Osmanlı’da çevre ve sokak temizliği

20 Ekim 2017 Dergi: Eylül-Ekim 2017

Stratejik konumu itibariyla tarihin bütün dönemlerinde önemli bir yerleşim merkezi olmuş, pek çok imparatorluğa başkentlik yapmışve tarih boyunca çeşitli isimlerle adlandırılmış İstanbul şehri… Üç tarafı denizlerle çevrili, Avrupa ile Ortadoğu’yu birbirine bağlayan önemli bir ticaret merkezi…

Fatih Sultan Mehmet’in, şehri aldıktan hemen sonra ilk işi bu güzelim şehri eski günlerine kavuşturmak olmuş. Yaşanabilir bir şehir yaratmak amacıyla kolları sıvayan Osmanlılar, Fatih Sultan Mehmet dönemiyle birlikte yerleşen “temizlik” anlayışıyla, yaşadıkları şehrin temizliğine ayrı bir önem vermişler.Devlet ve halk elele vererek, o günün şartları doğrultusunda İstanbul’u temiz ve pisliklerden arındırılmış bir şehir yapmak üzere çalışmalarda bulunmuşlar…

O yıllarda temeli atılan bu temizlik anlayışının günümüzde hala önemini koruduğu aşikâr. Osmanlı Devleti’nde kadılarla ve arayıcı esnafıyla başlayan ve Şehremaneti’nin kurulmasıyla devem eden sokak ve caddelerin temizliği, bugün belediyelerin en önemli görevleri arasında.

Biz de İSTAÇ A.Ş.’nin ‘Osmanlı’da Çevre ve Sokak Temizliği’ yayınından derlediğimiz keyifli bir dosya ile sizi bu tarihi serüvene ortak ediyoruz…

Tanzimat’tan önce Osmanlı Devleti’nde belediye hizmetleri

Osmanlı Devleti’nde bugünkü anlamda belediyelerin kurulması arzusu ve şehir hizmetlerinin bu müesseselere bırakılması eğilimi ancak Tanzimat’ı izleyen yıllarda yoğunluk kazanmış ve Kırım Savaşı’nın ortaya çıkardığı bazı durumların da etkisiyle 1854-1855 tarihlerinde bu konuda adımlar atılmış.

Osmanlı şehrinin yönetimi ve yargı görevi ilmiye sınıfından olan kadılara bırakılırken, şehir idaresinde Osmanlı’nın kuruluşundan beri yer alan kadılar, 1826 yılına kadar varlıklarını devam ettirdiler. Kadı, sadece şehrin değil, civarındaki köy ve nahiyelerin de mülkî  amiri ve yargıcı idi ve bu yapıya da kaza dairesi deniliyordu. Merkez bürokrasisinin üyesi olan kadı,  belirli bir süre tayin edildiğİ bölgede yargının kolluk işlerinin mali görevlerinin ve şehir yönetiminin sorumlusu olarak yer alıyordu. Kadı, güvenlik amiri ve vakıfların denetçisi olurken, bu görevleri yerine getirmesi için kendisine yardımcı olan bazı görevliler, kurumlar ve gruplar vardı. Bunlar; ihtisab ağası, subaşı, kadı nâibi, böcekbaşı, çöplük subaşısı, tulumbacıbaşı, mimarbaşı gibi kimselerdi. Kadıların belediye hizmetleri olarak sayabileceğimiz  en önemli görevlerinden biri, çarşı ve pazarlar ile esnafı denetim altında tutmaları olarak karşımıza çıkar.

Bu dönemde şehrin temizliğini Subaşı’nın altında çalışan ‘Çöplük Subaşısı’ yaptırmakta ve denetlemekte idi. Buna göre,  çöpçübaşı, sokakları acem oğlanlarına temizlettirirdi. Çöplük Subaşısı’nın emrinde olan Arayıcılar ise, İstanbul’u semt semt dolaşıp, süprüntü yığınlarını, molozları, yangın yerlerini, dere ve deniz kenarındaki lağımları karıştırıp, eşelerler ve buldukları eşyaları satarak geçimlerini sağlarlardı. Evlerden, hane ve benzeri yerlerden çöpleri, süprüntüleri küfe ve zembillerle toplarlar, bunları deniz kenarında temizleyip içinde değerli bir şey bulurlarsa alırlar, kalan çöpleri de denize dökerlerdi.  İstanbul’un fethinden, 1868 yılına kadar birçok değişikliğe uğrayan başşehrin temizlik işlerini ‘Arayıcılar’ görmüşlerdir.

Bu dönemde İstanbul kadısına gönderilen hükümlerde esnafların çöp konusunda uyarıldığı ve çöplerin deniz atılmadığı takdirde cezalandırılacakları da belgeler arasında yer alıyor.

Çöplük Subaşısı’nın nezaretinde çalışan çöpçülere, “çöp çıkaran” da denilmekte idi. Ev ve dükkan sahipleri çöpleri atmaya mecbur olduğundan kendileri ve adamları yapmadığı zamanlarda bu işi ücret karşılığında yaptırıyorlardı. Sokaklardan geçerken “çöp çıkaran, çöp çıkaran” diye bağıran bu çöp toplayıcılar,sırtlarında bir küfe ile sokaklarda dolaşıyor, birikmiş çöpleri küfelerine doldurarak denize atıyorlardı.

