilde yöneten bir yapıyı kasteder. Trafik ve ulaşım sistemleri, enerji santralleri, kamu hizmetleri, su şebekeleri, atık yönetimi, güvenlik, aydınlatma, bilgi sistemleri, okullar, kütüphaneler, hastaneler ve diğer toplum hizmetleri gibi pek çok hizmet türü, bu devasa kapsam içinde yerini alır. Akıllı kentsel hizmetler için küresel pazarın bu yılın sonuna kadar -yıl bazında-400 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor.
15-16 Ocak’ta, Ankara’da gerçekleştirilen ‘Akıllı Şehirler ve Belediyeler Kongre ve Sergisi’ kapsamında, Akıllı Şehirler için Yerel Çözümler tartışıldı. Belediyeler akıllı şehir vizyonlarını ve projelerini paylaştı. Kocaeli’nin Akıllı Otopark ve Mezarlıklar Bilgi Sistemi, 2023 Sakarya Akıllı Şehir Stratejisi ve Eylem Planı, Akıllı Kavşak Sistemi, Elektronik Denetleme Sistemi, Konya’nın Bisiklet Yolları ve Akıllı Bisiklet Sistemi, İzmirNet Projesi, Türkiye’nin ilk Akıllı Şehircilik ve İnovasyon Daire Başkanlığı’na sahip belediyesi olan Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Muhtar İletişim Uygulaması gibi hayatı kolaylaştıran çözümler, şüphesiz ki büyük önem taşıyor. Ama akıllı uygulamaların dijital olmayanları neredeyse akla hiç gelmiyor. TESPAM bünyesinde hazırlanan 2100 yılına yönelik uzun dönemli küresel enerji projeksiyonlarının tanıtıldığı “Dünya Enerji Görünümü 2100” Raporuna göre, dekarbonizasyon politikaları, düşük ve orta gelirli ülkeler için önemsiz olmaya devam edecek. Enerji kullanımında gelecek senaryolarını düşük gelirli grubun tercihleri belirleyecek. AB’nin 2019 tarihli “Dijitalizasyon: Isıtma ve Soğutmadaki Fırsatlar” raporunda AB nüfusunun yaklaşık %9-11’inin, evlerini uygun bir maliyetle yeterince ısıtamadığı (Asensio ve ark., 2018, AB Gelir ve Yaşam Koşulları İstatistikleri), ısıtma ve soğutmanın dijitalleştirilmesinin, enerji talebini ve harcamalarını azaltarak enerji yoksulluğunun giderilmesine yardımcı olabileceği vurgulanıyor ama dijital teknolojilere erişimin de -en azından şimdilik- yüksek maliyetleri olabileceğine de dikkat çekiliyor. Raporda ayrıca, ısıtma ve soğutmanın dijitalleştirilmesinin, kentsel ve kırsal alanlar arasındaki ayrımcılığın şiddetlenmesi ve yeni eşitsizlik türleri getirmesi riski bulunduğu da belirtiliyor. Rapora göre, dijital uçurum insanlar için olduğu kadar kuruluşlar için de geçerli. Daha büyük şirketler, KOBİ’lerden daha fazla dijital teknoloji alımı yapıyor ve inşaat gibi daha geleneksel sanayi sektörleri de geride kalıyor (Avrupa Parlamentosu, 2019).
Tüm bunlara karşın, aptal (!) yöntemlerle de akıllı kentler kurgulanacağına dikkat çeken bilimciler var. Toronto Üniversitesi’nden Shoshanna Saxe, dijital teknolojili akıllı şehirlerin, “her türlü öngörülemeyen güvenlik açığıyla yönetilmesi son derece karmaşık olacak” düşüncesine sahip. Saxe, “Teknoloji ürünleri hızlı yaşlanıyor: sensörler arızalandığında ne olur? Akıllı verilere göre asfaltlama gerektiren bir yol belirlendiğinde, yine de insanların asfalt ve silindirle gelip müdahale etmesi gerekecek. Bizler ‘mükemmel dilsiz şehirler’ inşa etmeye yönleniyoruz” diyor. Bu bir anti-teknoloji yaklaşımı değil. O sadece akıllı şehirlerin bazı durumda gereksiz olabileceğini düşünüyor. “Zorluklarımızın çoğu için yeni teknolojilere veya yeni fikirlere ihtiyacımız yok; eski fikirlerin en iyisini kullanmak için iradeye, öngörü ve cesarete ihtiyacımız var” diyor. Küresel ısınma, iklim değişikliği, doğal felaketler karşısında insanlığın mücadelesinde; binlerce yıldır elektronik sensörlere ihtiyaç duymadan uygulanan yöntemler, geliştirilmiş olan bilgelik hiçe sayılmamalı.
Harvard ve Columbia Üniversitelerinde kentsel tasarımda öğretim görevlisi olan Julia Watson, Lo-Tek: Radikal Tasarımı Benimsemek adlı kitabını yayımladı. “Doğa akıllıdır ve kadim bilgeliğimiz bize doğa ile akıllıca nasıl yaşayacağımızı anlatıyor” düşüncesini yansıtan kitapta Irak’taki yüzen adalar Ma’danlardan New Mexico’da çölde mahsül yetiştiriciliğine yönelik “waffle bahçeleri” oluşturan Zuni halkına ve Bali’nin subak pirinç teraslarına kadar, doğa ile dost, sürdürülebilir yaşamın bizatihi kendisi inceleniyor.
Prof. Kongjian Yu “İleri gitmek için var olanı, geçmişi silmek zorunda değilsiniz. İklim açısından, ekolojik olarak dayanıklı ve kültürel olarak içselleşmiş, doğa tabanlı geleneksel Çin teknolojisini kullanarak yerel zekayı kullanabilir, güzel kentsel mekanlar yapabiliriz” diyor. Belki de aptal (!) şehirler çok daha akılcı olabilir. Bunun dünya üzerinde çok parlak uygulamaları bulunuyor. Daha fazla klima ihtiyacının önüne daha fazla bitki ile geçilebiliyor. Wisconsin, Madison’da yapılan bir çalışmada, kentsel sıcaklığın %40 ağaç örtüsü artışı ile %5 oranında düşebileceği görüldü. Bitki örtüsü yoğunluğu yüksek olan yeşil çatılar binaları %60’a kadar soğutabiliyor. Daha önce keşfedilmemiş yüzlerce doğa tabanlı teknoloji de mevcut. Pek çok bilimci ve tasarımcı, biyoçeşitliliği bir yapı taşı olarak kullanan yumuşak sistemler uygulamazsa tasarımların doğal olarak sürdürülemez olacağını düşünüyor.

e-Belediye Dergisi