Çarşı temizliğinden çarşı esnafı, mahalle aralarının, meydanların, sokakların temizlenmesinden ve konut çöplerinin toplanmasından arayıcı teşkilatı sorumluydu. Çarşıların temizliğinden esnaf kethüdası, mahalle aralarının temizliğinden ise mahalle imamları haberdar olmak zorundaydı. Çarşıların temizliği için yapılacak harcamalar ise ‘avarız sandığı’ denilen esnaf sandıklarından karşılanıyordu. Meydanlarla, umumi caddelerin kaldırımının tamiri ve temizlik işlerinin görülmesine Yeniçeri Ağası da karışmaktaydı. Askeri törenlerde, kılıç alayı vb. merasimlerden  önce yolların temizlenmesi emrolunurdu. Alayda Subaşı, maiyetiyle önde gider, yolların temizlenmesini sağlardı. Subaşılar, sokaklarda biriken çöpleri yıllık belli bir ücret karşılığında Arayıcı esnafına ihale ile verirdi.

Beyazıt, Sultanahmet gibi büyük meydanlar yılda bir iki defa hükümet eliyle gayr-i müslimlere temizletilir ve meydana gelen çöpler yine denize dökülürdü.

Klasik şehir yönetiminde cadde ve sokakların durumu

İstanbul’a ilişkin belgelerde, eskiden İstanbul’un cadde ve sokaklarının çok pis durumda olduğu göze çarpıyor. Bu belgelere göre, İstanbul; lağımsız, kaldırımsız, dar ve çıkmaz sokaklardan oluşuyordu. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar, yani Şehremaneti’nin kuruluşuna kadar sokakları çamurlu, tozlu, süprüntülü, mezbeleli durumdaydı. Bu da çöp yığınlarıyla iç içe yaşamı beraberinde getirmekteydi. Değişik seyyahların da bu konuyla ilgili görüşleri belgelerde yer alırken, bu eleştirilerden uzakta olan tek yer saraydan Edirnekapı’ya kadar olan caddedir. Burayı en güzel haline getiren şey ise, padişah ve diğer muteber kişilerin buradan muhteşem alaylarla geçmeleridir…

Çevre kirliliği, özellikle çağımızda korkunç bir felaket halini almış olmakla beraber, çevrenin temiz tutulması meselesi de her devirde insanlar arasında önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nde de çevre temizliği üzerinde hassasiyetle durulan bir konu.  Bugün şehirlerin, ilçelerini kasabaların, sokakların ve caddelerin temiz tutulması, suların temizliği ve sağlığa uygun olması, hava kirliliğinin önlenmesi belediyelerin görevleri arasında. Osmanlı Devleti’nde de bu görevler Kadı, Subaşı ve Voyvoda gibi görevliler tarafından yerine getirlirken, Şehremaneti’nin kurulmasından sonra bu sorumluluklar Şehremini’nin üzerinde bulunuyordu.

Osmanlı’da cadde, sokak , meydan, su bentleri, körfez ve limanların temizliği konusunda pek çok örnekle karşılaşmaktayız. İstanbul Mollasına gönderilen Hicri 1131 tarihli bir hükümde; İstanbul şehrinde bulunan sokak, çarşı ve meydanların temizliği, leş ve mezbelelerin şehir dışına atılması gerektiği belirtilmekte. Bu konuda padişahın fermanı gereği temizliğe dikkat edileceği, mahalle imamlarının temizliği denetlemesi gerektiği belirtiliyor. İstanbul’un her türlü pislik ve çirkin kokulardan ve diğer rahatsız edici kirlilikten arındırılması için mahalle ve sokaklara büyüklüğüne nisbetle ikişer üçer temizlik işçisi tayin edilerek sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşamaya çalışılmış. Yine mahalle ve sokaklara bekçi ve süpürgeciler tayin edilmiş, bu kişilerin ücretleri o mahallenin ve sokağın sakinlerinden alınmış. Bu tayin edilen temizlikçiler ve süpürgeciler gerekli hassasiyeti göstermezler, mezbele ve çöpleri iyi toplamazlar ise bunlara kürek cezası verilmesi emredilmiştir.

1881 tarihli Dahiliye Nezareti tezkiresine göre, birinci sınıf olarak bahsedilen dükkan ve mağazalardan 15 kuruş, ikinci sınıf dükkan ve mağazalardan 10 kuruş , üçüncü sınıf mağazalardan ise 5 kuruş temizlik-tanzîfat vergisi alınıyordu. Aynı tarihli tezkirede ev ve konaklardan alınacak ücret de şöyle belirtilmiştir: büyük konaklardan 15 kuruş, küçük konaklardan 10 kuruş ve küçük hanelerden 1-5 kuruş arası.

16 Mart 1889 tarihli Rusûm-ı Tanzîfiyye Kararnamesi’ne göre, bütün hane ve dükkan, mağaza, sokak, cadde ve meydan süprüntülerinin süprüntü arabalarıyla, araba giremeyen sokakların çöplerinin ise küfeli beygirlerle temizlik işçileri tarafından kaldırılacağı belirtiliyor. Kalabalık olan mahallelere hergün, sakin ve kalabalık olmayan  sokaklara iki günde bir sabahleyin erkenden gidilerek çöpleri kaldırılması, ev, dükkan ve mağazalar kiminse onlardan da temizlik vergisi alınması emredilmiş.

Hicri 1231 senesinde Eyüp çevresindeki derelerin eskiden yağmur yağdığında taşmadığı ancak zamanla mezbele, süprüntü ve molozların dere yataklarını doldurduğu için, yağmurlar yağdığı zaman sel sularının çarşı ve sokaklardaki ev ve dükkanlara zarar verdiği görülmüştür. Eyüp halkının bu konudaki  istek ve arzusuna binaen ferman buyuran padişah, Eyüp ve çevresindeki dere yataklarının mezbele ve molozlardan temizlenmesini emretmiş.

Yine bir temizlik örneğini de İstanbul halkının su ihtiyacını gördüğü bentlerin temizlenmesinde görüyoruz. Padişahın emriyle Kirazlıdere bendinin tamamının temizlettirildiği ve tamirinin yapıldığı da belgeler arasında yer alıyor.

1900’lü yıllara gelindiğinde, İstanbul’un çarşı ve sokaklarının, ev ve konaklarının süprüntü ve çöplerinin bir hayli çoğaldığı görülüyor. Özellikle sahile kıyısı olan semtlerin pek çok yerinde ‘tanzîfat iskeleleri’ yaptırılmış, bu iskelelerde toplanan şehrin çöp ve katı atıkları kayık ve mavna vasıtalarıyla Marmara açıklarına götürülüp boşaltılmaya başlanmıştı. Bu iskelelerden olan Beşiktaş tanzîfat iskelesi, Beşiktaş semtinin ve Yıldız Sarayı’nın çöplerini açık denize taşımak için kullanılıyordu. İstanbul’un en işlek ve kalabalık semtlerinden olan Eminönü ve Galata-Karaköy’de de tanzîfat iskeleleri bulunmaktaydı. Bunlardan Balıkpazarı tanzîfat iskelesi en işlek ve yararlı olanıydı. Ayrıca Kasımpaşa, Hatapkapısı ve Davutpaşa tanzîfat iskeleleri de varlığını bildiğimiz tanzîfat iskeleri arasında yer alıyor.

Yaz mevsimlerinde temizliğe her zamankinden daha çok dikkat etmek gerektiği de günümüzde olduğu gibi önem arzeden bir konu.  Belgelerde İstanbul halkının bu konu üzerine uyarıldığı yer alıyor. Örneğin bir belgede, uzun zamandır yağmurun yağmaması nedeniyle sokaklarda toz ve süprüntü biriktiğinden, meydana gelen kokuların bazı hastalıklara sebep olmaması için İstanbul, Eyüp, Galata, Üsküdar ve Boğaziçi’nde bulunan bütün hane, dükkan ve mağaza önleri, sahipleri tarafından süpürülüp temizlenmek, sokaklara bazı başı boş yerlere ve arsalara çöp ve hayvan leşleri atılmaması için duyurular bastırılarak halka dağıtılmak suretiyle İstanbul’un temiz ve yaşanabilir bir yaz geçirmesi sağlanmaya çalışılmış.

Kış aylarında ise, evlerin saçaklarında ve sokaklarda bol miktarda kar ve buz toplanmış olduğundan, bunların temizlenmesi gerektiği de buyurulmuş. Kurban bayramlarında kesilen hayvanların baş, ayak ve fazlalıklarının sokaklara, köşe ve bucaklara atılmaması ve kötü koku yayılmasına sebep olunmayacak şekilde hareket edilmesi gerektiği, aykırı hareket edenlerin de cezalandırılması öngörülmüş.

Osmanlı, yaşadığı çevreyi ve şehri temiz tutmak için o günün şartları ne gerektiriyorsa yerine getirmeye çalışmış…

Şehremaneti’ne doğru…

1850’li yılların İstanbul’u, 31 yıllık Tanzimat, ticari faaliyetlerdeki iş hacmini artırıp, kentin özellikle Beyoğlu ve Bebek’e uzanan kesimlerinde levanten, memur ve iş adamı nüfusunu yoğunlaştırmış.  Yeni inşa edilen mahalleler ile Osmanlı bürokrasisinin yerleşim merkezi olan Bâb-ı Ali arasında yoğun bir iş trafiği, Beyoğlu ve Galata arasında ise alışveriş ve eğlence trafiği göze çarpıyor.

İstanbul’da ilk imar planı çalışmaları

Avrupa ülkelerinde 19. yüzyıl boyunca çeşitli aşamalardan geçerek belli bir gelişim gösteren kent planlamacılığı, aslında Osmanlı Devleti’ni daha önceleri 18. yüzyılın sonlarında etkilemişti. Fransız Mühendis Kauffer’in 1786 yılında yaptığı İstanbul haritasını, İstanbul’a ilişkin gravürleriyle tanıdığımız ünlü mimar Melling tarafından 1802 tarihinde yapılan Topkapı Sarayı ve çevresini gösteren mevzi plan izlemişti. Osmanlı İmparatorluğu’nda kent bütünü ölçeğinde ilk imar planı sayılabilecek olan İstanbul’un ilk imar planını çalışmalarının, 1836-1837 yıllarında Sultan II. Mahmut Dönemi’nde Alman Mimar Helmuth Von Moltke tarafından, Osmanlı Devleti’nin çizdirdiği ilk harita üzerinde 1:25.000 ölçekli olarak yapıldığı da kabul edilmekte. Moltke’nin 1839 tarihli ilk planı, 1842 tarihinde Sultan Abdülmecit Han döneminde tamamlanmış ve  buna göre de ilk talimatname düzenlenmiş. Bu ilk talimatnamede; mahallelerde geometrik esaslara dayanan plan doğrultusunda düzgün yollar açılması; kentin eski Bizans yollarını izleyerek 5 ana arterinin her iki yanında üçer metrelik kaldırımları olan toplamı 15-20 metrelik genişlikte  ana arterlere dönüştürülmesi, yolların genişliklerine göre 4 kademeye ayrılması, hiçbir suretle çıkmaz sokak yapılmaması, yolların iki tarafının ağaçlandırılması, yeni yapılacak binaların kargir olması, Haliç’in iki yakasındaki sahilin temizlenip yeniden düzenlenmesi, cami ve diğer önemli anıtların önü gibi uygun mekanlarda geniş meydanlar açılması gibi ilkeler yer almış.

Görülmektedir ki h. Von Moltke’nin tasarımları, kenti bir bütün olarak düşünen Tanzimat felsefesi içinde İstanbul’un fiziki sorunlarına Avrupa kentlerine benzer bir çözüm getirmesine yöneliktir. Ancak adı geçen tasarıların hayata geçirilemediği de bir gerçektir.

İstanbul’da ilk kent planlama nizamnameleri

İstanbul’da kent planlaması ve inşaat faaliyetlerini düzenleyen ilk nizamname 1848 yılında Adalet Divan-ı Alisi tarafından çıkarılmış ve Ebniye Nizamnamesi (Yapılar Nizamnamesi) adı ile hazırlanmıştı. Moltke’nin planının içerdiği önlemlerin öncülüğünde hazırlanmış olan ve Osmanlıların ilk imar mevzuatı olan bu nizamnamede, şehir içindeki ulaşım kolaylığı ön plana alınmış, genel iletişimi geliştirme ve sokak şebekelerine kent çapında düzen getirme amacı ile büyük caddelerin haricinde sair caddelerde genişlikler 4,5 metreden 7,6 metreye çıkartılmış, ayrıca çıkmaz sokakların ortadan kaldırılması gereği de ortaya konmuştu.

Şehremaneti’nin kurulması

Tanzimat’la birlikte çağdaşlaşmaya başlayan yöneliş, Batınınkine benzer kent hizmetlerini de gündeme getiriyor ancak İstanbul’a batı başkentlerine benzer bir görünüm verme özlemi bir dizi reformu da gerekli kılıyordu. Kırım Harbi’nin (1853-1855) Osmanlı’nın takriben 370 bin nüfuslu başkent şehirciliğinde yarattığı karışıklığı bir düzene koymak amacıyla kent yönetiminin yeniden düzenlenmesi hususunda önemli bir büyük adım atılıyor  ve o güne kadar şehir hizmetlerinde etkin olan ‘İhtisab Nezareti’ lağvedilip, Meclis-i Vala (Yüce Meclis) tarafından bir nizamname hazırlanarak, Fransız modeli “Prefecture de la Ville” sözcüğünün doğrudan çevirisi olan “Şehremaneti” unvanı ile Dersaadet ve Bilad-i Selâse (üsküdar, Galata ve Eyüp)’de bir memuriyet ihdas edilmesine ve bir şehir meclisi kurulmasına karar veriliyordu. İstanbul’un ilk şehremini zaptiye müşiri Pepe Mehmed Paşazade Salih Paşa (13 Temmuz- 4 Kasım 1855) başkanlığındaki Şehremaneti’nin kurulmasından sonra  Bilad-i Selâse yerine İstanbul’un tüm çevresiyle bir kent bütünlüğü içinde örgütlenmesi ve daire-i belediyelerin kurulması gerçekleşmişti.

Gıda maddeleri gibi temel ihtiyaçların karşılanması, vergilerin salınması ve toplanması, yolların yapımı ve tamiri, kentin temizliği, güzelleştirilmesi, loncaların ve çarşıların denetimi Şehremaneti’nin başlıca sorumlulukları arasındaydı. 1877 yılında meclis tarafından çıkartılan “Dersaadet Belediye Kanunu” ile şehir kaynakları artırılarak nizamî belediye vergisi ve özel bağışlara ilaveten inşaat kontratları, gıda, ticaret beratları ve ruhsatlardan alınan vergilerle gelirler artırıldı.

İntizam-ı Şehir Komisyonu, 6. Daire-i Belediye

9 Mayıs 1855 tarihinde İstanbul’da hükûmetçe köklü bir programı uygulamak üzere “İntizam-ı Şehir Komisyonu” adı altında yeni bir komisyon kuruldu. İstanbul’un cadde ve sokaklarının daha iyi tanzimi konusunda çalışmalar yapacak olan bu komisyonun kuruluş beyannamesinde, İstanbul’un güzelleştirilmesi, temizlenmesi, yolların genişletilmesi, sokakların aydınlatılması ve inşaat usûllerinin düzenlenmesi ve belediye teşkilatının düzgün işleyen bir muhasebeye sahip olması konularında hizmetler verileceği ifade ediliyordu.

Yeel yönetim yetkilerinin çeşitli bölgelere devredilmesi anlayışının bir ürünü olarak komisyon, 28 Aralık 1857 tarihinde, kentin 14 idareye ayrılmasını öngören bir nizamnameyi hazırlamış ve çağdaş belediyeciliğin temllerini atmıştı. Dönemin resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayî’de yayınlanan bir raporla Pera, Galata ve Tophane’yi kapsama alanına alan “6. Daire-i Belediye”nin kurulduğu bu bölgenin kent reformunda pilot bölge olarak seçildiği bildiriler arasında yer almıştı.

6. Daire-i Belediye, çıkardığı sokaklara dair nizamnâmeler ile eski İntizam-ı Şehir Komisyonu’nun işlevlerine benzer konularda hizmetler vermiş, Şişhane Meydanı’ndaki, İtalyan Barborini tarafından 1879-1883 yılları arasında neoklasik tarzda inşa edilmiş (günümüzdeki Beyoğlu Belediye Başkanlığı binası olarak kullanılmakta olan) 6. Daire Konağı’nda icraatlarını sürdürmüştü. 1857 senesi içinde önemli icraatler sonuçlanmış ve  Galata Yüksek Kaldırımı ile Cadde-i Kebir’de ilk kez havagazı ile aydınlatma başlamıştı. Yine çevre düzenlenmesi amacı ile Galata surlarının bir bölümünün yıkımı, yolların olabildiğince genişletilmesi, taş kaldırımlar yapımı, mezarlıkların Şişli’ye taşınması, Taksim ve Tepebaşı’na parklar yapılması da aynı dönem içinde gördüğümüz aktiviteler arasındaydı.

Galata’nın pilot bölge olarak seçilmesinde en etkin sebep ise bu bölgenin 1840’lardan sonra İstanbul’un en gözde semti olması ve Avrupalı nüfusun büyük çoğunluğunun burada yaşamasında ileri geliyordu. İşte 6. Daire’yi yönetecek meclis ile, bundan evvelki meclisler arasındaki başlıca fark, buradaki üyeliğin niteliğinden kaynaklanarak ortaya çıkıyor ve itimada şayan görülen yabancılar ve levantenler başkentin yönetiminde etkin bir biçimde rol alıyordu. Tabii ki burada gözardı edemeyeceğimiz gerçekler belliydi. 6. Dairece hazırlanan projelerin hükümetin maddi imkanlarını aşması ve bu nedenle yabancılardan borç para alma olanağı…

İntizam-ı Şehir Komisyonu 1858 yılında dağıldı.

Islâhât-ı Turuk Komisyonu

18 Eylül 1865 tarihinde, İstanbul, tarihin en büyük yangınına, Hocapaşa Yangını ile sahne olmuş ve 2 bin 910 binanın kül olması sonucunda da yapı malzemeleri ve sokak dokularının durumunun ivedilikle ele alınması gereği için de yeni bir komisyon kurulmuştu. Islahat-ı Turuk Komisyonu ahşaptan kargire geçilmesi, sokakların genişletilmesi ve düzleştirilmesi konularında 1869 yılına kadar verimli bir şekilde çalışmış ve geniş çaplı bir kent planlaması bünyesindeki inşaat programını başarıyla yürütmüştü.  Komisyon o yıllarda Avrupa’da çok geçerli olan  ve Eugene Haussman tarafından ortaya atılan “Kentsel Korumacılık” kavramını ilke edinerek başlıca anıtların ve etrafını da açmış ve kentin ana yollarının büyük camiler ve büyük anıtların bulunduğu meydanlara doğru açılması şeklinde genişlemesini sağlamıştı.

Komisyonun göreve başladığı 1865 ile, dağıldığı 1869 yılları arasında geçen 4 yıl, İstanbul’un 19. Yüzyıl itibarıyla şahit olduğu en yoğun kent planlamasının uygulandığı dönem olarak kayıtlara geçti. Bu süre zarfında Islâhât-ı Turuk Komisyonu, Haliç’in iki yakasındaki başlıca arterleri oluşturmuş, geniş çaplı altyapı çalışmalarını tamamlamış, büyük camiler dahil şehrin en önemli anıtlarının çevresini açmıştı. Bu komisyonun izleri bugünün İstanbul’unda bile hissedilmekte ve tarihçi Osman Nuri Ergin’in, bu komisyonun kurulmasına Hocapaşa Yangını neden olduğu için: “Hocapaşa Yangını İstanbul’a felaket mi yoksa saadet mi getirmiştir?” tartışmasını yoruma açık bırakmıştı.

Arayıcı Esnafından Tanzimat Amelesine…

1826 yılında Yeniçeriler’in ortadan kaldırılmasıylabirlikte Çöpçü subaşılığı da lağvedilmiş oldu. İstanbul’un temizlik işleri, 1827’de kurulan İhtisab Nezareti’ne devredildi. Bu tarihte belediye işleri İstanbul Kadılığı’ndan İhtisab Nazırlığı’na bırakıldığı için temizlik işleri de bu nazırlığın uhdesine verilmiş oldu. II. Mahmut zamanında kurulmuş olan İhtisab Nezareti yeniden teşkilatlandırıldı. Daha önce İhtisab ağaları bir tür zabıta görevi görür, esnafı ve çevredeki ekonomik hayatı denetler, eksik tartıp ölçen esnafı gerekirse cezalandırır ve bazı durumlarda daha büyük cezalar için Bâb-ı Ali’ye başvururdu. İhtisab Nezareti kurulmadan önce bu görevin sınırları çok kesin olarak belirlenmemişti. Oysa 1827’de bu nezaretin kurulmasıyla, şehirlerde vergi toplamak, güvenliği sağlamak, ekonomik faaliyetlerin ve çarşı pazarların denetlenmesi, sağlıkla ilgili temizlik işlerinin kontrolünün sağlanması düşünüldü. Daha sonraki dönemde temizlik işleri, İhtisab Nezareti’nin kaldırılmasıyla Zaptiye Nezareti’ne devredildi. 13 Haziran 1854’te Şehremaneti Nizamnamesi’nin  ikinci maddesi ile şehrin temizlik işlerinin yürütülmesi ilk defa klasik şehir yönetimine özgü görevler üstlenen Şehremaneti’ne verilmiş. Osmanlı tarihinde ilk defa belediye, daire-i belediye, daire-i belediye reisi ve belediye meclisi gibi kavramlar da, özellikle batılı hayatın merkezi durumundaki semti Beyoğlu Belediyesi için söylenmeye başlanırken, Şehremaneti; bugünkü anlamıyla belediye teşkilâtının başlangıcını ifade eder.

Şehremaneti’nden sonra temizlik işleri

Günümüz anlamıyla tanzîfat, çöp ve çöpçüler kavramları bu dönemde zikredilmeye başlıyor. Çöp kelimesi Farsça “çöb”den gelmekte olup, ağaç, saman, çalı ve emsali şeylerin kırıntısı anlamlarını kapsamaktadır. Diğer bir tarifle çöp; insanların yaşamsal, sosyal, ekonomik faaliyetleri sonucunda işe yaramaz hâle gelen ve akıcı olabilecek kadar sıvı içermeyen her türlü madde ve malzemedir. 1854’te kurulan Şehremaneti çöp ve temizlik işlerini yüklenmiştir. Fakat sağlıklı bir işleyişe kavuşturulamayan temizlik işleri için 6. Daire-i Belediye’nin akılcı bir çözüm bulduğu görülmektedir. Galata-Beyoğlu çöplerinin ihale yöntemiyle kaldırtılması, anayolların haycan pisliklerinden, enkazdan, çamur ve tozdan arındırılması konusunda bu belediyenin çalışmaları Avrupa kentleri düzeyinde olmuşken, İstanbul tarafındaki sokaklar uzun zaman çamur, su birikintileri, gübre, pislik yığınları, kedi-köpek, fare ölüleri ile çok kötü manzaralar sergilemiş, arayıcı düzeni de giderek bozulmuştur. Nihayet 1868 tarihinde Şehremaneti yeni bir organizasyona giderek ilk kez çöp arabaları yaptırtmış, “çöpçü” adı altında aylık personel istihdamıyla bu işi üstlenme gereği duymuştur. Çöpçülerin kontrolü ise belediye kavaslarına bırakılmıştır. Ancak bu dönemdeki temizliklerin meydan, anayol, çarşı, pazar sınırlarını aşmadığı, mahalle içlerinin ise eski durumunda bırakıldığı görülmüştür. Özellikle de arsalar ve terkedilmiş evler ve viranelikler, birer çöplük durumunda kalmaya devam etmiştir.

Bu dönemde Galata ve Beyoğlu civarları Şişli’ye doğru büyümeye başlamış ancak bu büyümeye uygun bir altyapı tesis edilememiştir. Özellikle temizlik ve kanalizasyon hizmetleri yetersiz kalmıştır. Semtlerin pislikleri alelacele kurulan bir tesisle Kasımpaşa deresine aktarılmıştır. Başlangıcından beri Haliç, kıyı semtlerinin kanalizasyon ve çöp gibi atıkların boşaltıldığı bir yer olurken, 6. Daire-i Belediye de aynı şekilde mezbaha atıklarını, çöp ve kanalizasyonunu Haliç’e boşaltmaya devam etmiştir. Temizlik hizmetlerinin yerine getirilebilmesi için 20 Nisan 1859’da çıkarılan “Sokaklara Dair Nizamname” de 6. Daire bölgesindeki sokaklar 3 sınıfa ayrılmış, temizlik işleri eksiltme usulü ile ihale edilmiştir.

Çıkarılan Sokaklara Dair Nizamname’nin beşinci  ve onbirinci bentleri arası, sokakların süpürülmesi ve temizlenmesini içermektedir. Bu aynı zamanda İstanbul’da ilk defa oluşturulan 6. Daire-i Belediye’ye mahsus birer Zabıta Talimatnamesi olarak kayıtlara geçmektedir.

Osmanlı Devleti’nde belediye teşkilatının hukuki temelleri I. Meşrutiyet döneminde atılırken, 1877’de çıkarılan Vilayet ve Dersaadet Belediye Kanunları’na göre ortaya konulan belediye statü ve uygulaması, sonraki dönemlere de damgasını vurmuştur. Bu kanunlarla belediye imar işlerini düzenleme ve denetleme, aydınlatma, temizlik, pazar ve alışveriş denetimi gibi görevler de verildi.

1877 yılında çıkarılan Vilayet Belediye Kanunu’nun üçüncü maddesinde temizliğin yapılması için gerekli kanun maddesi de  mevcuttu. Temizlik emrinin icrası için memlekete hâsıl olacak süprüntü, sahil olmayan yerlerde şehrin dışında toplanarak ve çöplüklere nakledilerek, cadde ve sokakların temiz tutulması gerektiği bildirilmiştir.

Şehremaneti ve belediye dairelerinin çalışmalarına rağmen İstanbul’un cadde ve sokak meydanları ile mahalle aralarının temizlenmesi, pisliklerden arındırılması hep sorun olmuştur. Belediyeler temizlik işine ne kadar önem verirlerse versinler, tam manasıyla temizliği sağlayamamışlardır.

İstanbul’un temizlik işlerini yürütecek düzenli bir teşkilat II. Meşrutiyet’ten sonra Cemil Topuzlu Paşa döneminde kurulabilmiştir. Cemil Paşa’nın birinci şehreminliği zamanında, 1911 yılında “Nezafet-i Fenniye Müdürlüğü” kuruldu. Cemil Paşa, İstanbul’un temizliğine ve düzenlenmesi işlerine büyük önem vermiş, temizlik işlerine önemli bir bütçe ayırmıştı. 1900’lerin başında İstanbul’da caddeleri, yalın ayaklı, baldırı çıplak adamlar, tekerlekli ve mafsallı hortumlar vasıtasıyla, köşe başlarındaki Terkos yangın musluklarından aldıkları sularla sularlardı. Cemil Paşa’nın şehreminliği zamanında caddeler her gece bol sularla yıkanır ve süpürülürdü.

Nezafet’i Fenniye Müdürlüğü’nün kurulmasıyla birlikte, tanzîfat müfettişleri tayin edildi, sokaklar geceleri yıkanıp temizlenmeye başlandı, hayvanlarla çekilen çöp arabaları yaptırıldı. Çöp arabalarını çeken hayvanlar için ahırlar inşa edildi. Temizlik işine büyük masraflar edilerek İstanbul ilk defa ciddi ve fenni temizlik gördü. Tabii bütün bu işlerin yapılmasında Nezafet-i Fenniye Müdürü Mühendis Selahattin Bey’in de büyük rolü olduğu aşikardır.

I. Dünya Savaşı bütün bu yenilikleri altüst etmiş, gelişimini engellemiştir. Savaşın çıkmasıyla birlikte arazözlere ve hayvanlara ordu tarafından el konulmuş, genç ameleler de askere alınarak temizlik işi kadın ve çocuklara kalmıştır. Cemil Paşa’nın büyük paralar harcayarak oluşturduğu teşkilat mahvolmuştur.

I. Dünya  Savaşı’nın çıkması ve ordunun atlara el koyması, atlı tramvayların işlemesini de sekteye uğratmış, temizlik arabalarıyla tramvaylar aynı kaderi paylaşmışlardır. Cemil Paşa’nın İstanbul genelinde yaptırmış olduğu ahırlarda, atlı tramvayların atlarıyla temizlik arabalarının atları bir arada barınmışlardır.

Mütareke’den sonra Cemil Topuzlu Paşa’nın ikinci şehreminliğinde tanzifat işleriyle tekrar, ciddi olarak uğraşıldı. Her türlü eksiklikler giderilip tamamlandı. Nezafet-i Fenniye Müdürlüğü’ne Dr. Vedi Bey atanarak çalışmalar yeniden başlatıldı. İstanbul sokakları çok iyi temizlendiyse de bu yolda yapılan harcamalar Şehremaneti’ni iflasa mahkum etti.  Çünkü tanzifat resmi (vergisi) olarak İstanbul halkından senede ancak 50 bin lira toplanabiliyor, bu parayı da Şehremaneti istikrazına karşılık olarak Maliye Nezareti alıyordu.

İstanbul’da ulaşım, aydınlanma ve haberleşme gibi kent hizmetleri vermek amacıyla yerli ve yabancı şirketler kurulurken, İstanbul Belediyesi de yapacağı yatırımların finansmanını sağlamak için 1908 yılında, Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra 1 milyon Osmanlı lirası tutarında bir borçlanmaya gitmişti.

1912 Balkan Harbi nedeniyle İstanbul’a gelen yüzbinlerce muhacir, yaralı ve hastanın yerleştirilmesi ve bakımı ile büyük yangın yerlerinin yeniden imara açılması için gerekli parasal kaynak, mali zorluk içinde bulunan hükümet tarafından karşılanamayınca, zamanın Belediye Başkanı Cemil Topuzlu, Maliye Nazırı ile anlaşarak ve hükümet garantisi sağlayarak 1913 yılında 25.221.500 Frank tutarında bir dış borçlanmaya gitti. Hükümet garantisinin yanı sıra Galata ve Unkapanı köprülerinin geçiş paraları fazlası gibi, bazı belediye gelirleri de karşılık gösterildi. Elde edilen parayla Aksaray ve Sultanahmet yangın yerleri temizlendi. Eminönü-Beyazıd-Aksaray yolu açıldı ve ayrıca Belediye’nin çeşitli amaçlarla kullandığı at arabaları için Rusya’dan 200 kadar beygir satın alındı. Atlı tramvaylar ve temizlik arabalarında da çoğunlukla bu beygirler kullanıldı.

1920’lere gelindiğinde İstanbul şehrinin cadde ve sokaklarının temizliğinin gündüz saatlerinden ziyade geceleri yapılmaya başlandığı görülmektedir. Sokakların gündüzleri süpürülmesi sıhhat ve sağlık açısından sakıncalar doğurduğu için cadde ve sokakların geceleri temizlenmesine karar verilmiştir. 24 Eylül 1920 tarihli Vakit gazetesinde de bu konuyla ilgili olarak bilgiler mevcut olurken, temizlikçilerin çevreyi gündüz süpürmesi hakkında gerekli uyarılar Sıhhiye Müdürü tarafından yapılmıştır.

Cumhuriyet Dönemi çevre temizliği

Ankara’da kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1921 Anayasası ile mahallî idarelere vilayet düzeyinde önemli ölçüde özerklikler vermiş olduğu halde, bu durum uygulamaya geçirilememiştir. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti’nden 389 adet belediye devralmıştır. Bu dönemde de İstanbul Şehremaneti’nin sorunları alabildiğince çoktur. Zamanın şehremini Dr. Emin Bey, icraatını anlatırken Beyazıt Meydanı’na havuz, Heybeliada’ya iskele ve şehrin sokaklarına 300 adet lamba taktırdığını söylemektedir. Benzer problemler Ankara ve diğer büyük şehirlerde de sürmektedir. Hala belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri seçimle iş başına gelmiyordu. Nihayet 3 Nisan 1930’da çıkarılan Belediye Kanunu ile şehremaneti, şehremini vb. gibi bütün isimler ve unvanlar kaldırılarak, bütün teşkilatların adı belediye yapıldı ve belediye meclisi gibi unvanlar genelleştirildi. Bu dönemde çıkarılan yasalar Cumhuriyet dönemi belediyeciliğinin temellerini oluşturmuştur.

Bu dönemde İstanbul’un temizlik işlerinden sorumlu teşkilat, İstanbul Belediyesi’dir. İstanbul Belediyesi, Belediye Kanunu’nun 15/1 maddesi ile “umuma açık olan yerlerin temizliğine, intizamına bakmak”; 15/10 maddesi ile “umuma ait yerlerde beldenin umumi temizliğini bozacak şeyleri kaldırmak”; 15/13 maddesi ile “umumun selamet, sıhhat ve huzur ve istirahatine tesiri melhuz olan … süprüntülük nevilerini ve şartlarını evvelden tespit ve ilan etmek ve ona göre ruhsata bağlamak” ve 15/23 maddesi ile “sokak, meydan, iskele, köprü, Pazar, panayır gibi umumi mahalleleri daima temiz tutmak, yıkamak, temiz sularla sulatmak, kışın çamur, kar ve buzları kaldırtmak” ile görevli kılınmıştır.

1984’te 3030 sayılı Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun ile İstanbul Belediyesi, bir metropol belediyesi teşkilatı haline gelmiş ve kentin temizliğinden artık ilçe belediyeleri sorumlu kılınmıştır. Büyükşehir belediyesi olarak İstanbul Belediyesi, ilgili kanunun kendisine yüklediği (madde 6/j) çöplerin, sanayi atıklarının toplanma yerlerinin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve imhası için gerekli tesisleri kurmak , kurdurmak, işletmek veya işlettirmekten sorumludur. Ayrıca 2872 sayılı Çevre Kanunu gereğince çıkarılan 4 Mart 1992 tarihli Katı Atık Yönetmeliği, Hastane Atıkları Yönetmeliği ve 11 Temmuz 1993 tarihli Zararlı Atıklar Yönetmeliği de Büyükşehir Belediyesine bazı yükümlülükler getirmektedir.

Cumhuriyet dönemi İstanbul’unda temizlik işlerine çok önem verilmiş, hatta en büyük meselelerden biri olarak ele alınmıştır. Bu önemli mesele İstanbul Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü’nün kontrolünde yerine getirilmeye çalışılmaktadır.

Artık bu dönemde eskinin “tanzifat amelesi “ kavramı yerini “çöpçü” kelimesine bırakmıştır. Resmi kayıtlarda ise “temizlik işçisi” olarak adlandırılmıştır. Temizlik İşleri Müdürlüğü’nün çalışma esasları ise dört başlık altında toplanmıştır:

1-cadde ve sokakların temizlenmesi,

2-Temizlenmiş caddeden çöpleri toplama, taşıma,

3-Çöplerin imhası,

4-Kar temizliği

İstanbul’un fethiyle birlikte şehrin temizlik işlerini görmeye başlayan arayıcı esnafı, topladıkları süprüntü ve mezbeleleri sahil kenarlarına getirip, işe yarar şeyleri aldıktan sonra denize dökerlerdi. Bu sistem yüzyıllar boyunca devam ederken, Şehremaneti’nin kurulmasıyla beraber bu sistem daha da gelişmiş, tanzifat iskeleleri mavnaları şehrin sahil kesimine doğru hızla çoğalmıştı. Koca şehrin atıkları mavnalarla Marmara Denizi’ne dökülüyordu. Bu çöplerin denize dökülme biçimindeki imha şekli Cumhuriyet dönemi İstanbul’unda da devam etmişti. Şehir giderek büyümüş, çağın gerektirdiği çöp ve atıkları deniz artık eritemez olmuştu. 1953 yılına kadar Marmara ve Haliç’e dökülen İstanbul çöplerinin kıyıda kötü görüntüler oluşturması sebebiyle, karada depolanması için başlatılan çalışmalar sonucu ilk kez çöp depolama sahaları oluşturulmuştur. Şehre nispeten yakın yerlerde küçük çukurların doldurulması şeklinde başlatılan uygulama, daha sonra derin vadilerden oluşan büyük boşlukların keşfedilmesiyle devam etmiştir. İlk kullanılan çöp depolama sahaları, Kemerburgaz, Habipler, Halkalı, Merdivenköy, Sanayi Mahallesi, Ümraniye ve Yakacık çöplükleri olmuş. 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir iştiraki olan İSTAÇ A.Ş’nin kurulmasıyla bu vahşi çöp depolama sahaları yerini düzenli depolama sahalarına bırakmıştır. Şu an İstanbul’da hali hazırda Odayeri, Kömürcüoda ve Seymen düzenli depolama sahaları olmak üzere 3 adet depolama sahası bulunuyor. Bunun yanı sıra saha yapımları devam ediyor. Düzenli depolama tesislerinde Avrupa yakasında bulunan 4 adet, Anadolu yakasında bulunan 3 adet aktarma istasyonlarından gelen belediye(evsel) atıkları bertaraf ediliyor. İlçe belediyelerinin araçlarıyla toplanıp günlük ortalama 530 seferle katı atık aktarma istasyonlarına getirilen yaklaşık 15 bin ton evsel katı atık, daha büyük araçlarla düzenli depolama alanlarına taşınarak bertaraf ediliyor. Trafik yükü yüzde 75 oranında azaltılıyor ve yakıttan tasarruf sağlanıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait Anadolu yakasında 3, Avrupa yakasında ise 4 adet katı atık aktarma istasyonu işletiliyor.

Günümüzde gelişen teknolojinin de yardımıyla artık çöpler sadece çöp olarak kalmıyor enerji endüstrisine ve geri dönüşüme de katkı sağlıyorlar.

 

Kaynak: Mehmet Mazak, Osmanlı’da Çevre ve Sokak Temizliği, İSTAÇ, 2001



Slider Altına